Yerel seçimler, yeni rant ve metalaştırma alanları

İktidara geldiğinden bu yana AKP hükümeti, inşaat sektörünü sermaye birikiminin merkezine yerleştirerek, ürettiği iktisadi politikalar ile iktidarını sürdürmektedir. İstanbul'a üçüncü havaalanı, çılgın Kanal İstanbul Projesi, HES'ler, Kentsel Dönüşüm Yasası ve 2012 yılında değiştirilmiş ve esas etkisini 30 Mart 2014 yerel seçimlerinden sonra göstereceği Büyükşehir Yasası ile birlikte bu politikalarına devam edeceğini de göstermiştir. Çarpık kentleşme ve doğanın tahrip edilerek yeni rant ve metalaştırma alanları yaratacak bu politikaları ile AKP, bir yandan iktidarını sürdürmeye çalışmakta diğer yandan da gün geçtikçe insanı doğadan iyice koptuğu ve iklim koşullarının doğal mecrasının dışına çıktığı bir hayata mahkum etmektedir.

AKP hükümeti, 2012 yılında “Büyükşehir Yasası”nı değiştirdi. 6 Aralık 2012 tarihli Resmi Gazete'de de yayımlanan bu değişiklikle birlikte 13 il “Büyükşehir” yapılmış ve 26 yeni ilçe kurulmuştur. Yapılan bu değişiklik gereği ilk yerel seçimle birlikte, yani 30 Mart 2014'ten sonra 16 bin 82 köy mahalleye, ayrıca belediye olan yaklaşık 600 belde de köye dönüşecek. Yani yerel seçimleri kim kazanırsa kazansın 31 Mart sabahı 16 bin 82 köy haritadan silinecek ve yaklaşık 600 belde de köy olacak.

Söz konusu yasa bir yıldır yürürlükte olmasına rağmen, hayatımızda henüz önemli bir değişiklik olmadı; asıl değişim yerel seçimlerden sonra, yani yaklaşık 600 belde köy, 16 bin 82 köy mahalle olunca yaşanacak.

Söz konusu yasa gereği köyde yaşayanlar; mahalle olarak bağlandıkları belediyeye su parası, emlak vergisi, verilen kamu hizmetleri için (örneğin çöp vergisi gibi) belediyelerce alınan vergileri ödemeye başladıklarında, yasanın uygulamada ve hayatlarında getireceği değişimin ne anlama geldiğinin farkına varacaktır.

6 Aralık 2012 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak Büyükşehir Yasasında yapılmış olan değişiklik; yasa değişikliği ile kentin birer mahallesine dönüşen köylerde ahır, kümes ve diğer tarımsal işletmelerin olamayacağını ve söz konusu ahır, kümes ve tarımsal işletmelerin kentin dışına çıkarılmasını zorunlu hâle getirmektedir.

Gazetelere yansıdığı kadarıyla bunun ilk örneği Aralık 2013'te yaşanmıştır. Büyükşehir yapılan Muğla'da, Bodrum Kaymakamlığı İlçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü 17 Aralık 2013'te 'Umumi Hıfzısıhha Kararı' başlıklı bir tebligatı ilçedeki tüm belediye başkanlarına ve köy muhtarlarına göndermiştir. İlçe Toplum Sağlığı Merkezi'nin 22.11.2013-2888 sayılı yazısını içeren söz konusu tebligatta aynen şöyle denilmektedir:

“Söz konusu yazıda yerleşim alanına yakın hayvancılık yapılmasıyla ilgili olarak kaymakamlık makamı ve BİMER'e çok sayıda şikâyet geldiği belirtilmekte ve ilçe merkezi, beldeler ve köylerde meskûn mahal içindeki tüm ahırların ve kümeslerin ivedi olarak kaldırılarak yerleşim alanı dışına taşınması istenilmiştir.

Anons, ilan ve yazının çoğaltılarak asılması şeklinde yetiştiricilere duyurulmasının sağlanmasını arz/rica ederim.”

Uzun zamandan beridir uygulana gelen iktisadi politikalar ile birlikte üretim yapmakta zorlanan ve yaşam savaşı veren tarım ve hayvancılık ile uğraşan işletmeler, Büyükşehir Yasasında yapılmış olan değişiklik ile birlikte hepten yok olmaya doğru yol almak zorunda kalacaklarını söylememizde herhangi bir engel bulunmamaktadır. Zira Çiftçi Kayıt Sistemi'nin kayıtları, son on yılda beş yüz bin çiftçinin sistemden çıktığını yani artık tarım ve hayvan ürünleri üretiminden koptuğunu göstermektedir. Diğer yandan söz konusu bu çıkışı ve/veya kopuşu, ekilmeyen alanların artması da doğrulamaktadır. 1990 yılında 27 milyon 856 bin hektar ekili tarım alanı bulunurken, 2012 yılında ise ekili alanın 23 milyon 795 bin hektara düştüğünü görmekteyiz. Yani, 2012 yılının verilerine göre nadasa bırakılan ya da ekilmeyen tarımsal alan 4 milyon 286 bin hektar.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın verilerine göre, 2002 yılında ÜRE gübresinin tonu 237,00 TL iken, 2013 yılında 981,00 TL'ye yükseldi. Aynı dönemde, içeriğinde fosfor ve azot gibi besin maddeleri yer alan ve tahıllarda ekim sırasında verilmesi elzem olan DAP gübresinin tonu 354 TL'den 1.217,00 TL'ye çıktı. Mazotun litresi Ocak 2002'de 94 kuruştu. Şu anda 4,5 lira. Yaklaşık olarak yüzde 300'lük bir artış söz konusu.

