Kuruluşunun 50. Yılında Türkiye İşçi Partisi

13 Şubat 2011 Türkiye İşçi Partisi'nin kuruluşunun 50. Yıldönümüydü. 50. Yıl boyunca yapılacak etkinliklerin takvimi konusunda Mimarlar Odası İstanbul Şubesinin Karaköy'deki binasında bir toplantı düzenlendi.

Bu kısa değinmede partinin siyasal ve sosyal yaşamda önemli rol oynadığı ilk dönem çalışmalarını ele alacağız.

50 yıl önce hepsi sendikacı olan 12 kişi (Şaban Yıldız, Kemal Sülker, Kemal Türkler, İbrahim Güzelce, Rıza Kuas, İbrahim Denizcier, Adnan Ardan, Avni Erakalın, Kemal Nebioğlu, Hüseyin Uslubaş, Ahmet Muşlu ve Salih Özkarabay) İstanbul Vilayetine dilekçe vererek Türkiye İşçi Partisi'ni kurdular. Kurucular İstanbul Sendikacılar Birliği mensubuydular. Hepsinin amacı sosyalist bir parti değildi, ama işçilerin haklarını savunacak, gerekli iş yasalarını, toplu sözleşme ve grev hakkını getirecek yasalar için mücadele edecek bir partiye ulaşmak ortak amaçlarıydı.

13 Şubat tarihi 1961 genel seçimlerine katılabilmek için bir partinin kurulmasının son günüydü. Bununla birlikte, parti Ekim 1961 seçimlerine katılamadı. İlk Genel Başkan Avni Erakalın'dı. Sonra kısa bir süre Kemal Türkler başkanlık yaptı, kuruculardan Şaban Yıldız 1970'te M. Ali Aslan'dan sonra 4. Genel Kurula kadar kısa bir süre Genel Başkanlık yaptı, 12 Mart 1970 darbesinden sonraki aylarda Genel Başkan Boran ve arkadaşlarının tutuklu kaldığı aylarda, Parti Temmuz'da kapatılıncaya kadar tekrar Genel Başkanlığı üstlenecekti.

Parti kamuoyunda ilgi görmeyince, kurucular 1 Şubat 1962'de sosyalist kimliğiyle tanınan eski Anayasa Hukuku doçenti, eski İstanbul Baro Başkanı Mehmet Ali Aybar'a öneri götürdüler, "Ben gelirsem Behice Boran ve Sadun Aren'le gelirim" diyen Aybar Kurucular Kurulu tarafından Genel Başkan seçildi.

Behice Boran eski Sosyoloji doçentiydi, 1947'de DTCF'deki kürsüsünden gerici öğretim üyelerinin ve öğrencilerin çıkardıkları devlet tertipli olaylarla Pertev Naili Boratav (Korkut Boratav'ın babası), Niyazi Berkes ve Muzaffer Şerif Başoğlu'yla birlikte çıkarılmıştı. (Önce yargılanmışlar, beraat edince CHP hükümeti 1948'de Meclis'te aldığı bir kararla onların kadrolarını kaldırmıştı.)

ABD'ci Bayar-Menderes iktidarının Kore'ye asker göndermesine karşı çıkmak için Barışseverler Cemiyeti'ni kurduğu için hapiste yatmış, o zamandan beri eşi Nevzat Hatko'yla birlikte açtığı tercüme bürosuyla hayatını kazanmaya çalışmıştı.

Sadun Aren SBF'de İktisat profesörüydü, 1951 Türkiye Komünist Partisi tevkifatında (Eskişehir Vilayet Komitesi sekreterliği yaptığı için) hakkında tevkif müzekkeresi çıkartıldığında Britanya'da olduğu için tutuklanmamış, 1956'da Genel Af çıkınca yurda dönmüştü.

Yeni kadronun yönetime gelmesini izleyen aylarda TİP önce aydınlar arasında sempatiyle karşılandı, özellikle Kasım 1963'teki Mahalli Seçimlerde yapılan radyo konuşmaları sadece aydınların değil, halkın da ilgisini çekti. Seçimlerde 40.000 civarında oy almasına rağmen TİP'in radyo konuşmalarının uyandırdığı yankı oy miktarından çok daha önemli olmuştu.

Zamanla sosyalist eğilimli aydınlar, partiye katıldılar, eski sosyalist birikimin mensubu olan Anadolu kentlerindeki sosyalistler yerel teşkilatları kurdular. Senatör Niyazi Ağırnaslı ve Senatör Esat Çağa da TiP'i parlamentoda temsil eder oldular. Bu sayede parti Anayasa Mahkemesi'ne başvurma hakkını kazandı.

