Deportasyon

goc-dbakir-bw-cropKürt meselesi üzerine son on yılın tüm tartışmaları, AKP’nin 7 Haziran seçim yenilgisiyle birlikte kadük oldu. Kürt meselesinde ileri, çözüme doğru gidildiği rüyaları görülürken eskiye, çok eskiye dönüldü. Biz, hendekleri kim kazdı, yollara mayınları kim döşedi, asker ve polisi kim öldürüyor havasındayken, Kürt meselesi gitti gitti, Koçgiri’ye, Ağrı’ya, Dersim’e dayandı. “Bizim” dediğimiz Kürdistan’a bakın. Davutoğlu hükümetinin 7 Haziran’dan bu yana orada yaptığını söylediği işler, “terörle mücadele”ye hiç benziyor mu?

Türk ordusu Kürt kentlerini kuşatmış, halkı evine hapsetmiş, tanklar ve uçaklar kentleri bombalıyor. Cesetler sokaklarda sürükleniyor. Halk buzdolabını ve soğutucusunu evinde morg olarak kullanılıyor. Biz 300 bin mi, yoksa 500 bin mi diye sayarken; Kürtler yerini yurdunu terkediyor. Literatürde buna deportasyon, veya zorunlu göç ettirme deniyor.

“Bizim” dediğimiz Kürdistan’da olup biten, istendiği kadar gizlenmeye çalışılsın, açık mı açık. Hükümet ve Türk medyası gerçeği çarpıtıyor. Kullanılan dil ve yöntem, Ermenilere 1915’de yapılana benziyor. İki yaşındaki çocuktan seksenlik ihtiyara, hamile kadından hastalara kadar, “kalan sağlar bizimdir” demeden öldürülüyor.

“Biz” mi? Biz susuyoruz. Terörden ve terörizmden bahsediyoruz. Kendimize alınmıyoruz ve utanmıyoruz. İnsanın insana yapabileceğinin sınırı çoktan geçilmiş, ortalıkta İNSAN kalmamış, biz hala vatan-millet-cumhuriyet sevdasındayız. Hangi zamanda bilmiyorum ama, bu akıl almaz pişkinliğimiz nedeniyle bir gün sorgulanacağız, bu kesin.