Türkiye'de ücretliler

Sosyal sınıflar, toplumsal üretim sistemi içerisindeki tarihsel olarak belirlenmiş yerleri ile tanımlanırlar. Bu yerin tanımında, büyük insan kümelerinin üretim araçlarıyla olan ilişkileri, toplumsal emeğin örgütlenmesinde oynadıkları rol, sahip oldukları toplumsal zenginliklerin elde edilme biçimi ve bu zenginlikten aldıkları payın büyüklüğü hesaba katılır.

Sosyal sınıfların varlığı, sınıf çelişkilerinin ve sınıf çatışmalarının varlığı ile birlikte biçimlenir; bir başka ifadeyle sosyal sınıf olgusu, sınıf çelişkisi ve çatışması ile birlikte oluşan tarihsel bir süreçtir. Bu nedenle sosyal sınıf olgusu, sınıfların politik ve ideolojik eylemlerini de kapsar.

İşçi sınıfı üzerine yapılacak bir çalışmanın, sosyal sınıflara ilişkin bütün bu öğeleri, hem de dünya düzeyinde ve tarihsel bir perspektifle içermesinin gerekeceği açıktır.

İşçi sınıfını oluşturan büyük insan kümesinin sayısı, cinsiyeti, yaş grupları, eğitimi, sektörel dağılımı, meslekleri, çalışma koşulları, kazanç düzeyleri, işsizlik ve eksik istihdamına ilişkin verilerin değerlendirilmesi, özellikle zaman serileri halinde ifade edildikleri zaman, işçi sınıfına ilişkin çözümlemeler için bir başlangıç çerçevesi oluştururlar. İşçi sınıfına ilişkin sayısal verilerin, güvenilir, kapsamlı ve zaman içinde ve uluslararası verilerle karşılaştırılabilir nitelikte olması, bu çerçevenin sağlamlığını güçlendiren bir unsurdur.

Türkiye'de ücretlilere ilişkin veriler, çalışma yaşamı üzerine bilgi derleyen pek çok kurum ve kuruluşun yayınladıkları kaynaklarda bulunabilir. Ancak çeşitli kurum ve kuruluşlarca üretilen bu istatistikler, yöntem, kapsam ve referans dönemi bakımından birbirlerinden farklıdır.1

Bütün bu birincil kaynaklar arasında, Türkiye'de bir ücret veya maaş karşılığı ya da yevmiyeli çalışanlara ilişkin en kapsamlı verileri, 1988 yılında başlatılmış olan DİE Hanehalkı İşgücü Anketlerinde bulabileceğimizi söyleyebiliriz. Ancak 2000 yılından itibaren hanehalkı işgücü anketlerinde yeni bir seriye başlanmış olması işçi sınıfına ilişkin sayısal verilerin zaman serileri olarak kullanılmasını daha da zorlaştırmıştır.2

Gerek yeni serilerin, anketlerdeki yapısal değişikliklerden dolayı eski serilerle karşılaştırılabilir olma özelliğinin zayıflaması, gerekse konunun dergi sayfalarına sığmayacak genişlikte bir tablolaştırma gerektirmesi nedeniyle, bu yazımızda zaman içindeki değişim eğilimlerini ortaya koymadan, ücretliler için, 2000 yılı DİE Hanehalkı İşgücü Anketi Sonuçlarına dayanan bir durum saptaması yapacağız.

Anketlerde, istihdam edilenler, işteki durumlarına göre "ücretli, maaşlı, yevmiyeli"; "kendi hesabına çalışan"; "ücretsiz aile işçisi" ve "işveren" olarak gruplandırılmıştır.3 Bizim kısaca "ücretliler" olarak adlandırdığımız ve sosyal sınıf anlamında işçi sınıfına denk gelen insan kümesi, ücret karşılığı çalışan işçiler, maaş karşılığı çalışan memurlar ve mevsimlik, arızı, geçici işlerde yevmiyeli olarak çalışan işçilerden oluşmaktadır.

