Sosyalist sol açmazda ne demek?

Burjuva sınıf için amatörce veya profesyonelce düşünce, siyaset, strateji üreten ve dünya görüşü oluşturan kesimleri keyiflendiren bir dünya gerçekliğini yaşamakta olduğumuz sır değil. Bunlara göre kapitalizmden ötesi yok. Bu nedenle artık sola, solun tezlerine ve mücadelesine gerek kalmamıştır.

Bunlardan olmadığı halde bunlar gibi düşünen ve konuşanlar da çoktur. Böyle düşünüp konuşanların hemen hepsi eski solcudur ve burjuva sınıfın, onları da kapsayacak tarzda yumuşatılmış tezlerine gönüllü olarak katılmaktadırlar.

Bunların her vesile ile dile getirdikleri ideolojik özet "solun açmazı"dır. Sol var ama açmazdadır. Hala eski tezlerinde ısrar ettiği için açmazdadır. Özellikle de, somut projeler üretip topluma bir gelecek gösteremediği için açmazdadır. Artık hakimiyeti tartışılmaz biçimde kanıtlanmış kapitalist demokrasiye uyum ve intibak gösteremediği için açmaza girmiş olan sol, vaktiyle canı yandığı için ayağa kalkan kitlelerin gücünü arkasına alarak yükselmişti ama artık kitleler de gerçeği gördüğü için sol her geçen gün daralmakta ve tarih sahnesinden çekilmektedir. Bugün değilse yarın, mutlaka, bu son tecelli edecektir.

Bunlar hangi “sol”un açmazından söz etmektedirler? Açmazından söz ettikleri, her halde sosyal demokrasi değildir. Sosyal demokrasinin, emekçilerin haklarını savunmayı bıraktıktan, adil paylaşım üzerine tezlerini terkettikten, emekle her tür bağını kopardıktan ve sosyal refah devleti iddiasından vazgeçtikten sonra artık “sol” dahi olmadığını en iyi onlar bilirler. Sosyal demokrasiden şikayetleri genel olarak, oy aldığı işçi ve emekçi yığınları kollar görünmek için yer yer izlediği popülist siyasetten vazgeçmekte ayak sürmesinden ötürüdür. Almanya, İngiltere gibi geçmişinden vazgeçtiği yerlerde iktidara yükseliş örneklerini, henüz bu örnekleri örnek almamış sosyal demokratların gözüne sokarlar, hepsi bu kadar.

Artık solluğu kalmayan böyle bir sosyal demokrasiyi aslında esirgemektedirler. "Dünya hali" bu, ne olur ne olmaz, rüzgar bir biçimde ve yeniden emek cephesinden doğru esmeye başlarsa çıplak şiddete başvurmadan önceki son çare olarak yine işe yarar diye bakıp sosyal demokratlara arka çıkmaktadırlar.

Açmazından söz ettikleri sol, sosyalist soldur.

Sosyalist solun “açmazda” olduğu tezini şöyle temellendirmektedirler: Dünya, sosyalist sol düşünce ve eyleme hayat veren dünya olmaktan artık çıkmıştır; bu nedenle sosyalist solun dünyaya ve insanlığa önereceği her hangi bir gelecek tasarımı kalmamıştır.

Dünyanın sosyalist sola ve sosyalizm için mücadeleye hayat veren bir dünya olmaktan çıkmış olması için bu mücadelenin dayandığı sınıf çelişkilerini kapitalizmin çözmüş ve aşmış olması gerekir. Demek ki "sosyalist solun açmazı"ndan söz edenler, dünyanın sosyalist solu vareden ve gerektiren çelişkilerden kurtulduğunu ileri sürecek argümanlara da sahiptirler!

Sahip midirler? Ne gezer! Dünya sadece onların görüp algıladığı bir şey değil ki. Dünya gerçekliğini herkes hep birlikte görüyor, yaşıyor. İşçi-patron, emek-sermaye, ezen-ezilen çelişkilerini ortadan kaldırmak şöyle dursun, kapitalizm bu çelişkileri, hem de kapitalizmin karakterini analiz eden yüz elli yıllık metinlerde vurgulandığından daha güçlü bir biçimde derinleştiriyor.

Bu durumda sosyalist solun açmazda olduğunu, topluma hiç bir alanda somut çözüm projesi sunamadığını ileri sürmek ne demek oluyor?

