Çizdiğiniz Sınırlara İnat Yaşamlarımız, Emeğimiz, Özgürlüğümüz ve Barış için Direniyoruz!

8mart-grafik-cropKadına yönelik tacizin ve tecavüzün, devlet tarafından sistematikleştirilen şiddetin ve baskının, erkek iktidarın giderek arttığı bu zamanlarda, erkek egemenler 8 Martları yasaklayıp biz kadınları sokaklardan yalıtmaya çalışsa da, her yıl olduğu gibi bu 8 Mart’ta da sokaklardayız.

Bedenlerimize, kimliğimize, emeğimize, yaşam alanlarımıza karşı açılmış bir savaşın içinde bu yıl 8 Mart’ı karşılıyoruz. Erkek egemenliği ile sarmalanmış hayatlarımızı barış, eşitlik ve özgürlük için savundukça erkek-devlet şiddetinin en açık, en ağır hallerini yaşıyoruz bu günlerde. Hayatlarımızı teslim almaya çalışanlara karşı kadınlar var oldukça direniş de umut da var olacak diyoruz.

Bedenlerimiz korku ve nefretle yürütülen bir savaşın açık hedefi halinde. Kadın cinayetleri katliam boyutuna varmışken, her gün taciz, tecavüz ve erkek şiddeti ile karşılaşıyoruz. 2015 yılında verilere yansıdığı kadarıyla 300’ü aşkın kadın boşanmak istediği için, çalışmak istediği için, bir erkeği reddettiği için kendi hayatına kendi karar vermek istediği için öldürüldü.  En fazla yakınındaki erkekler ya da hiç tanımadığı bir erkek tarafından katledildi kadınlar. Cinsiyetçi, kadın düşmanı politikalar sonucunda şiddet, cinsel saldırı, kadın cinayetleri oldukça arttı. Buna rağmen kadınlar ölümü pahasına direnmeye, hayatlarına sahip çıkmaya devam ediyor.

Son 8 ayda Diyarbakır, Suruç, Ankara, İstanbul’da bombalar hayatlarımıza düşerken Cizre, Nusaybin, Sur, Silvan, Silopi’de onlarca kadını devlet şiddeti ile kaybettik. Coğrafyanın batısında tecavüze uğrayan kadın için “Gece 3’te dışarıda ne işi varmış” diyen zihniyet, Kürdistan’da katledildikten sonra çıplak bedeni teşhir edilen kadınlar için “devlete karşı gelirsen hak edersin” diyor. Biz “hak ettiği” düşünülen kadınlar savaş-erkeklik ve devlet ilişkisini çok yakından tanıyoruz. Bu zihniyet kadını düşman, kadın bedenini işgal alanı, savaşı da tecavüz olarak algılayan erkek zihniyetin ta kendisidir! Kadınlar itaati değil direnmeyi seçiyor. O yüzden bugün erkek-devlet şiddetine karşı öz savunmasını üreten, hayatını savunan kadınlar var. Yaşam alanlarını terk etmemekte direnen, hayat biçimlerinin elinden alınmasına izin vermeyen, yerin üstünü altına feda etmeyi reddeden, her türlü tehdide rağmen boşanan, kendine dayatılan muhafazakâr yaşama boyun eğmeyen, öldürülmemek için gerektiğinde öldürmek zorunda kalan, emeğine sahip çıkmak için onca baskıya rağmen greve çıkan, örgütlenen kadınlar var. Biz neyi hak ettiğimizi çok iyi biliyoruz: Bizler gerçek adaleti, gerçek barışı, eşitliği, özgürlüğü hak ediyoruz! Bunun için de sonuna kadar mücadelemizde ısrar edeceğiz!

Savaşın yarattığı yıkım Ortadoğu’da binlerce insanın canını tehdit etmeye devam ediyor. Savaşın suç ortağı AKP mültecilerin canı üzerinde yaptığı pazarlıklarla hem içerde savaşı büyütüyor hem de yüz binlerce insanın güvencesiz koşullarda yaşam sürmesine neden oluyor. Mülteci kadınlar her türlü tacize, tecavüze karşı savunmasız bırakılıyor.

Katledilen kadınların sayısından bile bihaber olan, bakanı kadına yönelik şiddetin “algıda seçicilik” olduğunu söyleyen, kadının ne yapması gerektiğini her gün farklı mecralardan buyran, ancak kadın katillerine tek bir söz etmeyen, kadın cinayetlerine göz yuman ve karakoluyla, yargısıyla katliamın esas sorumlusu olan devlete karşı isyandayız.

“Kadın-erkek eşit değildir” diyerek muhafazakâr, baskıcı politikalarla kadınların hayatını biçimlendirmeye çalışan AKP iktidarı erkek şiddetini toplum içinde yeniden ve yeniden üretiyor. Kız çocuklarını hedef alan, Alevilerle evlenilmez diyerek mezhepçi, ırkçı açıklamalarda bulunan kadın düşmanı Diyanet’in fetvalarına sessiz kalmıyoruz ve gerçek eşitlik için isyan ediyoruz.

