Hayat Ağacı (Haziran 2017)

Gandi Kemal
Hüseyin Hasançebi

“Özerklik” savaşı

maden-isciler-bw-cropKendi tanımıyla Türkiye Kürdistanında PKK “Devrimci halk savaşı” veriyor.

Sebebini de “Demokratik Özerkliğin savunulması” olarak açıklıyor.

Sorabiliriz; Bugün, Kürt kentlerinde Türk devleti “Demokratik Özerklik”e mi saldırıyor? Ya da; muhasara altında direnen silahlı PKK güçleri ve silahsız kent halkı Demokratik Özerkliği mi savunuyor?

Bildiğimiz, Türkiye Kürdistanında Demokratik Özerklik olmadığıdır.

Bu durumda, olmayan bir şey savunulmaktadır.

Kürt halkının Sur’da, Cizre’de vb.; Demokratik Özerkliği savunduğunu

söylememiz için, o halkın bu özerkliği yaşamış, mutlu olmuş ve

tadına varmış olması gerekirdi.

Oysa Kürt halkı bugün yaşama hakkını savunuyor, hatta savunamıyor.

Demokratik Özerkliğin kendisi yokken savunması varsa bu bir çelişkidir.

HDP Kongresinde Selahattin Demirtaş; “Partim Demokratik Özerklik

öneriyor, tartışılsın” dedi ve “Erdoğan Başkanlık sistemi öneriyor,

bunu tartışıyorsunuz da, bizim demokratik özerklik önerimizi niçin tartışmıyorsunuz?” diye sordu.

“Demokratik Özerklik”, Kürt illerinde cereyan eden savaşın konusu ve amacı ise, o zaman Demirtaş şunu söylemiş olur: “Hem savaşalım, hem de savaşırken savaşın sebebini (konusunu) ve amacını tartışalım..”

HDP bu çelişkiden ötürü siyaset yapamıyor.

HDP’nin “Başkanlık önerisini de, demokratik özerklik önerisini de tartışalım” politikası, “Al başkanlığı, ver demokratik özerkliği” yakıştırması yapanların eline koz veriyor.

***

Bir de şu var: Kürt illeri için “Demokratik Özerklik” istenebilir.

Bu talep Kürtlerin kendileri için olması bağlamında desteklenebilir.

Ama HDP Demokratik Özerkliği sadece Kürtler ve Kürdistan için istemiyor;

Türkler ve Türkiye için de istiyor. Bu yanlıştır; çünkü ben, Kürtlerin kendileri

için demokratik özerklik istemesine karşı değilim ama, Türkiye’nin geneli için

önerilmiş bir idari sistem olarak Demokratik Özerkliğe karşıyım ve HDP’ye oy veriyorum.

Ademi-merkeziyetçilik ve yerel-katılımcı demokrasi kavramları, sosyalist

olarak beni hiç ilgilendirmiyor. Biliyorum, bayat bir tartışmadır bu, Türk

devletinin kuruluş sürecinde (1908-1923) tartışılmış ve aşılmıştır. İnanılmadan

ortaya atılan bir tür, Kürtleri ve azınlıkları kafa-kola alma siyasetiydi.

Bir toplumsal proje ya da hatta bir yerel zümre ütopyası olarak bile içi boştu, çünkü önerildiği zamana uygundu fakat her mekâna oturmuyordu.

Geldik 90’lı yıllara. Wilson’un yeniden dirilişi misali küresel emperyalist akıl

tarafından ademi merkeziyetçilik bir kere daha önümüze konuldu.

Yugoslavya’da tuttu, şimdi de Irak’ta ve Suriye’de askeri operasyonlarla

tutturulmak isteniyor. Türkiye solu ve sosyalistleri bu bayat emperyalist

doktrini bir süre çiğnediler fakat çabuk vazgeçtiler. Çünkü, ciddiye alınıp

tartışılması bile liberal safsatacılığa pirim vermekti. Solun o tartışma dönemi

liberal firesi bugün HDP içinde “yetmez ama evet”çi kamburuyla cirit atıyor ve fakat ne işe yaradığı da bilinemiyor.

Sosyalistler kendi amaçları bakımından merkez-kaç süreçleri değil,

merkezileşme süreçlerini savunurlar. Doğrusu budur, çünkü, sosyalizm gibi

büyük tarihsel dönüşümlerin ancak “büyük merkezi devletler” ve

kıtasal güçler tarafından başarılacağını bilirler. Bu nedenle HDP Kürt

olmayanlar için de demokratik özerklik isteme zahmetine katlanmamalı.

Biz “dışarıdakiler”, Kürtlerin istediği demokratik özerkliği, onların tarif ettikleri kadar anlıyoruz. Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) eş genel başkanı Kamuran Yüksek bir TV programında sorulduğunda söyledi; “Siirt’de bakır rezervleri var. Türkiye’nin Batısı’dan gelen şirketler işlemesin. Biz Kürtler işleyelim, zenginliğimiz bize kalsın…” dedi.

Niçin olmasın. Koç ve Sabancı kazanacağına Kürt Altan Tan ya da Mehmet Fırat kazansın, benim için farketmez. Tümünün canı cennete. Kürtlerin kendilerine “Demokratik Özerklik” talebi, benden de destek buluyorsa,

en azından onlara örtülü bir siyasi statü sağlar umuduyladır. Ve HDP’ye

desteğimiz samimidir. Ama, söz bu noktaya gelince, bomba yangınlarında

kavrulup ölen Kürt çocukları geliyor akla. Demokratik özerkliğe değer mi?