1939 Polonya'da Çocuklar Seferi

kinderkreuzzug-bw1939 yılı Polonya’da
Bir savaş koptu ki,
Kızılca kıyamet!
Issız viraneye döndü
Binlerce köyle kent…

Bacı kardeşinden habersiz,
Kadın yitirmiş kocasını.
Yıkıntılar, alevler arasında
Boşuna aramakta çocuk
Anasını babasını.

Bütün Polonya gömülmüş
Derin bir sessizliğe,
Ne gazete, ne bir mektup..
Derken doğuda bir garip hikâye
Gezindi dilden dile:

Kar yağıyordu durmadan
O doğu ilinde,
Polonya’da başlayan
Bu çocuklar seferinden
ilk sözedildiğinde.

***

Koyulmuş yollara aç çocuklar
Mini mini adımlarıyla
Bir ordan, bir burdan derken,
Yenileri katılmış yanlarına
Yıkık köylerle kentlerden.

Savaştan, bu karabasandan
Kurtulmakmış hepsinin dileği;
Güzel bir günün doğduğunu görmek,
Görmek barışın
Hüküm sürdüğü ülkeyi.

Küçük bir önder başlarında
Oymuş hepsini çekip çeviren.
Ama içinde bir koca kuşku:
Nerden gidileceğini
Bilmiyormuş ki!..

Onbir yaşında bir kız çocuğu
Tutmuş elinden dördünde bir oğlanın…
Eni konu sahici bir anne.
N’olurdu yaşasalar bir de
Barış içinde bir ülkede!

Bir küçük yahudicik,
Yakası kadifeden.
Ekmeğin hep hasını yemiş ya
Günler boyunce
Dayanmış gık demeden.

Bir ağbey kardeş varmış
İkisinin de elinde binbir hüner
Kitli kapı filan hak getire..
Yazık ki boş kulübenin damından
Yağmur yağarmış içeriye

Soluk benizli, inceden bir oğlan
Sıradan ayrılmış da,
Az geride, yürümüş tarlalardan..
Neden mi? Ağır töhmet altında:
Kaydı varmış bir nazi teşkilatında!

Küçük bir çalgıcı
Yağmalanmış bir dükkân dibinden
Bir davul bulmuş da çalamamış..
Korkmuş davul sesinin
Onları elvermesinden.

Bir köpek düşmüş peşlerine,
Öldürürüz demişler.
Ama kıyamamış hiçbiri;
Bir aç boğaz daha
Katılmış içlerine.

Okulları da olmuş;
Küçük bir yazı öğretmeni
Kara tahta yapıp bir tank enkazını,
Öğretmiş öğrencisine
“Barış” yazmasını.

Konser bile vermişler,
Ama öylesine azgın
Gürlüyormuş ki çağlayan;
Yazık, kimse duymazmış
Yanında davul çalsan.

Bir sevda da boyvermiş;
Kız oniki oğlan onbeşinde.
Kız taramış saçını oğlanın
Yıkık bir çiftlik evinde.

Ama sürememiş bu aşk
Korkunç soğuklar gelmiş.
Nasıl çiçeklensin ağaçlar,
Yığılırsa dallarına bunca kar!

Bir başka alaya rastlayınca,
Savaş çıkmış aralarında.
Ama sona ermiş kendiliğinden:
bir kozları yokmuş bölüşülemeyen..

Bir istasyon şefinin
Yıkık barakasının çevresinde
Sürdürürlermiş savaşı..
Derken taraflardan birinin
kalmamış ekmeği aşı.

Durumu görünce berikiler
Bir çuval dolusu
Patates taşımışlar onlara.
Öyle ya,
Savaşılmaz bile aç karnına.

Bir mahkeme de kurmuşlar
İki mum ışığında,
Hak yerini bulmuş;
Yargıcın kendi olmuş
Hükmü giyen sonunda.

Nah şuracıkta mezarı var
Kadife yakalı oğlanın,
Toprağa verilmiş kollarında
İki polonyalıyla iki almanın.

Katoliği, protestanı, nazisi
Bu törende birlik olmuş,
Sonunda komünist bir bacaksız
Yarınlardan konuşmuş.

