Siyasi intihar mı?

ankara-13mart-bw-crop2PKK’nın Ankara’da sivil halka karşı gerçekleştirdiği son (13 Mart 2016),

canlı bomba saldırısı bir çok şeyi değiştirecek, öyle görünüyor.

PKK’nın Türkiye’deki, elverirse Rojava’daki meşruiyeti ve gücü, kırılmasa bile oylumundan çıkacak.

Kürt siyasi hareketine legalite yasaklanmasa bile, teşvik görmeyecek.

Kapat bir partiyi, geç ötekine dönemi geri gelmese bile, partinin açık olup olmadığı kimseyi ilgilendirmeyecek.

PKK’ya Kürtler dışında sempati duyan kalmayacak.

Kürtlerde PKK’ya sempati daralacak.

Askeri başarıları dahi PKK’nın siyasi yenilgisi anlamına gelecek .

***

Bu duruma stratejik hatalardan gelindi.

Zaman son 5 yıl içinde PKK açısından bir çok şeyi örtüştürdü.

Irak ve Suriye’nin bileşenlerine çatlaması Kürtlerin önünü açtı ve

her iki ülkede yaşayan Kürtler için “yurt” ve “devlet” şansı belirdi.

Tüm Kürtler adına düşünen ve hayal eden PKK durumu gördü ve

asıl birikimini sağladığı Türkiye’de Türk devletine, aynı zamanda

Misakımillî temelinde çıkar ortaklığını da (Musul) ifade eden

İslam kardeşliği temelli bir “siyasi ortaklık” önerdi.

Türk devlet aklı haline gelmiş bulunan AKP’nin aklı buna yattı.

“Çözüm süreci” oyunu böyle başladı.

***

“Çözüm süreci” olarak adlandırılan şey aslında bizim bildiğimiz anlamdaki

“Kürt meselesi”nin çözümü değildi.

Kürtler Türkiye’de siyasi statü kazandıktan sonra gündeme gelebilecek

emperyal bir Türk-Kürt projesinin erkene alınmasıydı.

“Musul’u alamayan Diyarbakır’ı verir” saçmalığı dönüp dolaşıp,

AKP’nin aklına yatmıştı.

PKK bunu fırsat bildi, yürüyüşten yüksek atlamaya geçti.

Bu bir politik öngörü değil, somut bir durumdan çıkarılan yanlış bir soyutlamaydı.

Böyle durumlarda genellikle hayallerden vazgeçilir,

reel politikaya ağırlık verilirdi.

Reel politika ise, olabilecek çözümlere odaklanmayı gerektirirdi.

Örgütler, bir adım daha ilerleyebilmek için “hedef program”larını

bir kenara koyar, “güncel program”larını öne çıkarırlardı.

PKK bunu yapamadı; aksini yaptı.

Türkiye- Irak- Suriye’ye ait, ayrı ayrı olması gereken Kürt projelerini

birleştirdi ve “büyük kurtuluş” saatinin çaldığını düşündü.

Devreye hemen “yedi düvel” girdi.

AKP hayal kurmaktan vazgeçti.

PKK’ya, Türk devleti ile iş tutmanın faturasını kesti.

***

Ümit Fırat duruma, “PKK’nın intiharı” dedi.

En iyi o bilmese de, bizden iyi bilir.

Kürt varsa, PKK da vardır.

Türkiye’de intihar etmiştir, Kürdistan’da değil.

Siyasi intihardır, askeri değil.

Bir Halk yerelde birine %80 oy vermişse;

“yabancı”ya oy vermemişse, o “biri” kendisidir ve

o halk, “kendine oy vermiştir!”

Buna “otonomi” de dersin, “özerklik” de.

PKK’nın ne dediği anlaşılamamıştır.

***

PKK kendini “sol”da tanımlamaktan hiç vazgeçmedi.

Siyaset sahnesine sürdüğü HDP de “sol”a yerleşti.

“Sol gerilla” ve “sol özgürlük savaşçılığı” Türkiye’de bilinmez

bir şey değildir. Asya’da, Afrika’da, Latin Amerika’da ...

burjuvasını da gördük, küçük burjuvasını da, köylüsünü de.

Bunların hiçbiri masum sivilleri öldürmedi. Bunların hiçbiri

Onat Kutlar’ı öldürmedi. Solculuğun değerlerini asgarisinden de olsa

taşımak güçtür. PKK başka yerde ne düşünür, ne yapar,

bu bizi pek ilgilendirmez. Ankara’da yaptığını sola yapmıştır,

telafi edilemez türdendir. Yaptığını HDP’ye yapmıştır,

HDP diye bir parti artık kalmamıştır.

***

Kürtler HDP’yi anlamadılar ama, ne işe yarayacağını bilmeden oy verdiler.

Beklenmeyen bir sonuç doğdu. AKP rejimi yara aldı. Bu yaradan ustalıkla girilebilir, rejim sarsılabilirdi. Yıkılırsa kimin başına düşerdi bilinmez ama rejim muhalefeti özgüven kazanırdı.

Türkiye solu sandığa önem vermeme hastalığından çıkabilmiş değildir. Kendini bir de sandığa dönük programlamayı öğrenme çabası içine girerdi. Türkiye’de solun güçlenmesi,

neresinden bakarsan bak, Kürtlerin daha çok işine gelirdi. Bu kapı da aralanır gibi olduktan sonra Ankara olayı ile birlikte üstüne örtüldü.

***

HDP’yi gözden mi çıkarılmalı?

Besbelli ki AKP devleti HDP’ye “legal görünümlü illegal parti” muamelesi yapmakta sınır tanımayacak. Kendi bilir.

Meşru bir siyasal partiye saldıran devletse devlet, hükümetse hükümet, kendi meşruiyetini zedeler. Bundan hareketle HDP’de ısrarcı olunmalıdır.

HDP’ye saldırılar CHP için de sınav niteliğinde olacaktır. HDP’de ısrarcı olunursa CHP içinde çürümüş ve neredeyse Baykal’dan ibaret hale gelmiş ulusalcı faşist kanat, “bu kadarı fazla” diyen CHP’liler tarafından kusulacaktır.

“Ben gidersem devlet yıkılır” diyen Erdoğan bir doğruyu dile getirmektedir.

Bu durumda CHP; Erdoğan’la arasına koyduğu mesafeyi devletle kendisi arasına da koymak zorunda kalacaktır.

CHP devletten uzaklaştıkça soluklanacak ve demokratik güçlere yakınlaşacaktır.

CHP bu politikayı kendi içinden çıkarmayı aklına getirmiyor, çünkü getirse de yine kendi içinden engelleneceğini biliyor. Bu nedenle CHP’ye dışarıdan cesaret verecek politikalara ihtiyaç vardır. HDP ile sol güçlerin bu politikayı birlikte üretmesi gerekiyor.

Türk ve Kürt dahil, Türkiye toplumunun hamuru da bellidir, mayası da. Demokratik bir siyasal blok malzemesi her zaman CHP+sol’da olmuştur. Kürt solu da bu malzemenin bir parçasıdır. Ve her defasında, bıçak kemiğe dayandığı durumda bile CHP uzak durduğu ve “sol bana mecbur” dediği için böyle bir demokratik blok hiç bir zaman kurulamamıştır. Bunun bedeli de çok ağır ödenmiştir.

Ama bugün “CHP sola mecbur”dur, HDP’ye mecburdur, ortalıkta serseri mayın gibi gezinen tek bir solcuya dahi muhtaçtır. Bu nesnel durumu politikaya dönüştürmek, CHP’yi umutlandırmak HDP’ye ve sola düşmektedir.

Zamanıdır.