Hayat Ağacı (Haziran 2017)

CHP’nin bardağı
Hüseyin Hasançebi
Gandi Kemal
Hüseyin Hasançebi

Ne yapılmalı?

demirtas-batman-bw-cropBu yazı 1 Mart 2016 tarihinde yazıldı. Kürt meselesinde yeni bir durum oluştu. “Duygusal kopuş” diyor çok bilmişler. Oysa Türklerle Kürtler arasında “Duygusal birlik” hiç bir zaman olmamıştı. Duygusal kopuş dedikleri şu olmalı: Bazı Kürt vilayetleri “fiilen” Türkiye’nin siyasi birliğinin dışına itildiler. Diyarbakır, Mardin, Hakkari, Şırnak, Van bu illerden sayılabilir. Türk devlet politikası sapmadan, bugünkü gibi giderse daha başka Kürt vilayetleri de fiilen Türkiye’nin siyasi birliğinin dışına çıkarılabilirler.

Ne dediğini ve dediğinin nereye gideceğini bilen bir siyasetçi olan Selahattin Demirtaş üç gün önce Batman’da yaptığı bir miting konuşmasında, Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin başkanı Kadı Muhammed’in idam sehpasına çıkarken Kürtlere, bölünmeyin, birlik olun dediğini Batman Kürtlerine hatırlattı. Demirtaş, Türkiye Kürtleri kadar “tüm Kürt milletine” de bölünmeyin, birlik olun demek istiyordu. Çünkü Kürtler giderek birleşme eğilimi içine girmektedirler. Türkiye Kürtleri ile Rojava Kürtleri “fiilen” birleşmiş bulunmaktadırlar.

Türkiye’nin Kürt meselesinde sorun giderek çetrefil hale gelmektedir. Gelinen noktadan nasıl çıkılacağı, çözümün ne şekilde tecelli edeceği konusunda çeşitli görüşler veya temenniler ileri sürülmektedir. İleri sürülen görüşlere bakıldığında, içinde “sağlıklı” olanına rastlanmamaktadır. Önerilen çözümlerin hemen tümü “hastalıklı”dır. Bu da doğaldır. Kürt meselesinde bugün gelinen noktaya gerilla mücadelesiyle değil de, “sınıf mücadelesi” ile gelinebilmiş olsaydı, sağlıklı çözüm ummak ve dayatmak mümkün olabilirdi. Bütün sorunlar gibi Kürt meselesi gibi sorunların da sağlıklı çözümleri ancak sınıf mücadeleleri ortamında gerçekleşebilmektedir. Türkiye’de siyasileşmiş sınıf mücadelesi denebilecek bir mücadele bugün için yoktur, yakın vadede olabileceği ihtimali de gözükmemektedir. Demek ki Kürt meselesinde Türkiye’de sağlıklı bir çözüm henüz güncel bir konu değildir.

Diyarbakır’ı vermemek için Musul’u almak gerekir ironisi artık geçersizdir. Musul hevesi evdeki bulgurdan etmiştir, Diyarbakır gitmiştir. Bu noktada, bugüne kadarki politikaların işlevselliği de bitmiştir. Kürt meselesinde yeni politikalar oluşturulmasına ihtiyaç vardır. Bu dediğim, Kürt meselesine soldan bakanlar için de geçerlidir. Türk solcuları ve sosyalistleri meselenin çözülmesine katkı vermek için Diyarbakır’a, hatta Erbil’e, Süleymaniye’ye kadar gitmektedirler. Şimdi artık tam tersi olmalı, geri çekilmeli, Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de olunmalı. Türkiye’nin siyasi birliğinden fiilen kopan Kürt vilayetlerini yeniden kazanmak için politikalar geliştirilmeli.

Geç de kalınmamalı. Selahattin Demirtaş Batman mitinginde şunu da söyledi: “AKP bizi Rusya ile işbirliği yapmakla suçluyor. Tıpkı 1915’te Ermenileri suçladığı gibi. Soykırım yapmak istiyor. Tıpkı 1915’te Ermenilere yaptığı gibi.” Bu sözler, doğru çıkarsama oldukları için değil, somut ve güncel oldukları için dikkate alınmalı. Ben de “soykırım” demiyorum. “Soykırım’a teşebbüs” demiyorum. Ama 1909’da İttihatçıların Klikya’da Ermenilere uyguladığı sindirme ve gerekirse toptan yoketme politikası ile Kürt meselesine ilişkin bugünkü Türk devlet politikası, niyet ve yöntem açısından çok benzeşiyor. Klikya’da da Ermeni mahalleleri kuşatılmış ve top atışlarıyla dövülmüştü. Belki tek fark şu olabilir: Orda ölüler sayılmamış, kalan sağlar sayılmıştı. Burda ise bugün; ölüler de sayılıyor.