Yekten söyleyelim: sosyalist solu mevcut sistemin “uygulanabilirlik” sınırları içine hapsetme niyet ve maksadının ifadesi oluyor. Sosyalist solun projelerini de, kendisini de daha baştan geçersiz saymakla bir oluyor. Bunun ucu, o ünlü Gladio’lara kadar gider. Üstelik iddia koskoca bir yalandır. Sosyalist sol, topluma her zaman, her yerde somut projeler sunmuştur, halen de sunmaktadır. Sosyalist sol somut proje sunmuyor demek, sunmuyor diyenlerin bu tür projeler hakkında uygulanabilirlik ya da; gerekirlik açısından ne düşündüklerini gösterir. Projeden saymadıkları projeleri yok sayıp, sonra da bunu sosyalist solun zaafına yormaktadırlar.

Peki, sosyalist sola hayat veren çelişkilerin çözülüp ortadan kaldırıldığı, bu nedenle sosyalizmin gereksiz hale geldiği tezine, bu tezi ileri sürenler inanmakta mıdırlar?

İşin gerçeği şudur: bu konuda sermaye sahiplerinin bizzat kendileri, kendileri adına ideoloji, teori ve siyaset üreten zevat kadar rahat ve pervasız değildirler. Onlar gerçek sosyalist sol siyaset ve eylemin ne demek olduğunu, bu siyaset ve eylemi yaratan çelişkilerin kaynağında bulundukları için, herkesten iyi bilirler.

Bu konuyu biraz deşelim; çünkü sosyalist solun açmazda olduğu tezinin ne kadar uyduruk bir iddia, yani ideolojik saldırı; olduğu burdan da anlaşılacaktır.

Bir kapitalist, işçilerin kendinden habersiz işbaşı yapmayıp fabrikasının bahçesinde yavaş yavaş toplanmaya başladıklarını görse, bunu asla hayra yormaz. Servetine ve üretim araçlarına, ya da en azından günlük iş akışına zarar verecek bir tehlike altında bulunduğunu hemen kavrar. İşçilerle görüşme imkanlarını araştırmaya başlamadan önce telefonu kullanır. Biraz sonra fabrika bahçesinde toplanan işçilerin sayısı arttıkça, fabrikanın duvarları dışında da asker veya polis panzerleri mevzilenmeye başlar. Kolluk gücü ve işçiler... Binlerce kez tekrarlanmış ve acı sonuçları yaşanmış bir sahne olduğu için sinirler hemen gerilir. Hava kurşuna döner.

Mesele belki de işçilerin servis aracı talebinden ibaret, üç kuruşluk bir meseledir ama her işçi-patron çelişkisi bütün bir tarihi sahneye davet eder. Burda bilinç, planlama yoktur, sınıf refleksi vardır.

Sosyalist solun açmazından ve kapitalizmin erdemlerinden sözeden entelektüel o sıra orda, patronun yanında olsa, kapitalistliğin öyle "solun açmazı" üzerine iki satır karalamak kadar kolay bir iş olmadığını hemen anlardı. Kolluk, eğer patron çağırınca gelmeseydi, patronluğun devletsiz acınası halini oracıkta kavrardı. Emek ile sermayenin temas ettiği her yerde parlayan bu kıvılcım kapitalizmin en zayıf olduğu yerdir. Çağımızın bin bir şekle bürünmüş tüm sorunları bu temas noktasından doğmaktadır ve sosyalist solu kapitalizm oldukça varedecek olan da bu noktadır.

Yıkılmaz sanılan kapitalizmin neyin üstünde durduğunu anlatmaktan daha fazla bir şey anlatmayan bu noktayı bir kenara koyarak sosyalist solun açmazda olduğu tezi ile tartışmamızı hatta bu tezi ciddiye de alarak—sürdürelim.

Solun kendi açmazını görüp yenilenmesi gerektiği tezi yirmi yıldan bu yana sosyal demokrasiyi, sosyal demokrasi ile komünistler arasında yer alan geniş sol yelpazeyi ve komünistleri birlikte kapsıyordu. Tarihsel bağlamda ileri sürülmüş bu teze ilk yanıt veren, yukarda da değindiğimiz gibi sosyal demokrasi oldu. Sosyal demokrasi hayatla ve kapitalizmle, buna bağlı olarak da kapitalist demokrasiyle ilgili projesini kaldırıp attı, sermaye sınıfının talepleri doğrultusunda yeni projeler yarattı. Kapitalizmin gönül rahatlığıyla ellerine teslim edilebileceği kanaati kesinkes oluşan ülkelerde iktidar sosyal demokrasilere sunuldu. Bu "yenilenme" üzerinden kazanılan iktidarlar, emekçi sınıfların tarihsel birikimine ve güncel çıkarlarına karşı kazanılmış iktidar oldukları için sosyal demokrasi ile emek arasında vaktiyle çok derinlere inmiş ilişkiler koptu.