1961 seçimlerinden sonra yayına başlayan Yön Dergisi aydınlar arasında ilgi toplamıştı, İmzaya açtığı çağrıyı pek çok kimse imzalamıştı, ama bu bildiri "27 Mayıs Devrimi yarıda kaldı, dönüşümleri yapamadı" diyerek üstü kapalı olarak bir sol darbeye davetiye çıkarmaktaydı. Yön Kemalistti, ama sayfalarında komünistlere de yer veriyordu. Hatta Kürdistan siyasi hareketi tarihinde "Dr. Şıvan” diye anılacak olan, ailesi Dersim'de katledilmiş, sürgünde büyümüş, Dr. Sait Kırmızıtoprak (1971'de 36 yaşında Güney Kürdistan'da öldürüldü) Yön'de yazı yayınlamaktaydı.

TİP aydın birikimini arkasına almaya başlayınca Yön Dergisi "Çalışanlar Partisi" diye bir öneri ortaya attıysa da, ilgi görmedi.

1965 seçimleri ve milli bakiye

1964, 1965 yıllarında parti hızlı bir gelişme gösterdi ve Ekim 1965 Genel Seçimlerinde 276 bin (% 3'e yakın) oy alarak 15 milletvekili seçtirdi. Seçilenlerden 27 Mayıs müdahalesini yapan MBK'nın eski üyesi Muzaffer Karan istifa ederek CHP'ye geçti. Buna karşılık Haziran 1966 Kısmi Senato seçimlerinde Ziraat Mühendisi Fatma Hikmet İşmen Kocaeli'nden senatör seçildi.

Meclis Grubu şu isimlerden oluşmaktaydı: Aybar, Aren, Çetin Altan (İstanbul), Behice Boran (Urfa), Tarık Ziya Ekinci (Diyarbakır), Yunus Koçak (Konya), Adil Kurtel (Kars), Yahya Kanbolat (Hatay), Kemal Nebioğlu (Gıda İş Gen. Bşk. /Tekirdağ), Rıza Kuas (Lastik İş Gen. Bşk./Ankara ), Şaban Erik (Yol İş Genel Sekreteri/Malatya), Cemal Hakkı Selek (İzmir) (Pınar Selek'in büyük babası), Ali Karcı (Adana), Yusuf Ziya Bahadınlı (Yozgat).

TİP'e seçimlerde temsil başarılarını sağlayan seçim yasası Türkiye'nin görüp göreceği en adil seçim sistemiydi. TCK'nın 141-142 maddeleri, Siyasi Partiler Kanunu'nun "partiler Türkiye de azınlıklar bulunduğunu iddia edemezler" diyen o zamanki 89. Maddesi (şimdiki 81. Madde) gibi yasaklar nedeniyle seçimler demokratik sayılmazdı, ama oy dağılımının parlamentoya yansıması bakımından en adil sistemdi. Mecliste 450 iskemle vardı, TİP % 3 civarında oy aldığı için 450'nin 33'te 1'i olan 15 milletvekili seçtirmişti. Senato Üçte Bir Yenileme seçimindeki illerde 50 senatör seçilecekti, 50'de 1 oyun karşılığı 1 Senatör ediyordu. 1968 Haziran Üçte Bir seçimlerindeki illerde oy oranını % 3,3'ten % 5,6'ya çıkardığı halde, Milli Bakiye olmadığı için Senatör seçtiremedi.

Bölücülük maddesi

89. Maddenin şimdiki karşılığı olan 81. Maddeyi (güncel önemi bakımından) burada not edelim:

Madde 81 - Siyasi partiler:
a) Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde milli veya dini kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
b) Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyette bulunamazlar.
c) Tüzük ve programlarının yazımı ve yayınlanmasında, kongrelerinde, açık veya kapalı salon toplantılarında, mitinglerinde, propagandalarında Türkçe'den başka dil kullanamazlar; Türkçe'den başka dillerde yazılmış pankartlar, levhalar, plâklar, ses ve görüntü bantları, broşür ve beyannameler kullanamaz ve dağıtamazlar; bu eylem ve işlemlerin başkaları tarafından da yapılmasına kayıtsız kalamazlar. Ancak, tüzük ve programlarının kanunla yasaklanmış diller dışındaki yabancı bir dile çevrilmesi mümkündür.

Madde 82 - Siyasi partiler, bölünmez bir bütün olan ülkede, bölgecilik veya ırkçılık amacını güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.