Anketlerde ücretlilere ilişkin veriler, yaş grubu, cinsiyet, eğitim, ekonomik faaliyet, meslek grubu,4 fiili çalışma süresi, eksik istihdam, işyeri büyüklüğü, işyeri durumu ve kayıtlılık durumuna göre, Türkiye geneli ve kent kır ayrımında verilmektedir.

Türkiye'nin toplam nüfusu 64.059.000'dir. Türkiye'de zorunlu eğitim 8 yıla çıkarıldığı için, Anketlerde, 15 yaşından küçüklerin işgücü piyasası içinde olmayacakları varsayılmaktadır. Toplam nüfus içinde 15 ve daha yukarı yaşta olanların sayısı 44.765.000'dir. 15 ve daha yukarı yaştaki, 44.765.000 kişi içinden, 22.029.000 kişi, işgücüne dahil olan kesimi oluşturmaktadır. İşgücüne dahil olanlar içinde, 20.578.000 kişi bir iş sahibidir, yani istihdama dahildir, 1.451.000 kişi işsizlerden oluşmaktadır. İş sahibi olan, yani istihdamdaki 20.578.000 kişinin, 10.127.000 kişisi ücretliler kesimini oluşturmaktadır.

Bu veriler bize Türkiye'de işgücünün, çalışma çağındaki nüfusa oranının 2000 yılında %49.2 olduğunu göstermektedir. Bu oran OECD ülkelerine göre düşük bir orandır. (ABD %77.4, Fransa % 67.8 İspanya %63.9). Ayrıca Türkiye'de bu oranın son on yılda sürekli azaldığını görmekteyiz (1991 %57.6).

İşgücüne dahil olmayan nüfusun oransal büyüklüğünün görünen nedeni, bu nüfusun bir kısmının gizli işsizler olması (yaklaşık 2 milyon kişi)5 ve işgücü dışında kalan 11 971 000 ev kadınının varlığıdır.

Türkiye'de işgücünün bir özelliği sektörel dağılımında görülür. Türkiye'de toplam istihdamın %37'si tarım sektöründe iken, bu oran ileri kapitalist ülkelerde tek haneli bir rakamdır. (ABD %2.8, Fransa %4, İngiltere %1.6, İspanya %6.9). Bu sektörel dağılım, istihdamın yapısında da yansımakta ve Türkiye'de istihdam edilenler içinde ücretlilerin oranı %36.4 düzeyinde kalmaktadır. Bu oran yıllar içinde artıyor olmakla birlikte (1991 %20.1) diğer emekçilerin toplam oranına kıyasla (kendi hesabına çalışanlar: %24.8 ve ücretsiz aile işçileri: 20.6) düşük kalmaktadır. Gelişmiş kapitalist ülkelerde ise toplam istihdamın ezici çoğunluğu ücretlidir (ABD % 91.2, Fransa %88, İspanya %73. OECD: 1994).

Öte yandan Türkiye'de işgücü verilerinin doğru bir yorumunu yapabilmek için kadın ve erkeklerin, kentsel ve kırsal yerlerde işgücüne katılım oranlarına ayrı ayrı bakmak gerekir. Türkiye'de tüm işgücü piyasası cinsiyet temelinde ayrışmış durumdadır. Erkeklerin kentsel yerlerde işgücüne katılım oranı %70.7 (1991'de 76.7) iken kadınlarınki %17.2'dir (1991'de %16.3). Erkeklerin kırsal yerlerde işgücüne katılma oranı %77 (1991'de %81) iken, büyük çoğunluğu ücretsiz aile işçisi olarak çalışan kadınların kırsal yerlerde işgücüne katılma oranı %38'dir (1991'de %54.8). Tarımın ekonomideki payının sanayi ve hizmetlere kıyasla gerilemesi, kırsal kesimde mülksüzleşme ve kırdan kente göç sürecine paralel olarak, kadının kırsal kesimde işgücüne katılımı hızla azalmakta ve kentsel yerlerde kadının işgücüne katılımında yaşanan sınırlı artış, bu istihdam dışına çıkışı engelleyecek bir ölçüye ulaşamamaktadır. Özetle kentsel istihdam erkek istihdamı olduğu gibi, ücretli statüdeki istihdam da bir erkek istihdamı olarak belirmektedir. 10 127 000 kişilik ücretliler ordusu % 80.8 oranında erkektir.