Yukarıda ifade etmiş olduğumuz koşullarda üretim yapmakta zorlanan küçük çiftçilerin, Büyükşehir Yasasında yapılmış olan değişiklikle birlikte; tarımsal üretim yapmış oldukları toprakları cüz'i tutarlar ile satmak zorunda kalacakları ve tarı msal üretimden çekilecekleri açıkça görünmektedir. Gerek tarımsal üretim yapılmasının koşularının gün geçtikçe daha zor hâle gelmesinin ve gerekse de Büyükşehir Yasasında yapılmış olan değişiklik sonucunda, hem tarım alanlarının satılması hem de köylerin ortak mülkiyetinde bulunan mera, yaylak ve diğer tüm varlıklarının belediyelere devredilmesi hızlanacaktır. Böylelikle de tarım alanları, meralar ve yaylalar imara açılacak ve yasa ile hem imar yönünden hem de arazi kullanımı açısından belediyelere ve valiliklere verilen yetkilerle daha çok tarım toprağı ranta dönüşecektir.

Öte yandan Büyükşehir Yasasında yapılmış olan değişiklikle birlikte Türkiye'nin kırsalda ve kentte yaşayanların oranı açısından nüfus yapısı bir gecede değişmiş oldu. Kırsalda yaşayan nüfus yüzde 24'ten yüzde 9'a indi. Söz konusu yasa ile nüfus oranlarını değiştiren ilk ülke de Türkiye olmuş oldu. Bu ilk olma şerefi de, yasa değişikliğini gerçekleştiren AKP hükümetine nail oldu!

Doğrusunu söylemek gerekirse tarım ve hayvancılıkta yaşanan tüm bu gelişmeler kapitalizmin gelişmesinin yani sermaye birikiminin mantıki sonucudur. Bu yüzden yerel seçimlerde ortaya çıkacak herhangi bir sonuç bu durumu değiştirmeyecektir. Yatıp kalkıp, etmiş oldukları her duada “âmin” yerine “inşaat” diyen AKP hükümetinin üretmiş olduğu politikalar ise sermaye birikiminin önündeki engelleri kaldırmak ve sermaye birikiminin sorunsuz bir şekilde sürmesini sağlamaktır. Zira hem cari açıkları azaltmak için önlemler almaya kalkacaksınız hem de tarım ve hayvancılıkta dışa (ithalâta) bağımlı hâle gelmek için elinizden geleni ardınıza koymayacaksınız. Birbiriyle çelişen bu politikaların tek anlamı vardır: sermaye birikiminin sürmesi. Bu neye mal olursa olsun!

Gerek öteden beridir uygulanan politikalar ile ve gerekse Büyükşehir Yasasında yapılmış olan yasal değişiklikle, bir yandan yeni alınabilir satılabilir yani metalaştırılmış alanlar yaratılmakta iken, diğer yandan da alınacak ve ileride salınacak vergilerle müşteri kıvamında yeni insanlar tamamen sistemin kapsamına alınmaktadır. Tarım ve hayvancılıktan kopan küçük çiftçi ve hayvancılıkla uğraşanların yedek iş gücü ordusuna katkı sağlayacak biçimde işsizler yaratılması ise temel amaçtır.

AKP için, var olan rant ekonomisini yönetmek ve beslenmiş olduğu bu ekonominin sürmesini sağlamak açısından yerel seçimlerin önemi büyüktür. Parti devletine doğru attığı her adım ve kendisini engelleyecek her türlü engeli aşma azmi, yerel seçimlere atfetmiş olduğu bu önem nedeniyledir.

Görüldüğü üzere irili ufaklı bütün burjuva partileri (solda olduğu düşünülen CHP de yukarıda sonuçlarını açıklamış olduğumuz anlayış ve iktisadi politikalara tam anlamıyla bir ses çıkarmamıştır…) AKP'nin emeğin, doğanın ve insani değerlerin talanına dayalı yaklaşımını benimsemiş bir şekilde hazırlanmaktadırlar. (Bu anlamda da İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı için Mustafa Sarıgül'ün neden CHP tarafından aday gösterildiği de daha iyi anlaşılmıştır sanırım…)

Burjuva partileri hâlihazırda yerel seçimlere yönelik hazırlıklarını sürdürürken, hemen hemen bütün sosyalist / komünist çevre, dergi ve partiler, maalesef bu sürece bir kez daha müdahale edemeden bir yerel seçim geçirecek. Sosyalistlerin artık uzun vadeli düşünmelerinin ve perspektiflerini uzun vadeye göre belirlemelerinin zamanı geldi de geçiyor bile! Bu nedenle, sosyalistlerin simgesel politikalardan (burjuva parti, cemaat ve fraksiyonlarının kayıkçı dövüşüne göre politika üretmek) uzak, yukarıda ifade etmiş olduğumuz Büyükşehir Yasasında yapılmış olan değişiklik gibi kentleşme, doğa ve işsizlik gibi sorunları esas alan, daha doğrusu hayatın her alanına dokunabilecek, bir bütün olarak toplumu esas alan politikalar üretmek üzere, kişi ve grup kaygılarından uzak bir çerçevede birleşik bir sosyalist parti kurmaları kaçınılmazdır. Aksi takdirde hem samimiyetlerini hem de inanılırlıklarını yitireceklerdir.

[Not: Bu yazı, Ali Ekber Yıldırım'ın "Yerel Seçimle 16 Bin Köy Haritadan Silinecek" adlı makalesinden yararlanılarak yazılmıştır (Dünya Gazetesi- 14.01.2014)]