Milli Bakiye adı verilen bu seçim sistemi AP ve CHP'nin elbirliğiyle, Süleyman Demirel ve İsmet İnönü/ Bülent Ecevit'in işbirliğiyle değiştirildi, d'Hondt sistemi getirildi. 12 Eylül rejimi de % 10 barajını koydu.

TİP antikapitalist bir partiydi

TİP Türkiye solunun tarihine olduğu kadar, Türkiye'nin siyasi yaşamına da önemli katkılar getirmiştir. Birinci TİP bir sosyalist partiydi, ondan Marksist-Leninist misyon ve örgütlenme beklemek olmazdı, fakat böyledir diye veya bu yazının konusu olmayan yanlışları, boşlukları yüzünden sosyalist siyasi mücadeleyi uzun erimde kucaklayamadı diye ona bir sosyal demokrat parti gibi bakmak isabetli bir yaklaşım değil.

TİP anti-kapitalist bir partiydi, 2. Enternasyonal'den beri sosyal demokrasinin böyle bir iddiası yoktur. Şurasını söylemek gerekir ki, 1. TİP'te kapatılma tehlikesi tepesinden eksik olmamıştır. Bu tehlikenin özellikle Genel Başkanca abartılmasının parti söyleminde rolü olmuştur.

Fakat içerideki ve dışarıdaki Milli Demokratik Devrim hareketinin de temel stratejisi Kemalistlerle ittifak olduğu için, işçi sınıfının, emekçi halkın örgütlenmesi yerine, "proletaryanın öz örgütü Milli Demokratik Devrim'in harabeleri üzerinde bir güneş gibi doğacaktır, "devrimde öncülük pazarlık konusu değildir, kim güçlüyse o öncü olur" denilerek "Sol-Kemalistler" adı verilen sol cunta heveslilerine atıf yapılması TİP içindeki işçi sınıfını ve emekçilerin örgütlenmesinin önemini kavramış kadroları partiye sahip çıkmaya, iyimserlikle beklemeye, partiye yönelik –somutta Kemalist etkili– taarruzun savuşturulmasına yoğunlaşmaya itti. Aşağıda değineceğimiz yönetimdeki bölünmeyle düşünsel netleşmeler başladı, bu saflaşmaları, o da bölünmeleri getirdi. Süreç partinin bulanıklıktan uzaklaşmasını, sağlıklı bir fikri ve örgütsel doğrultuya girmeyi getirmedi, fetret dönemine girildi. Proletaryanın öz örgütünün kurulmasını demokratik devrim sonrasına ertelemek demokratik devrimin partisiz olacağı anlamına geldiği gibi, TİP'e yapılan suçlamadaki gibi legalite koşullanmasıydı. Parti her koşulda vardır, legal-illegal-yarı legal örgütlenir, mücadele eder. Partinin kurulmasını MDD sonrasına ertelemek legalite şartlanması içinde örgütsüzlüğü önermektir.

Katkıları

* 1946'da çok partili hayata geçildikten sonra kurulan Türkiye Sosyalist Partisi (Bşk. Esat Adil Müstecaplıoğlu) ve Türkiye Sosyalist Emekçi Köylü Partisi (Bşk. Dr. Şefik Hüsnü Deymer) Örfi İdare tarafından hemen kapatılmıştı, 1952-57 arasındaki Vatan Partisi (Bşk. Dr. Hikmet Kıvılcımlı) Asliye Ceza Mahkemesince faaliyetten men edilmiş, 1961'de ise yöneticileri beraat etmişti.

* Türkiye İşçi Partisi'nin düşün yaşamına ve siyasete en büyük katkısı anti-kapitalist düşünce ve siyaseti yasal olarak geniş yığınlara ulaştırmasıydı. Sömürü ve onun özü olan artı-değer kavramının işlemesi, Türkiye tarihinde ilk kez olarak yasal olanaklardan yararlanarak emekçi vurgulamasını yapmıştır, "emekçi" kelimesini bile yaygınlaştıran ve herkesin diline yerleştiren partidir. Keza tabu olan, TCK 141-142. Maddelerinden pek çok kişinin canını yakmış bulunan "sınıf" kavramını meşrulaştırmış, "işçi sınıfı" kavramının öğrenilmesinde rol oynamıştır. Gerçi bazı yöneticiler ve sözcüler "ağa-komprador- mütegallibe düzeni" ya da "marabalar, ırgatlar" tarzındaki popülist söylemleri ajitasyon vesilesi yapmışlarsa da, Türkiye'nin kapitalist bir ülke olduğu, feodalitenin kalıntı düzeyine indiği, makineli tarım ve pazar için üretim yapılan bir tarım kapitalizminin kırsal kesimde baskın olduğu, sosyalizmin işçi sınıfı düşüncesi olduğu parti edebiyatınca vurgulanmış, üyeler "ağa, mütegallibe, ırgat, maraba" söylemiyle değil modern sınıf kavramlarıyla donanmıştır.