Ulus ötesi sermayenin yeni liberal programının Türkiye'deki uygulamaları, ABD, IMF ve Dünya Bankasının mali baskıları ve AB'nin, Birliğe tam üyelik vaatleri aracılığıyla hızlandırıldıkça, küçük üretici yığınların işçileşmesi (ve işsizleşmesi) ve toplam ücretliler içinde kadın sayısının artması beklenebilir.

Ücretlilerin %25'i 15-24 yaş grubunda, %60'ı 25-50 yaş grubunda, %15'i ise 50+ yaş grubunda bulunmaktadır. Bu görünümüyle Türkiye işçi sınıfında gençlerin ağırlığı, örneğin AB ülkelerine kıyasla daha fazladır (AB ortalaması: %12.8. ILO: 1998).

Özellikle kadın işçiler genç yaş gruplarında toplanmıştır (%35). Evlilik ve çocuk doğurmaya bağlı aile sorumlulukları, kadını 25 yaşından sonra iş gücü dışına iten bir unsur olmaktadır.

Ücretliler içinde gençlerin oranının göreli fazlalığı ücretlilerin vasıf yapısı konusunda da bir ipucu vermektedir. Genç iş gücü daha az eğitimli ve daha az vasıflı işgücü demektir.

Türkiye'de ücretlilerin %4'ü herhangi bir eğitime sahip olmayan ve bir kısmı da okur yazar olmayan işçilerdir. Yüzde 57'si ilk öğretimi, %24'ü lise ve dengi meslek okullarını bitirmiştir. Yüksek okul veya fakülte bitirenlerin oranı %15'tir.

Kadın ücretliler, eğitim durumu açısından erkeklere göre çok daha vasıflıdır. Kadınlarda lise ve dengi okul mezunu oranı %31.5, erkeklerde %22'dir. Kadınlarda yüksek okul ve fakülte mezunu oranı %28, erkeklerde %12'dir. Kadın ücretlilerin %60'ı lise ve üstü bir eğitime sahiptir. Bu durum işgücü piyasasındaki ayrışmanın ortadan kaldırılmasında kız çocukların eğitiminin önemini göstermektedir. Ayrıca sendikaların ve siyasal partilerin kadın politikalarının oluşturulmasında da bu gerçek özellikle göz önünde tutulmalıdır.

Türkiye’de ücretlilerin yarıdan fazlası (%56), toptan ve perakende ticaret, lokanta ve oteller (%18); ulaştırma, haberleşme ve depolama (%6); mali kurumlar, sigorta, taşınmaz mallara ait işler ve kurumları, yardımcı iş hizmetleri (%5) ve toplum hizmetleri, sosyal ve kişisel hizmetlerden (%27) oluşan hizmet sektöründe çalışmaktadır.

İkinci önemli ekonomik faaliyet kolu imalat sanayiidir. İmalat sanayiinde çalışanların oranı %28'dir. İnşaat ve bayındırlık işlerinde çalışanlar %11, Elektrik, gaz ve su işlerinde çalışanlar %0.8, Madencilik ve taş ocakçılığında çalışanlar %0.7 Tarım, ormancılık vb. işlerde çalışanlar %4 oranındadır.

Ücretlilerin ağırlıklı olarak hizmet sektöründe çalışmaları ve bu eğilimin yıllar içerisinde artması dünyada işçi sınıfının yapısındaki değişime denk düşmektedir. Bu değişim işçi sınıfının yapısında yeni farklılaşmalara yol açmaktadır. Ücretlilerin giderek daha fazla bölümünün hizmetlerde çalışıyor olması, "fabrikalarda ve maden ocaklarında kitlesel üretim yöntemleri ile tam gün çalışan erkek işçiler"den oluşan ve sendikal üyelikleri ve politikaları biçimlendiren işçi sınıfı profilini farklılaştırmaktadır. Hizmetlerin, küçük işletmeciliğe, kadın istihdamına, esnek çalışma biçimlerine uygun yapısı yeni işçi kategorilerini öne çıkartırken, sendikasızlaştırmayı da güçlendiren bir unsur olmaktadır.