Sosyal demokrasi ile komünistlerin arasındaki geniş sol yelpazade emekle ve emekçi sınıf hareketiyle bağ, geçmişte hiç bir zaman sosyal demokrasi ölçeğinde bile bulunmadığı için "yenilenme" çağrısı en çok bu sol yelpaze üzerinde etkili oldu. Kendi içinde tutarlı bir toplumsal projesi esasen hiç bir vakitte bulunmadığı için bu “ara sol” yelpaze dikkatlerini demokrasi olarak tanımlanmış özgürleşmeci toplumsal tasarılar üzerine yoğunlaştırdı. Sınıfsız sol da diyebileceğimiz bu geniş alanda bin bir yeni “sol” görüş türedi.

Sermaye sınıfının tarif ettiği "solun açmazı” bu kesime göre, “özgürlükçü demokrasi”, “yeni sosyalist demokrasi”, “21. Yüzyıl sosyalizmi” ya da “demokrasisi” ile aşılıyordu. Siyaseten iktidarı talep eden değil de, zaten bulunduğu yeri, muhalefeti talep eden bu sol yenilenme türünün örneklerine Türkiye’de de rastlandı. Sermaye sınıfının bu tezlerden gocunması elbette beklenemezdi, çünkü onun asıl savı, solun topluma bir ekonomik gelişme modeli sunamadığıyla ilgiliydi. Solun açmazda olduğunun söylenmesi, solun bir ekonomik gelişme modeli çıkaramadığının söylenmesiydi.

Ara sol akımlar bu noktada da açmazda olmadıklarını kanıtlamak için muhtelif laf canbazlıklarını denemeye başladılar. Öyle bir ekonomi olmalıydı ki, yalnız sermaye sınıfının çıkarlarını değil, toplum sınıflı toplum bile olsa tüm toplumun çıkarlarını içermeliydi. Yani toplumun “ortak” çıkarlarını içeren ve yansıtan bir ekonomi modeli.

Sınıfsız solun bu önerisinin sınıflı bir toplumda ve sınıflı bir toplum için ne anlama geldiğini sormak bile gereksizdi. Toplumsal çıkarın kendisi zaten "yalan" olduğu için, yalan üzerine kurulu bir ekonomik model önerisi anlaşılmazdı. Hayat bu ara sol akımların tezlerini hızla post/modern alana itti ve kendi yolundan gitti.

Komünistler ise, reel sosyalizmin tarihsel yenilgisini tek başlarına üstlenmek zorundaydılar ve böyle de oldu. İktidar oldukları veya olabilecekleri yerlerde tarihsel tezlerinden vazgeçtiler ve reel politik alana yöneldiler. Zaten hiç iktidar olamadıkları ve olamayacaklarını anladıkları yerlerde ise yapacak hiç bir şey bulamayarak reel politika içinde kayıplara karıştılar.

Yenilik ve "yenilenme" sola hiç bir yenilik katmadı; aksine, onun özünü boşalttı ve ortaya kof bir solculuk çıkardı diye burjuva sınıfın solun açmazda olduğuyla ilgili teziyle polemikten vazgeçmek mi gerekir? Şüphesiz ki hayır! Sosyalist solun kendini gerçekten yenileyebilmesinin imkanları, en güçlü olduğu bugünkü durumda bile sermaye sınıfı ile polemiğini derinleştirmesinden doğacaktır.

Sosyalist sol düşünce hangi sorulara yanıt veremiyor, önce buna bakmak lazım. Ama sosyalist sola sorulan soruları kimin ve kimden taraf sorduğunu da gözden kaçırmamak lazım.

Sorulan ilk soru, hayatın temeliyle ilgili olanıdır. Solun eşitlikçi paylaşım talepleri, özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde emeğin verimliliği hesapları üzerinden geri püskürtülmektedir. Önce üret ki sıra paylaşmaya gelsin! Gerçekten de öyle, ama sermaye sahipleri çoğunu alıp götürdükten, geriye kalanıyla kendi siyasal rejimlerini finanse ettikten sonra bu gibi ülkelerde paylaşılacak bir şey kalmıyor. Paylaşılacak bir şey yoksa, sosyalizm de yoktur. Hadi yanıt ver!