Bugüne bakanlar, emekçi kelimesinin, kapitalizm ve işçi-emekçi kavramının yaygınca telaffuz edilmesinin ve politik literatüre girmesinin önemini küçümseyebilirler, fakat bu kavram ve bilgiler bile sosyalist düşüncenin yaygınlaşması sürecinde bir aşama olmuştur.

* Antidemokratik yasaların teşhir edilmesinde ve demokratik taleplerin eski Milli Şef İsmet İnönü'nün partisi CHP'nin ve DP'nin devamı AP'nin himmetine bırakılmamasında TİP rol oynamış, 1963 Temmuz'unda çıkartılan 274-275 sayılı iş yasalarının çabuklaştırılmasında da etkili olmuştur.

* NATO üyeliği ve ABD Muhipliği konusunda aralarında fark olmayan burjuva partilerine karşı NATO'dan çıkılması, ABD ile yapılmış ikili antlaşmaların feshedilmesi, ABD nükleer sistemlerinin, hava üslerinin sökülüp atılması,

* Türkiye'nin askeri bloklar arasında tarafsızlık politikası gütmesi ve Bağlantısız Ülkelerle iyi ilişkiler kurması,

* ABD'nin ve yabancı şirketlerin elinde olan petrol ve diğer yer altı servetlerinin millileştirilmesi, DP zamanında yabancılara imtiyaz veren Maden Kanununun iptali, gibi anti-emperyalist talepleri yaygınca dile getirmiş, bağımsız siyaset ve onun temeli bağımsız ekonomi fikrini kitlelere yaymıştır.

* Uluslararası ilişkilerde barışı savunmuş, Vietnam ve Hindiçini savaşları başta olmak üzere kararlı bir şekilde ulusal kurtuluş hareketlerinden ve Filistin'in bağımsızlığından yana olmuştur. Partinin sağladığı uluslararası saygınlık sayesinde Genel Başkan Aybar ABD'nin yargılandığı, Filozof Bertrand Russell'ın adıyla anılan, Filozof Sartre'ın da üyesi bulunduğu tarihi mahkemeye üye olarak çağrılmıştır (1967).

* Emekçilerin kurtuluşunun ancak kendi eserleri olacağı fikrini yaymış, ısrarla işçilerin, tüm emekçilerin siyasal ve ekonomik örgütlerini savunmuştur. Bugün bunlar bize genel doğrular gibi gelebilir, ama 27 Mayıs Darbesinin sol tarafından kutsandığı, sosyalizmin bir sosyal sistem olarak değil, bir kalkınma modeli sanıldığı, Sosyalizmin Kemalizmin bir üst aşaması olarak addedildiği, sosyalizmin yolunun sol bir askeri darbeyle açılabileceği yolundaki çarpıklıkların öne sürüldüğü yıllarda emekçilerin örgütlenmesi vurgusu çok önemliydi.

* Türkiye'de en önde gelen iki tabudan birisi komünizm ise, diğeri Kürt sorunuydu. TİP Kürt sorununu en geniş kamuoyunda olmasa bile, sosyalist kamuoyunda gündeme gelmesinde rol oynamış ve bu nedenle kapatılmıştır.

* Bugün hiç önemsenmese de çok önemli ve zorlu bir meşruiyet mücadelesi vermiştir. Kanuni kovuşturmaları ve Emniyet-Jandarma baskısını bir yana koyalım, kuruluş TİP'inin sağladığı asıl başarı toplumsal meşruiyet konusunda olmuştur. Anadolu kentlerinde tabela asmak mücadelesi bile yıllarca sürmüştür. Komünistler parti kuruyor diyen Devlet güdümlü güruhlar, linç kalabalıkları parti tabelalarını indirmişler, partinin kongrelerine saldırmışlardır.

Mesela, Ankara'ya bağlı Kırıkkale İlçesinde devletin istihbarat örgütü silah fabrikasında ülkücü obalar, oymaklar biçiminde örgütlenmişti. Partinin tabelası kaç defa indirildi, sayısını kimse hatırlamaz. Her defasında İl Başkanı Yalçın Cerit gençleri toplardı, 40-50 genç Kırıkkale'ye gidip, gövde gösterisiyle yeniden tabela asılırdı, çok geçmeden indirirlerdi, sonra tekrar gidilirdi.