LGBTİ’lerin cinsel kimlik ve cinsel yönelimlerine karşı AKP’nin söylemlerinde erkek egemen ve heteroseksist sistemin önde gelen savunucularından biri olduğunu görüyoruz. Trans cinayetleri, nefret cinayetleri erkek-yargı tarafından cezalandırılmak bir yana toplumda giderek meşrulaştırılırken; biz LGBTİ’ler her türlü ayrımcılığa, cinsiyetçiliğe karşı mücadele etmeye devam ediyoruz!

İktidar, bir yandan “aile”ye kutsal derken, bir yandan kadınlara “çok çocuk doğurun, devlete hibe edin” derken, diğer yandan aşama aşama kreşleri kapattı, okul öncesi eğitimi Milli Eğitim’in bir parçası olmaktan çıkardı ve dini kurumlara devretti, patronların kreş açma zorunluluğunu ortadan kaldırdı, yaşlı bakım evlerini kapattı... Önce kadınları uzun çalışma saatlerine, kötü çalışma koşullarına, bakım yüklerinin ağırlaşmasına mahkum edip, sonra da güvencesizliğin adı olan esnek çalışmayı “müjde” diye sundu! 2008 yılından bu yana parça parça hayatımıza soktuğu kiralık işçiliği, kölelik koşullarını, yarı zamanlı ve güvencesiz çalışmayı, emekliliği hayal haline getiren koşulları tam da bu sene, savaşın tozu dumanı arasında torba yasaya doldurarak yasalaştırdı. Adına “müjde” denen bu kölelik yasalarının kadınlara daha fazla yoksulluk, daha fazla şiddet, daha fazla geleceksizlik getireceğini biliyoruz. Bizler biliyoruz ki yoksulluk arttıkça evdeki, işteki yük kadınların sırtına yükleniyor, emeğimiz daha da görünmezleşiyor.

Bize “müjde” diye duyurdukları bu kölelik düzenine mahkum değiliz! Güvenceli, tam zamanlı, kreşi, emzirme odası olan, sosyal hakları ve kıdem tazminatları güvence altında olan, ücreti yaşamaya yetecek işlerde çalışmayı hak ediyoruz! 157 yıl önce bugün, emekçi kadınları, canları pahasına 8 saatlik iş günü için direnişe geçtiklerinden dolayı katledenler, on binlerce kadının insanca yaşam koşullarına kavuşmak için yaşamın her alanında yürüttükleri mücadelelerle tarihten silindiler. Bugün esnek çalışma, doğum yardımı diye çıkarılan paketlerle  sermayenin, patronların çıkarlarını korurken kadınlara güvencesizliği dayatanlar da bu tarihi dersi alacaklar.

Hayatımıza, yaşam alanlarımıza yönelik saldırıların karşısında kimimiz Arin, Sakine, kimimiz Özgecan, Ayşe Paşalı, kimimiz Nevin, Çilem, kimimiz Havva ana, Cizre’de, Sur’da, Artvin’de direnen kadınlar olduk.

IŞİD’e karşı, yaşamı savunmak için savaşa karşı, IŞİD’le işbirliği içinde olan devlete karşı, rejime karşı, erkek şiddetine, cinsel saldırılara, kadın cinayetlerine karşı, muhafazakârlaşmaya karşı, emeğimizin sömürüsüne karşı, devletin baskısına karşı, yaşam alanlarımıza yönelik saldırılara karşı biz kadınların mücadelesi, dünyanın dört bir yanında büyük direnişlere dönüştü. Bu topraklarda ve tüm dünyada 8 Mart’ı direnişle karşılıyoruz!

Dünyanın yarısını oluşturan bizler evde, sokakta, okulda, işte hayatın her alanında toplumsal yaşamda bizleri yok saymaya çalışan erke karşı kadınlar ve LGBTİ’ler olarak direnmeye devam edeceğiz. Yaşam, eşitlik, barış ve özgürlük için isyan, direniş ve dayanışma ile hayatı hep birlikte örgütleyeceğiz. Şimdiye kadar hakkımız olanları, özgürlüğümüzü nasıl kazandıysak yine kazanacağız.

Geçtiğimiz Ekim ayında çok sevdiğimiz Gülten Akın’ı kaybetmiş olsak da, onun dizeleri ile umut devam edecek.

Düz gitmeden önce ülkeyi bir baştan bir başa

Yalana yaslanmış bir çeşit erk kurulmadan önce

Köprüler ve yollar tahviller senetler hükmünde

Dışa açılmadan önce içe açılmadan önce kapanmadan önce

Nehirlerimiz ve dağlarımız ve başka başka nelerimiz

Senet senet satılmadan önce

Bizler dayanışmayı, direnişi ve isyanı seçtik.

Yaşasın kadın dayanışması! YAŞASIN 8 MART!

İstanbul 8 Mart Kadın Platformu, Basın Açıklaması, 1 Mart 2016.

Kaynak: bianet.org