Türkiye'de ücretlilerin yaklaşık %7'si haftada 35 saatin altında çalışmaktadır. %51'i, 36-59 saat, %42'si ise 60 ve daha fazla saat çalışmaktadır. Bu veriler bize Türkiye'de kısmi çalışmanın yaygın olmadığını göstermektedir. Kısmi çalışanların toplam ücretliler içindeki oranı gelişmiş kapitalist ülkelerde daha yüksektir. İşçilerin %42'sinin, haftada bir gün dinlenmek üzere günde 10-12 saat çalışıyor olmaları, yani fazla çalışma olgusu, Türkiye'de çalışma yaşamının önemli bir gerçekliği olarak karşımıza çıkmaktadır.

Gelişmiş kapitalist ülkelerde kısmi çalışmanın kadın çalışması olarak geliştiği bilinmektedir. Türkiye'de de kısmi çalışanların yaklaşık %31'i kadındır. Kadın ücretliler içinde kısmi çalışanlar oranı (%11) erkeklerdeki orana göre (%6) daha fazladır.

Ücretlilerin %38'i mikro işletme diyebileceğimiz 1-10 işçi çalıştıran işyerlerinde çalışmaktadır. 10-24 kişi çalıştıran işyerlerinde çalışanların oranı %18.5; 25-49 kişi çalıştıran işyerlerinde çalışanların oranı %10'dur. Genel kabul gören tanımla küçük işletme diyebileceğimiz 10-49 kişi çalıştıran işyerlerinde çalışanların oranı ise toplam %28.5 olmaktadır. 50'den fazla işçi çalıştıran orta ve büyük işyerlerinde çalışanların oranı %33'tür.

Ücretlilerin çalıştıkları işyerlerini büyüklüklerinin yanı sıra düzenli, düzensiz olarak da ayırabiliriz.

Ücretlilerin %28'i kamuya ait, %56'sı ise özel kesime ait düzenli işyerlerinde çalışmaktadırlar. Ücretlilerin %16'sı, tarla, pazar yeri, seyyar işyeri, ev dahil olmak üzere düzensiz işyerlerinde çalışmaktadır.

Evde çalışan toplam 245 000 kişinin, 66 000'i parça başı ücret karşılığı çalışan ve çoğunluğu kadın olan işçilerdir. Eve iş verme sisteminde çalışan işçiler 1475 sayılı İş Kanununa göre işçi kabul edilmemekte ve yasal olarak kayıt dışında tutulmaktadır. Ev işçileri sanayide, konfeksiyon, nakış işlemeciliği, halıcılık, deri, cam işlemeciliği, kalem montajı, çinicilik, seramik, konservecilik gibi emek yoğun iş kollarında, basit ekipmanla ve parça başı ücret sistemine göre çalışmaktadırlar. Ayrıca ayıklama, paketleme işlerinde, elektronik, elektrik dallarında, daktilo, faturalama, çeviri, çamaşır yıkama vb. gibi alanlarda ev işçiliği mevcuttur.

Ücretlilerin %51'i Sosyal Sigortalar Kurumuna kayıtlı olarak, %19'u ise Emekli Sandığına kayıtlı olarak çalışmaktadır. Ancak Türkiye'de çalışma yaşamının önemli özelliklerinden biri de kayıt dışı işçi çalıştırmanın yaygınlığıdır. DİE verilerine göre ücretlilerin %30'u (yaklaşık 3 milyon işçi) kayıt dışı olarak çalışmaktadır.

Kaçak işçilik, geleneksel olarak inşaat gibi bazı işkollarında çalışan düşük vasıflı, mevsimlik veya geçici işçilerde görülürdü. Ancak günümüzde işgücü maliyetlerini düşürmek için hemen her tür işletmede kullanılan bir istihdam biçimi halini almıştır.