Görülüyor ki, bugünkü AKP devletine Kürt meselesinde önerilecek her hangi bir politika kalmamıştır. Sözgelimi “liberal” diyerek iltifat ettiğimiz bir takım sol ve sosyalist kesim AKP devletinden mutedil olmasını, masaya oturmasını istemektedir. Kürtler ölüyor ve öldürüyor ya, bunlar “barış” istemektedirler.

Bunlar AKP’den, Kürtlere nefes aldıracağını varsaydıkları “yeni bir anayasa” istemektedirler. Bunlar ahlaken çökmüş, çürümüş bir kesim oldukları halde “savaş bitsin de nasıl biterse bitsin”, “açılan yaralar onarılsın” diyen geniş bir kesime seslendikleri için hala matahmış gibi görünmektedirler.

Bunlara artık “Kürt düşmanı” demek, maksadını aşmayacaktır.

Kürt meselesini artık AKP devleti ile konuşmamak gerekir. Konuşacak başka güçler aranmalıdır. Kimler mesela?... … Türk solu için konuşursak, herkes ve her kesimle konuşulmalıdır. Fakat Türk solu hiç kimse ile konuşamıyor. Çünkü kendini, “İlke” dediği ve politikası olmadığı için ne olup olmadığı da anlaşılamayan bir hücreye tıkamıştır. Dışarı çıkmalı, iddiasının büyüklüğü oranında büyük bakmalıdır. AKP’den kurtulabilmek için nesnel şartlar fazlasıyla oluşmuştur ama siyasi şartlar oluşmamıştır, bu siyasi şartları oluşturmanın çaresini aramalıdır.

Siyasi yelpazeye bakınca Türk solunun birlikte olacağı, içinde gelişip serpileceği ve “çoğunluk” olabilecek herhangi bir alan gözükmüyor. Evet ama, “çoğunluk” dediğimiz şey “politik bir şey”dir, o halde aranacak olan da “Politik çoğunluk” olmalıdır. Bu olabilir. Bu mümkündür. Türkiye’de solun “entelektüel hegemonya” kurabildiği, görece “Politik çoğunluk” haline geldiği durumlar ve zamanlar olmuştur. Bunların sola iktidar getirmemiş olması başka bir meseledir, durum olarak elde edilmesi ise bambaşkadır.

Sol düşüncenin sınırlarını zorladığımızda burada akla ilk gelen CHP olmaktadır. CHP ise Baykal’a bile tahammül edebilmektedir. İçinde yaşam belirtisi gözükmemektedir. Kaderini kabullenmiştir, hareketsizdir, kaskatı kesilmiştir. Ancak bu tür ideolojik partilerin kaskatı kesildikleri nokta, kırıldıkları, bölündükleri noktadır. Geçmişten biliyoruz. CHP’de bir sol kanat potansiyeli vardır, açığa çıkabildiğinde politik olarak sol siyasi yelpazeyi tamamlayabilmektedir. Fakat CHP’deki bu kesim de tıpkı sosyalist kesim gibi, içine kapanmış vaziyettedir. Ona el uzatmak, önünü açmak onunla birlikte kendi yolunu da genişletmek sosyalistlere düşmektedir. CHP devlete destek vermekte, AKP’ye muhalefet etmektedir. Destek verdiği devletin AKP devleti haline geldiğini de bizzat kendisi söylemektedir. CHP bu dip noktadan ancak “sol kemalist” ideolojiye yakın, sola ve sosyalistlere en azından işbirliği bağlamında açık olan unsurların hareketlenmesiyle çıkabilecektir.

HDP sol bir Kürt partisidir. İçindeki Türk solu göstermeliktir, Türkiye partisi değildir. Sol bir Kürt partisi ile Türk solunun, ortak bir tarihi konsept için işbirliği yapması hem mümkün, hem de zorunludur. Türk solunun geçmişinde bu işbirliği örnekleri ve deneyimleri vardır. Kürt solunun “kendi milleti” üzerinden “Güneyleştiği”, şimdi Rojava ile birleştiği gibi yarın Musul Kürtleriyle de birleşebileceği doğrudur fakat bu hareketle kurulacak ortak siyasi konsept için ortak siyasi işbirliklerinin uygun biçimleri Türk solu tarafından bulunur ve önerilebilir. Bu tür işbirliklerine ve hatta örgütsel birliklere Türk solunun geçmişinde çokça rastlamaktayız.

Kendi içinde sol-sağ diye bölünecek bir CHP, kendi iç bölünmüşlüğünün meşruiyetine dayalı bir işbirliği geliştirebilen Türk solu ve Kürt soluyla en uygun halkası yakalanmış bir işbirliği, solu sandıkta çoğunluk yapmayacaktır ama “politik çoğunluğu” yakalamasında ileri bir hamle olacaktır. “Sol” dediğimizin diğerlerinden farkı da budur zaten. Sağlam bir dayanak noktası bulduğunda en ağır kütleleri bile yerinden oynattığı görülmüştür. AKP’nin ağırlığı, Erdoğan’ın ağırlığından ibarettir. Yerinden oynatılamaz mı, görünüyor. Sen gereğini yap, görelim.