Sanki gelişmiş ülkelerde sosyalist solu püskürten başka bir şey mi var? Orda da tek demagoji bu: mevcut paylaşım kalıpları içinde emekçilere "insanca" diye tarif edilebilecek bir imkan sunulamıyor. Ne sunuluyorsa, o kadarı “insanca” oluyor! Hatta dünya çapında bir kapitalist bedbahtsızlık yaşandığı için emekçilerin sık sık "fedakarlık" yapmak zorunda oldukları da açık açık, üzerine basıla basıla, içine tehdit imaları katılarak söyleniyor. Burada, emekçilerden ve sosyalist soldan, "paylaşım kalıplarını değiştirelim" gibi bir teklif geldiğinde yer yerinden oynuyor.

Çünkü paylaşım kalıplarını değiştirmek, bu kalıpların böyle tecelli etmesinin nedenini değiştirmek anlamına geliyor. Laf böyle açılınca, üretim araçlarının sahipliğini değiştirelim’e kadar varıyor. Oraya varılmadıkça da, hiç bir somut anlam ifade etmiyor. Çünkü “kalıpları değiştirmek”, girişim özgürlüğünü, özel mülkiyet özgürlüğünü, sömürü özgürlüğünü ortadan kaldırmak anlamına geliyor. Bu sayılan özgürlüklere dokunan taleplerle ortaya çıkmadıkça da hiç bir şey değişmiyor, değişemiyor. Topluma somut proje “sunulmamış” oluyor!

Özgürlüklerle ilgili bu sermaye duvarı delinemediği için "özgürlükçü sol"dan, girişim özgürlüğünü, özel mülkiyet özgürlüğünü ve sömürü özgürlüğünü, içermese bile tartışmayan ve mücadelesinin eksenine oturtmayan bir özgürlük anlayışı çıkıyor. Bu özgürlüğe karşı emekçi sınıflar, "benim ne işime yarayacak" diye sordukları ve yanıtını bulamadıkları için ilgisiz, bu nedenle o türden özgürlük mücadeleleri de işçisiz-emekçisiz (kitlesellikte yetersiz) kalıyor.

Burada, sermaye sınıfının her türden kuşatması altında sosyalist yanıt çıkmıyor diye tarihe geri kaçmak mı gerekir?

Sosyalist solun kendi durumunu, burjuva sınıfla aynı soruları sorarak aşması mümkün değil. Ama sosyalist solun kendine sorması gereken önemli soruları var, bunları sormaya başlamalı.

Paylaşımcı tezler ve sorular sosyalist sol için artık cazip değildir, çünkü suları dalgalandırmamaktadır. Ayrıca bu soru eşit, adil, makul, vb. sıfatlarla sorulduğu için, "insanca", vb. tariflerden öteye götürmediği için, kapitalizmin hepten kaybettiği meşruiyeti hepten sorgulamadığı için, sosyalist solu bir milim olsun ilerletmemektedir.

Sosyalist sol temel sorusunu özgürlükle, özgürleşmeyle ilgili olarak sormalıdır ve yakaladığı bu doğru halkadan vazgeçmemelidir. Ama soruyu da doğru sormalıdır. Sömürülmeme hakkını ve özgürlüğünü sorusunun temeline yerleştirmelidir. İstediği özgürlük, mülkün mülksüzleştirilmiş gerçek sahiplerine devrinden söz etmelidir. Yani sosyalist sol “adalet” peşinde koşmamalıdır, çünkü bu koşu, yıkmaya çalıştığı şeyi "doğal adalet" kılığında karşısına çıkarmaktadır. Bu koşu Doğu felsefesinin, sınıf öfkesini serinleten sularına açılmaktadır. Bu adalet arayışı, onu herkese “eşit” dağıtacak herkesten üstün despotluklara açılmaktadır. Sosyalist sol, daha fazlası istenmeyecek olan topyekün özgürlüğün peşinden koşmalıdır. Gerçek özgürleşme, ikizi olan gerçek eşitliği içerir.

Biraz başa dönelim. “Dünyanın sosyalist sola ve sosyalizm için mücadeleye hayat veren bir dünya olmaktan çıkmış olması için bu mücadelenin dayandığı sınıf çelişkilerini kapitalizmin çözmüş ve aşmış olması gerekir,” dedik. Sosyalist solun açmazından sözedenlerin, aslında, kapitalizmin böyle bir çözümü gerçekleştirmiş olduğu, hatta, gerçekleştirebilecek olduğu gibi bir iddiaları da yok. Bir zamanlar vardı; artık hiç yok. Onlara göre, böyle bir çözüm hiç gerekmiyor. Söz konusu çelişkiler hayatın kendisinde mündemiçtir. Gücü gücüne yetene!

Yani, “Ne özgürlük olacak, ne de eşitlik!” diyorlar. “Kimse boşuna umutlanmasın....”

Biz de aksini söylüyoruz!