Kaçak işçilerin çalıştığı bazı işyerlerinin kendileri de kaçaktır, yani yalnızca istihdam alanında değil, her alanda kayıt dışı çalışmaktadırlar. Özellikle pek çok mikro işletme tümüyle kayıt dışı çalışmaktadır. Bu tür işletmelerde kayıt dışı çalışma ile kaçak işçilik birlikle yürümektedir.

İşyerlerinin kendisi kaçak olmamakla birlikte, özellikle küçük işletmelerde çalışan işçilerin sigortalanmaması veya belirli dönemlerde sigorta kapsamından çıkarılması ile kaçak işçi çalıştırılması son derece yaygındır.

Ekonomik kriz koşullarında zorlanan orta ve küçük boy işletmelerin, istihdamda hatta işletme faaliyetlerinin tümünde kayıt dışına kaymaları, büyük işletmelerin de taşeronlaşma, fason üretim, eve iş verme, tele çalışma vb. gibi esnekleşme stratejilerine daha çok başvurmaları ile bu sayı her geçen gün artmaktadır.

Kaçak işçiliğin yaygın bir biçimi de "çift bordro" kullanmak, yani kayıtlarda işçiyi asgari ücretli ya da düşük ücretli göstererek işçinin işgücünün bir bölümünü kayıt dışı koşullarda satın almaktır.

Resmi veriler kaçak işçiliğin boyutlarını yeterince yansıtmamaktadır. Kayıt dışı çalıştırılan emekliler, başta medya kuruluşları olmak üzere stajyer adı altında kayıt dışı çalıştırılan işçiler vb. kaçak işçiliğin boyut ve çeşidinin daha geniş olduğunun ipuçlarını vermektedir.

Bugün Türkiye'de gün geçtikçe boyutu büyüyen ve istatistiklere dahil edilmeyen bir kesim de yabancı kaçak işçiliktir. Türkiye'de 1 milyonun üzerinde yabancı kaçak işçi çalıştığı tahmin edilmektedir.

Sovyet sisteminin çöküşünden sonra, Orta ve Doğu Avrupa'daki eski sosyalist ülkelerden, eski Sovyetler Birliği ülkelerinden Türkiye'ye gelip kaçak olarak çalışanların sayısında büyük bir patlama olmuştur. Ayrıca Iran, Irak, Pakistan, Afganistan, Bengaldeş gibi yoksul Asya ülkelerinden gelen kaçak işçilerin sayısında da büyük bir artış vardır. Bazı ülkelerdeki anti demokratik uygulamalar, savaşlar, etnik ve dinsel çatışmalar da bu artışı hızlandıran bir unsur olarak etkisini göstermektedir. Açlığın pençesinde kıvranan sahra altı Afrika ülkelerinden gelen kaçak işçiler de giderek artmaktadır.

Türkiye hem nihai adres olarak, hem de Avrupa Birliği ülkelerine giderken geçilecek bir ara adres olarak kaçak işçileri çeken bir merkez haline gelmiştir. Bu işçilerin büyük çoğunluğu, düşük ücretli, hiç bir sosyal güvencesi olmayan işlerde çalışmakta, insanca yaşam koşullarının asgarisine sahip bulunmamaktadır. Kaçak işçilik yalnızca kaçak işçilerin köle gibi çalıştırılmalarına neden olmakla kalmayıp, Türkiye'deki işçilerin de çalışma ve yaşam koşullarını aşağıya çeken bir etki yaratmaktadır.

DİE Hanehalkı İşgücü Anketleri (2000), 15 yaşın altında olanları işgücü piyasasının dışında varsaydığından çocuk işçilerle ilgili veriler bu yayında yer almamaktadır.

DİE'nin Çocuk İstihdamı Anketi Sonuçlarına göre ise, Türkiye'de 6-14 yaş grubundaki çocuk nüfusu 12 milyondur. Bu çocukların 1 milyon üzerindeki bölümü çalışan çocuktur. Bu çocukların yaklaşık 200 000 kadarı ücret karşılığı çalışmaktadır.

Türkiye'de yoksulluk, eğitim sisteminin beklentileri karşılayamaması, küçük ve orta boy işletmelerin ve kayıt dışı işletmelerin çocuk emeğini ucuz işgücü olarak kullanmaları çocuk işçilik sorununun arkasında yatan temel nedenlerdir.