Kısacası umut varmış,
Etle ekmek olmayan..
Barınacak bir yer mi vermiş,
Onları hırsızlıkla suçlayan?

Yoksul kişiyi de horlamayın
Onları ağırlamadı diye..
İyi yüreklilik değil un gerekir
Elli açı buyur etmeye…

Hani iki üç kişi olsalar neyse!..
Sofrasına bir çağıran olur sece seve.
Ama bunca aç bir arada:
Kapılar kapanır yüzlerine..

Kendileri bulmuşlar unu
Bir çiftlik yıkıntısında;
Önlük geçirip önüne bir kız
Gün boyunca yuğurmuş hamuru.

Bir yandan odun kırmışlar,
hamur da kıvamında, iyi..
Lâkin kabarmamış tek somun:
Meğer hiçbiri içlerinde
Bilmezlermiş ekmek pişirmeyi.

Hep güneye yürürlermiş..
Güney öğleleri,
Güneşin tam tepede
Olduğu yermiş.

Yaralı bir asker görmüşler
bir çam ağacının altında.
Yol gösterir diye, olur a
Bir hafta bakmışlar ona.

Sonunda fısıldamış: “Bilgoray’a…”
Başkaca da açılmamış ağızı.
Her yanı ateşler içinde,
Ölüp gitmiş sekizinci gün,
Çocuklar gömmüş zavallıcağızı.

Geriye kalmış yol tabelaları
Karla örtülüymüş.
Biyer gösterdikleri de yok ya
Hepsi tersine dönmüş.

Şaka olsun diye sanmayın:
Askerî gerekçeyle!..
Bilgoray’ı arayanlar
didinmişler boşyere.

Toplanmışlar çevresinde önderin,
Bakmış da uzaklara karla kaplı,
Uzatmış minicik elini
Demiş: “şu anda olmalı!”

Gecelerden bir gece
Yanan bir ateş görmüşler,
Yollarını değiştirmişler hemen.
Birinde üç tank geçmiş önlerinden
İçlerinde askerler.

Bir kent çıkmış önlerine
Geriye çark etmişler,
Gözden yitirene kadar kent
Gündüz yürümemişler.

***

Soğuk ve kar kaplamıştı
Bütün Güney Polonya’yı,
En son görüldüğü an
Ellibeş mevcutlu çocuk alayı..

Gözlerimi kapar kapamaz,
Onlar canlanıyor hemen..
Yıkıntılar arasında, köyden köye
Dolanıp dururken…

Daha yukarıda, arasında bulutların
Yeni çocuk alayları görüyorum
Uçsuz bucaksız:
Yerinden yurdundan olmuş,
Zorlukla ilerleyen dondurucu rüzgârda,
Önlerinde ne yol, ne iz…

Büyür büyür bu alay
O barış ülkesini ararken:
Yangınsız, top gürültüsüz,
Bambaşka gelinen yerlerden.

Akşamüstü, alacakaranlıkta
Daha da farklı görürüm alayı,
Yeni küçük yüzler eklenir,
İspanyol, fransız, asyalı..

***

Ocak ayıydı,
Polonya'da 1940 yılı
Başıboş bir köpek görüldü,
Sıska boynunda mukavvadan
Bir tabela asılı.

Üstünde şunlar yazılı:
"Yardım edin! Ellibeş çocuğuz,
Artık yitirdik yolumuzu.
Köpeğin peşinden gelin
Bulmak isterseniz bizi."

"Eğer gelemezseniz
Kovalayın köpeği
Ama öldürmeyin sakın!
Bir o biliyor yerimizi.."

Belli, çocuk elinden çıkma yazı:
Köylülere düştü sökmek...

Bir buçuk yıl geçti üstünden,
Acından öldü köpek...

Kaynak: "Bindokuzyüzotuzdokuz Polonya'da Çocuklar Seferi", de yayınevi, Aralık 1989. Türkçesi: Babür Kuzucuoğlu - Ragıp Zaralı.
(Not: Bertolt Brecht, bu şiiri 1941'in Kasım ayında ABD'de sürgündeyken yazdı; şiir ilk olarak 1942 Aralık ayında The German American'da yayımlandı.)