Sermaye

Oya Köymen’in, Yordam Kitap tarafından yayınlanan ve konuyu Osmanlı, Türkiye ve dünya bağlamında gören Sermaye Birikirken adlı kitabı Osmanlı toplum düzeni üzerine Türkiye’de, sadece akademik düzeyde yaşanmış, ucu Kemalizme ve ulusal teze dokunacağı için siyasi alana taşınması bizzat solcular, sosyalist ve komünistler tarafından yasaklanmış bir tartışmayı ısıtmasıyla dikkat çekiyor. Kendini bu tartışmadan uzak tutanların Osmanlı, Türkiye ve bugünün temel toplumsal sorunları konusunda görüşleri bir yanıyla hep eksik, hattâ yavan kalır. Neden böyle olduğunu Köymen’den izleyebiliriz.

İster, “Osmanlı Kapitalizme niçin geçemedi?” diye sorun, ister “Kemalist hareketin sınıf temeline merak sarın”, düşünce yolunuz bu tartışmaya düşer. Tezin biri, toprakta özel mülkiyet oluşmadığı için sermaye birikimi de olamadığı, bu nedenle Osmanlı’nın Asyatik parantez içinde kalan bir toplum olduğuyla ilgilidir. İkinci tez, görüş veya tarih irdelemesi ise Osmanlı düzenini feodal Avrupa’dan pek farklı görmez, bu nedenle Asyatik bir topluma baktığı gibi bakmaz, Osmanlı’da, diyelim 16. Yüzyıldan başlayan ve Cumhuriyet Türkiyesi’ne intikal eden sermaye birikim dinamiğini görür ve açıklamasını buna dayandırır. Oya Köymen Osmanlı’ya ikinci açıdan bakanlar arasındadır.

Oya Köymen’in Osmanlı-Türkiye bağlamında sermaye birikimine dair analizi, sadece baktığı yer nedeniyle değil, kendisi sağlam bir Marksist olduğu için ayrıca kullandığı yöntem nedeniyle güçlüdür. Köymen, sınıfları görmek istediği için değil, onları oldukları için görür. Peki, herkes ve hepimiz görebiliyor muyuz?

O kadar kolay değil, bu sadece belgeyle olmaz. Hem Osmanlı’nın “çok özel bir tarihsel kategori” olduğunu göreceksiniz, bu sizi görünmeyen sınıfları saklandıkları yerden bulup gün ışığına çıkarmaya götürecek, hem de bu “çok özel tarihsel kategori”nin cazibesinden uzak durup gerçeklikten, bilimsellikten uzaklaşıp tarihin Doğu’daki ıssızlığı ve sessizliği içinde kaybolup gitmeyeceksiniz.

Bağdat’ın kadastrosunun çıkarılmış bulunmasına, Osmanlı’da en geniş nüfus olan Arapların ATÜT çerçevesi dışına çıkan ilk Asyalılar olmasına, gene ATÜT dışı ilişkiler içindeyken istila edilen ülkelerin Osmanlı’ya oldukları gibi katılmasına rağmen, “çekirdek Osmanlı” analiziyle sınırlı kalarak imparatorluğu ATÜT’müş gibi görmekte ve göstermekte ısrarlı olan Şevket Pamuk ve Çağlar Keyder’e karşılık Oya Köymen bize kitabında, aksi düşüncenin çok daha açıklayıcı oldu ğunu düşündüğümüz kavramsal araçları veriyor veya aktarıyor. İşte bunlardan, Behice Boran’a ait olan biri: “Nazari hukuk bakımından durumları ne olursa olsun mahalli nüfuzlular, hem toprağın fiilen sahibi, hem de topraklar üzerinde yaşayanların askeri ve mülki idarecisi durumunda idiler. Kısacası feodal düzende –merkezi şekli dahi olsa– idare eden ve edilen farkı aynı zamanda bir sınıf farkıydı.” (sf. 73). Bu sınıfsal analiz Taner Timur, Yerasimos, Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Kenan Somer, vb. pek çok tarihçi ve düşünür tarafından da paylaşılmıştır, Oya Köymen tarafından bir kere daha altı çizilmektedir.

“[1858 tarihli] Arazi Kanunu toprak mülkiyetinin ve büyük toprak mülkünün, dolayısıyla da 19. Yüzyılın ikinci yarısında köylerde kapitalist üretimin sağlam temeller üzerinde oturmasında kesin bir adım olmuştur,” (sf.115) diyen Yerasimos, ya da toprağın müsaderesinin II. Mahmut’la birlikte son bulduğuna dikkatimizi çeken Enver Ziya Karal, tamı tamına ve hem de finans-kapital özellikli bir “Osmanlı kapitalizmi”nden sözetmeyi ise, dili uzun Hikmet Kıvılcımlı’ya, Mustafa Kemal’in görünür emeği boşa gitmesin diye bırakmışlardır.

Özetlersek, Osmanlı feodalizmi (Lenin), ve dolayısıyla bir Osmanlı kapitalizmi, devlet sınıfı olarak Türk kapitalizmi olgusundan, buna denk düşen bir sınıfsallaşmadan ve bu sınıfların siyasi hareketlerinden sözetmeksizin biz, kapitalist olmayan bir sınıfın Osmanlı içindeki Ermeni sermayesini ele geçirmek için niye tarihin en görkemli el koyma eylemlerinden birine giriştiğini açıklamakta zorlanacağımız gibi, Mustafa Kemal’in öncülük ettiği hareketi, sonrasını ve bugünü büsbütün anlaşılmaz kılarız.

Konu günceldir ve Türkiye’deki bugünkü siyasal gerilimin kaynaklarıyla ilgili olduğu için giderek daha da güncelleşecektir. Bunu anlamak için gerekli kavramsal araçlar bakımından Oya Köymen’in sözünü etti ğimiz çalışmasına başvurmak yararlı olabilir.