Çalışan çocukların büyük bir bölümü küçük işletmelerde ve haftada 40 saatten fazla çalışmakta, asgari ücretin altında ücret almakta ve gelirlerini ailelerine vermektedir.

3308 sayılı Çıraklık ve Mesleki Eğitim Kanunu’na tabi stajyerler ve öğrencilerin öğrenci statüsünde kabul edilmesi ve işçi sayılmaması çocuk işçiliği olduğundan az göstermektedir. Oysa meslek eğitimlerini işyerlerinde gören bu çocuklar ve gençler aynı işyerinde çalışan işçilerle benzer işleri yapmakta, aynı çalışma ortamı içinde tehlikelere maruz kalmaktadırlar. 1995 verilerine göre Türkiye'de Çıraklık Eğitim Merkezinde 200 000 çırak eğitim görmektedir.

Eksik istihdam bir iş sahibi olduğu halde, ekonomik nedenlerle haftada 40 saatten az çalışmak zorunda kaldığı için, gelir azlığı nedeniyle ya da esas mesleğinde çalışmadığı için iş arayanlardan oluşur.

Türkiye'de eksik istihdam edilenlerin toplamı, 1.541.000 kişidir (Eksik istihdamda olanların işgücüne oranı: %7). Bu kişilerin 933 000'i ücretlidir. Eksik istihdam edilenlerin yaklaşık %79'u gelir azlığı nedeniyle iş aramaktadır. Eksik istihdam edilen ücretlilerin %81'i de aynı nedenle iş aramaktadır.Toplam işsiz sayısı 1451 000, işsizlik oranı ise %6.6'dır. Eksik istihdamla birlikte işsizlik oranı %13.6 olmaktadır. İşsizler içinde eğitimli genç oranı %21.7'dir.

%13.3 oranındaki bir işsizlik ve eksik istihdam oranının Türkiye’deki işsizlik düzeyinin gerçekçi bir ifadesi olmadığını belirtmek gerekir. İşgücüne dahil olmayan nüfus arasında sayılan işsizler, genç emekliler, ev kadınları bu oranın çok üzerinde bir gizli işsizlik sorunu ile karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. Ayrıca özellikle tarım kesiminde kendi hesabına ve ücretsiz aile işçisi konumunda çalışan pek çok kişi aslında gizli işsizdir. Türkiye'de işgücüne katılma oranının OECD ülkelerinin çok altında olmasının arkasında yatan gerçek de işgücüne dahil değilmiş gibi görünen geniş yığınların aslında işsiz kitleler olmasıdır.

Türkiye'de sendikalı işçi ve memur sayılarına ilişkin güvenilir istatistikler mevcut değildir.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Çalışma Hayatı İstatistiklerine göre (2001 Ocak) Türkiye'de toplam sigortalı işçi sayısı 4 521 080'dir. Bu işçilerin 2 580 927'si sendika üyesidir (%59). Buna göre Türkiye'de Sendika üyesi işçilerin 956 264'ü kamuda (%37), 1 624 663'ü özel kesimde (%63) çalışmaktadır. Sendikalı işçilerin %72'si TÜRK-İŞ, %13’ü DİSK, %11'i HAK-İŞ'e bağlı sendikalarda örgütlüdür. Ancak sendikalı işçilerin sayısına ilişkin bu veriler sağlıklı değildir. Sendikalardan edindiğimiz gayri resmi verilere göre sendikalı işçi sayısının iyimser bir tahminle 1 milyon civarında olduğu söylenebilir. 1999 ve 2000 yıllarında bağıtlanan Toplu İş Sözleşmeleri kapsamında olan işçilere ilişkin veriler de bu tahmini doğrulamaktadır.

Kamu çalışanları sendikalarında örgütlü memur ve sözleşmeli personel sayısına ilişkin toplu veriler mevcut değildir.

