Gidici mi?

Kasetle gitmez.

Montajdır, uydurmadır dedi bir süre. Kimsenin inanmadığını görünce kabul etti. Şimdi artık inkar etmiyor. “Başbakanı dinlemek ayıptır” diyor.

Dinlemek ayıp, duyulan değil.

Ama yetmez. Kasetlerin veya tapelerin söylediğini herkes zaten biliyor: Yolsuzluk muş!

Yaptığı her şeyin yolsuzluk olduğunu, yaptığı “yolsuzluk” tarifi ile, kendisi de kabul ediyor.

Millete pes dedirtiyor.

Gidici midir?

Asla değil. Niçin gitsin ki? Gidecek yeri var mı ki?

Son çare, halkı meydanlara topluyor, “bana sahip çıkın!” diyor.

Halk ise Onun söylediklerinden çok söylemediklerine inanıyor elbette ama, allah var, sahip çıkıyor.

“Halk” denilen her kim ise iki türlü iktidar devirir; ya isyan eder, ya da seçmez. Bugün Türk halkında bu ikisi de görünmüyor. Kürtler de zaten, “Türk kendi işini kendi yapsın” tavrında.

Peki, tablo bu da, korkusu niçin?

Korkusu niçin büyüyor?

Halk “yıkıl git karşımdan!” demediği halde korkusu kimdendir?

Korktuğu, yığınların yüzünde yakaladığı tebesümdür. Bunun kurtarıcı bir sevgi olmadığını en iyi O biliyor. “Menderes de çok sevilirdi ama...” diye kendisi söylüyor. Meydanlarda gördüğü kitlesel ilginin, bir “seyirci ilgisi” olduğunu kavrıyor.

Peki, O’nu halk göndermeyecekse kim gönderecek?

Devlet gönderebilir. Devlet kendini yenileme ihtiyacı içine düşebilir. Hatta devletin kendini yenilemesi hiç de "şık" olmayabilir. Bunun için devletle olan sözleşmesini yenilemeyi umuyor.

Bunun gereği olarak cumhuriyetçilere göz kırpıyor. Cumhuriyetçiler de yeşil ışık yakıyor. Tahliye olan Ergenekon-Balyoz-vs mahkumları cezaevinden, "kinsiz" olduklarını ilan ederek çıkıyor.

Yanlışlarına yanlış ekleyecek, sonunda "RTE olmak başlıbaşına suçtur" denilecek.