Başkan olunur!

mgk-bwTürkiye kendini bir açmaza soktu. Anayasa var, kanunlar var, devlet var.

Her şey var ama bir de Erdoğan ve AKP iktidarı gibi bir “fazlalık” var.

Kriz, “bu devlet ve bu toplum”un doğal tarihsel evrimi yönünden Erdoğan ve AKP’nin bir “fazlalık”, bir “kusur”, hatta Türk’ün tarihine karşı işlenmiş bir cürüm olarak görülmesinden kaynaklanıyor.

Türkiye’nin tartıştığına bakalım: Başkanlık sistemi mi olsun, yoksa parlamenter sistem mi? Böyle bir tartışma bu devletin ve toplumun 150 yıllık tarihini al baştan tartışmaktır. Bu tartışmanın içinden çıkılamaz. Bu nedenle Türkiye’yi ağır bir kriz bekliyor. Bu kriz ekonomik kriz olmayacak. Siyasal bir kriz de olmayacak. Besbelli ki devlet krizi olacak. Devlet krizlerinin içinden gene devletle çıkılır. Devlet tartışmayı silindir gibi ezerek kendini düze çıkaracak.

Krizin adı Erdoğan ve AKP’dir, ama açmazı Erdoğan ve AKP yaratmamamıştır.

Erdoğan ve AKP’ye bakışımız yaratmıştır. Bu öyle bir bakıştır ki, dün “muhtar bile olamaz” dediğinden bugün bir “Başkan” yaratmak üzeredir ve kendi yarattığından eceliymiş gibi korkmaktadır.

Sebep görüşü biraz açarsak kendimizi yakalarız: Bazı şeyler değişmez suçtur bizim için, örneğin Kasımpaşa’dan çıkıp Pera’ya, camiden gelip okula, kasabadan çıkıp Ankara’ya iktidar olmak suçtur başlı başına. Bunun için ayrıca suç işlemiş olmak gerekmez. Şalvar veya poturdan çıkıp kostüm giyerek başa dikilmek Cumhuriyet’e karşı işlenmiş affedilemez bir cürümdür bizim için. Bu nedenle Erdoğan ve AKP, Türk devletinin düzeltmek zorunda olduğu bir “kusur”dur.

Yaptık bir yanlış, oldu bir kere. Amerika istedi, TÜSİAD tezgâhladı, AB ambalajladı ve yutturdu bize böyle bir iktidarı, bu iktidardan nasıl kurtulacağız, yanlışımızdan nasıl döneceğiz?

Bunu tahmin etmek güç olmasa gerek. Türkiye’ye başkanlık olmasını istemek başka şey, başkan olmak başka şeydir. Başkan olunur. Başkan olmayı istemek demek başkan olamayacağını bilmek demektir. Zaten bu nedenle Tayyip Erdoğan başkan olmayı istemiş olmakla suçlanmaktadır.

Türk devletine baş seçme meselesi Türkiye’de her zaman kriz yaratmıştır, gene yaratacaktır. Bunun sebebini devletin hamurunda aramak lazımdır. Türk devleti bir “şura” devletidir. Şura devleti istişare devleti demektir. Cumhurbaşkanlığı bu nedenle ve özenle kurumlar arası uygun işleyişi sağlamakla mükellef olarak tanımlanmıştır. Cumhuriyet’in kuvvetleri her zaman birbirine karşı olmuştur. Bu kuvvetlerden birinin diğerine indireceği bir “darbe” söz konusu olduğu zaman cumhurbaşkanlığına “çıkılır”! Yumruklar orada sıkılır. Cumhurbaşkanı da zaten orada hakemdir ve uzlaşma sağlarsa eğer kendini de kurtarabileceğini çok iyi bilir. Türkiye’de C.Başkanı’nın rolü kendini kurtarmaktır. C.Başkanı’nın kendini kurtaramadığı durumlarda işin nereye vardığı zaten bilinmektedir.

Erdoğan’ın “başkan” olmak istemesi “suç”muş gibi gösterilmektedir. Acele etmesi ise zaman kalmadığı içindir. “Erdoğan ve AKP iktidarı” madem her hangi bir suç işlemiş olmayı gerektirmeyen, seçilmiş olmakla oluşan bir tür “kendiliğinden suç”tur, öyle ise Erdoğan bize uzlaşma önermiş olmaktadır.

Türkiye savaş sularında yüzen çürük bir tekneye dönüşmüştür. İçeride yaşadığından daha derin bir gerilimi dışarıda yaşamaktadır. Savaştan kaçınmakla Erdoğan’ın başkanlığından kaçınmak giderek aynı şey olmaktadır. Erdoğan ve Davutoğlu ikilisinin ikide bir NATO üyesi olduğumuzu hatırlatması, NATO’nun Türkiye için savaşı göze almasını istemek değildir, bunun imkansızlığını herkes gibi onlar da bilmektedir. Onların beyan ettiği, Türkiye’nin NATO için savaşmaya hazır olduğudur ki, Türkiye için en kârlı işin bu olduğunu Soros bize yıllardır söylemektedir.

Bir düğüm noktasına gelinmiş ise, çıkış yolu da gözükmüş demektir. Şimdiki düğüm noktasında siyaset belirleyici olmaktan çıkmıştır. İş Türk devletine kalmıştır. Türk devleti kendi meselesini kolayca çözer. Çözüm orduya bırakılarak değil, bakılarak bulunacaktır. Türk ordusu savaşmaz. Bu nedenle Türk ordusunu savaştırarak kendini kurtarmaya çalışanların Türkiye’de şansı bulunmamaktadır.

Devletin tepesi istişare mercii olarak kalacak, orada durmak isteyen Erdoğan ya da başkası olsun, bütün iddialarını terketmek zorunda kalacaktır. Devletin tepesinde Türkiye’de ancak ‘sade vatandaş’lar oturabilir. Anayasa komisyonu imiş, uzlaşma imiş. Oraya temsilci gönderen partilerin görüşü şöyle veya böyle imiş. Bunlar safsatadan ibarettir. Devlet ne derse odur ve Türk devletinin ne diyeceğini kestirmek o kadar da güç değildir.

Devlet, kendisi hakkında nihai sözü söylemek için sahnede tek başına kalacağı operasyonlara girişir. Bu operasyonların en klasik olanlarından biri de Kürt meselesidir. Türkiye’nin bugün yaşadığı, devlet klasiğidir. Erdoğan ve AKP iktidarı günden güne önemsizleşmektedir.

Türkiye’de krizden değil de, krizin çözümünden korkmak gerekir.