DİE İstihdam ve Ücret Yapısı Anketi (1994, s.83) sonuçlarına göre Türkiye'de sendikalı işçi-sendikasız işçi ücret farklılığı çok yüksektir. Toplu İş Sözleşmesi uygulanan işyerlerinde çalışanlar diğerlerine göre daha fazla kazanç elde etmektedirler. Bu fark saat ücreti bazında %127, yıllık kazanç bazında ise %170'tir. Gelişmiş kapitalist ekonomilerde %10-15 civarında olan sendikalı işçi ücret farklılığı, Türkiye'de özellikle kamu kesiminde çalışan sendikalı işçiler için yüksek bir orandadır.

Uluslararası Para Fonu (IMF) ile Haziran 1998'de yapılan Yakın İzleme Anlaşması ve Aralık 1999'da yapılan Stand-by Anlaşması çerçevesinde, Türkiye'nin, ulus ötesi sermayenin çıkarlarına uygun bir biçimde, yeni liberal doğrultudaki ekonomik, sosyal ve siyasal dönüşüm süreci hızlanmıştır. Türkiye'nin, Mart 2001'de, Avrupa Birliğinin Türkiye için Katılım Ortaklığı belgesine uygun olarak benimsediği Türkiye Ulusal Programı ve Şubat 2002'de IMF ile yaptığı yeni Stand-by anlaşması, yeni liberal yapılanmayı daha da derinleştirecek ve yaygınlaştıracaktır.

Mal ve hizmet ticaretinde, sermaye hareketlerinde serbestleşme, özelleştirme, tarıma ve küçük üreticilere verilen desteklerin kaldırılması, mülksüzleşme sürecinin hızlanması, kamunun her alanda küçültülmesi, yerelleşme, işgücü piyasalarında düzensizleşme ve ulusal düzeyde var olan demokratik mekanizmaların ve örgütlenmelerin (ulusal parlamentolar, ulusal yargı, ulus-devlet kurum ve kuruluşları, sendikalar, kitle örgütleri) ve dayanışmacı kültürlerin zayıflatılması şeklinde özetlenebilecek olan bu yeni liberal yapılanma, işçi sınıfının yapısında önemli değişiklikler yaratabilecek, yukarda özetle sunduğumuz işgücü ve işçi sınıfı profili de hızla değişebilecektir.

***

1. Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE)nün 1955-1990 Genel Nüfus Sayımları aracılığıyla derlediği bilgiler ve 1988 yılından itibaren düzenli olarak uyguladığı Hanehalkı İşgücü Anketleri, Türkiye'de ücretlilere ilişkin temel kaynaklardır. Ayrıca DİE'nin İmalat Sanayi İstatistikleri, Maden İstatistikleri, Elektrik, Gaz ve Su İstatistikleri, Ticaret, Otel, Lokanta ve Hizmet İstatistikleri, İstihdam ve Ücret Yapısı, İstihdam ve Kazanç Anketi Sonuçları da ücretlilere ilişkin veriler içermektedir. İş ve İşçi Bulma Kurumu, Sosyal Sigortalar Kurumu, Çalışma Genel Müdürlüğü, Devlet Personel Başkanlığı, Emekli Sandığı, Yüksek Denetleme Kurulu ve Maliye Bakanlığı, ücretlilere ilişkin olarak derledikleri verileri kamu oyuna belirli aralıklarla sunmaktadır. İşveren sendikaları ve işçi sendikalarının da çalışma yaşamına ilişkin veri derledikleri görülmektedir.

2. Aslında 1988-1999 döneminde bu anketlerin soru kağıdı ve örnek tasarımında yapılmış olan bazı değişikliklerden dolayı, bu dönemde sunulan verilerin karşılaştırılabilirliği açısından da sorunlar mevcuttur.

3. İşteki Durum Sınıflandırması, Uluslararası İşteki Durum Sınıflamasına (ICSE) göre yapılmıştır.

4. Anketlerin 2000 yılında başlayan yeni serisinde işteki durum ve meslek durumu verileri mevcut değildir.

5. İş aramayıp işbaşı yapmaya hazır olanlar; iş arayıp son üç ayda iş arama kanalı kullanmayanlar; mevsimlik çalışanlar; ailevi, kişisel ve diğer nedenlerle çalışmayanlar.