Adı sonra konulur

sur-bwKürtlerinin 180 Günü.

“Terörle mücadele” değildi bu.

“Başka bir şey”di.

Koçgiri’de, Ağrı’da, Dersim’de dahi yapılmamıştı.

Kürtlere, tarihlerinin en ağır saldırısıydı.

Adını hemen bugün koymak gerekmez.

Böyle vakaların adı, hesabı sorulurken konulur.

Bir milletin başına böyle bir şey sadece bir defa gelir.

İkincisi olamaz.

“Vicdanı sızlayanlar”(!) oturdular, devleti suçladılar.

“Vicdansızlar”(!) PKK’ya çullandılar.

O da yanlış, bu da yanlış...

Kürtlerin 180 Günü’dür bu.

İleride dosyası “İnsanlık....” diye açılacak.

Başbakan Davutoğlu söyledi:

“Hiç kimse, devlet kanunsuz iş yapıyor diyemez.”

Doğru söyledi.

Türk devleti “kanunsuz” iş yapmaz.

Bugün Sur’da, Cizre’de, Silopi’de yapılan,

“kanunlu” iştir.

Ermenilere yapılan da kanun ile yapılmıştı.

Türk devletinin namındandır,

“Yok kanun, yap kanun” devletidir.

Devlet kanun yapmış, Kürtlerin 180 gününden

kendini kurtarmıştır.

Ya biz, biz ne yapacağız?

Kürt 180 Günü’nün hesabı,

yapandan değil, seyredenden sorulacak.

Teşkilat-ı Mahsusa yöntemleri kullanıldı.

Bebekler ve anneler, dedeler ve torunlar....

ve cümlesi, yapışık ölüp gittiler.

İnsan yaşamı uzlaşma sebebi olamadı.

Biz ise konuşuyoruz hâlâ;

“Tezden barış sürecine dönülsün!”

Konuştukça battığımızın farkında değiliz.

Bu saatten sonra, öyle mi?

Dönülse ne olur, dönülmese ne?..

Kürtlerin bu yarası dermansız türündendir.