Şerefsizlerin düzeni

Eğer rejimin adamıysan, hırsızlık, yolsuzluk, namussuzluk, şerefsizlik serbest. Ne yaparsan yanına kâr kalır. Evinden 4,5 milyon dolar para çıkan Banka Genel Müdürüysen, kimse sana kaynağını sormaz, birkaç haftalığına usulen tutuklu kalırsın, sonra tahliye olursun.

Bakan çocuğuysan, akçeli karanlık işler çeviren ve bakanlarla al takke, ver külah konuşan, onlara rüşvet karşılığı iş yaptıran yabancı bir iş adamıysan, Reisinizin yeni atadığı hâkimler önce bankalardaki tedbir kararını alel acele kaldırırlar, sonra sizi 74 günde serbest bırakırlar.

Büyük Patron “hak yerini buldu” der. Kararı veren mahkeme başkanına baskı yapmıştır, izne çıkarmıştır, yerine atadığınız başkan imzayı basmıştır. Ayrıca, mademki düzeniniz rüşvet düzenidir, kime ne kadar yedirildiği de bizce meçhuldür.

Türkiye’de şeref ve namus kavramları kadının cinselliğinde aranır. Bir hırsız, bir rüşvetçi sizce namussuz, şerefsiz değildir. Asla utanmaz. Herkesin gözünün içine baka baka ve övüne gerine dolaşır. Çünkü hepsi haysiyetsizdir.

İnsan bilincindeki en önemli öğelerden birisi, belki de birincisi adalet duygusudur. Şöyle bir düşününüz: Sadece bize karşı yapılan haksızlıklara isyan etmeyiz, başkalarına karşı yapılan adaletsizliklere de tepki gösteririz.

17 Aralık’tan bu yana tanık olduğumuz olaylar bizdeki adalet bilincine tamamen aykırı olduğu için isyan içindeyiz.

25 Aralık soruşturmasını siyasi yoldan engellediler, binlerce polisi, yüzlerce yargıcı-hâkimi tarumar ettiler, yasaları değiştirdiler, HSYK kanununun yürütmesini ezkaza Anayasa Mahkemesi durdurabilir diye alel acele aynı gün 9 atama yaptılar, MİT yasasını Gestapo yasasına dönüştürdüler, yeni İnternet yasakları getirdiler, sonra da dönüp “bakın insanları nasıl koruduk” dediler.

Ve nihayet 17 Aralık’ın son üç tutuklusunu serbest bıraktılar. Kurdukları baskı, şiddet, talan düzeni için hiç haya duymadan “Hak yerini buldu” dediler.

Bırakınız çalsınlar, bırakınız soysunlar

Adam Smith’in liberalizmi Tayyip Erdoğan’ın rejiminde “Bırakınız çalsınlar, bırakınız soysunlar” düzenine varmıştır.

Hiç birisinde “bu yolsuzluğun, hırsızlığın üstünü örtersek, sanıkları 2,5 ayda serbest bırakırsak “halk bize ne der?” endişesi yoktur. Çünkü halkın önemlice bir bölümünü şu veya bu şekilde peşlerine takmışlardır. Ceza hukukunu ilgilendiren bir olayı örbas etmek için (kanıt toplamış) polisleri, hâkim-savcıları ve yasaları değiştirmek, sonra da meydan meydan dolaşıp 30 Mart Yerel Seçimlerini tanık göstermek sadece yolsuzluğa sahip çıkmak değildir, aynı zamanda ve en önemlisi “hırsızlığa, yolsuzluğa devam” demektir. Meydanlarda “Yola devam” diye bağırıyorlar ya. O yol rüşvet, irtikâp yoludur. Çalma-çırpma yoludur. 30 Mart’tan birinci parti çıkacaktır ve sonucu yola devam için plebisit ilân edecektir.

Mizah ciddiyetsizliğe vardı

17 Aralık’tan sonra, ama özellikle o günkü baba-oğul konuşması kamuoyuna aksedeli beri sosyal medyada bu konuda yapılan şakalar, istihzalar kat kat arttı.

Mizah ciddi bir şeydir ve önemli bir muhalefet aracıdır. Ama son günlerde sosyal medyada mizah mizah olmaktan çıkmış, sululuğa varmış. Ciddiyetsizliği çağırır olmuştu.

Baba-Oğul-Kutsal Para fenomeniyle ne kadar alay edersek, olayın ciddiyeti o kadar kaybolmaya başlar. Çoğumuz mizahla deşarj oluruz, öfkemiz hafifler, tepkilerimiz gevşer, bu arada onlar yollarına devam ederler.

Nitekim, Zarrab-Güler ve Çağlayan’ın tahliye edildikleri haberi hepimizde ve özellikle işi alaya alanlarda tokat etkisi yapmalıydı. Çünkü içinde yaşadığımız sistemin nasıl rezil ve ne denli tehlikeli olduğu konusunda hepimize bir uyarıydı.

Ortada gülünecek bir durum yok, dünyanın hiç bir ülkesinde rezalet bu kadar ayyuka çıkmamış ve Büyük Reis rüşvet pazarlığının içine bu denli şahsen ve fiilen girmemiş, oğluna “10’a razı olma, nasıl olsa kucağımıza düşecekler” diyerek, (bu pazarlık kamuoyuna intikâl ettikten sonra) hiçbir şey yokmuş gibi fütursuz olmamıştır.

Eskiden kalma deyimle “Üçüncü Dünya Ülkeleri”nin diktatörleri de çok çalmışlardır, fakat onların hırsızlıkları, yolsuzlukları ya açığa çıkmamıştır ya da diktatör devrildikten sonra çıkmıştır.

F. Almanya Cumhurbaşkanının 720 Euro’luk bedava otel ikâmeti yüzünden istifa ettiğini anımsayalım. Önceki yıllarda Türk kökenli bir milletvekilinin partisi adına yaptığı uçak seyahatlerinin getirisi olan bonusları kendi şahsi gezisinde bedava uçak bileti için kullandığından dolayı istifa etmiş olduğunu da unutmayalım.

Sosyal medyada baba-oğul için yapılan nüktelerle o adamlar gitmediler, gönderilmediler, tersine içerideki suç ortaklarını da yanlarına getirdiler.

Şu halde durumun vahametini kavramak ve ona göre davranmak için önce,

Öfkemizi kınına sokmamalıyız.

Tahliyelerin asıl uyarısı bu olmalı.