Toplumsal meşruiyet sadece bundan ibaret değildi, özellikle Anadolu'da üye olmak veya parti binalarına gidip gelmek konusunda başlangıçta var olan çekingenlik (baskıların yanı sıra "bana komünist derler" çekingenliği) zamanla kırıldıysa TİP örgütlenmelerinin ve fedakâr yerel yöneticilerin bunda payı çoktur.

Bu meşruiyet gençlerin anne-babalarının nezdinde de sağlanmıştı. "Oğlum komünist oldu, başına iş gelecek" çekingenliğinin yenilmesinde veya geriye itilmesinde sağlanan sosyal meşruiyet ortamının payı vardır.

Doğu mitingleri

TİP'in tarihindeki önemli bir olay o zamanki adlandırmayla "Doğu Mitingleri" denilen Kürt halkının kitlesel eylemleridir. Mitingler tek başına TİP'in çalışmaları değildi. Önceki tarihlerde çalışmaları bulunan TKDP'nin sağladığı birikimin TİP'lilerle birlikte hareket etmesiyle eylemlerin gerçekleştirilmesi tarihsel nitelikli oldu. Günümüzün en önemli konusunu ilgilendirmesi bakımından bir, iki paragrafla olayı analım.

İlki Silvan'da 3 Ağustos 1967'de oldu. Arkasından Diyarbakır (3 Eylül 1967), Siverek (24 Eylül 1967), Tunceli (15 Ekim 1967), Batman (18 Ekim 1967), Ağrı (22 Ekim 1968), Suruç (17 Temmuz 1969), Hilvan (27 Temmuz 1969) ve Varto (2 Ağustos 1969) mitingleri yapıldı. (Siirt'te yapılacak Botan mitingi sonradan iptal edildi.)

Slogan ve pankartlara göz atarsak sorunun bundan 45 yıl önceki boyutlarını görürüz: "Doğuya Yatırım", "Komando Zulmüne Son", "Baskıya Son", "Doğu'da Demokrasi İstiyoruz", "Bu Vatan Bizimdir", "Kimse Bizi Buradan Kovamaz", "Hiçbir Kuvvet Haklı Haykırışımızı Susturamaz", "Bazuka Değil Fabrika İstiyoruz", "Doğu 20. Asır Türkiyesi'nin Yüzkarasıdır", "Savaşta Doğulu Vurur, Barışta Vurulur", "Birgün Güleceğiz", "Petrol, Bakır, Krom Bizde, Yaşamak Sizde", "Yaşama Hürriyeti, Okuma Hürriyeti, İnsanlık Haysiyeti İstiyoruz", "Hodri Meydan, Doğuluyu Kovmak İsteyen Kovulacaktır", "İstanbul Ne İse, Hakkâri de O Olmalıdır", "Batıya Fabrika, Doğuya Komando".

Dikkat edilirse, sadece Kürt bölgelerinin geri kalmışlığı, yer altı servetlerinin sömürülmesi dile getirilmiyordu, Kürt halkının maruz kaldığı baskı, "komando zulmü", öldürülme gibi militarist şiddet de protesto ediliyordu.

Mitinglerdeki kovma pankartları Türkçülerin, Turancıların piri, Hitler'in perçemli mukallidi Hüseyin Nihal Atsız'ın 1967'de Ötüken Dergisinde yayınladığı vasiyet gibi yazısına atıftır. Atsız "Kürtler, Çingeneler bu ülkeden defolup gidin" demiş, Kürtlerden boşalacak topraklara Orta Asya'dan Türklerin getirilip iskân edilmesini istemişti.

Sağlanan seçim başarısı aynı zamanda yanıltıcı da oldu. Bazı yöneticiler Milli Bakiye faktörünün bu başarıdaki payını önemsemediler. Mesela Genel Başkan "1969 Seçimlerinde başa güreşeceğiz" demeye başladı. Parlamento çalışmalarının ağırlığı ve yoğunluğu birikimli yöneticilerin çok vaktini aldı. Teşkilatlanma çalışmalarına verilmesi gereken asli ağırlık gereğince önemsenmedi, Parlamento kürsüsünün ajitasyon kürsüsü olarak kullanılması tabii ki gerekliydi, ama kitle haberleşme araçlarından yararlanarak yapılan ajitasyonun örgütlenmeye tahvil edilmesiydi, partinin taban örgütlerinin semtlerden işyerlerine ulaşmasıydı. Partinin kitleselleşmesi örgütlenmeye dönüşmeliydi. TİP'in vardığı azami üye sayısı 1968'de 12.500 kadardı.

Zaman içinde partinin etkisi artmadı. Dinamik bir gençlik hareketi vardı, tamamen partinin etki alanının dışına taştı, hatta çoğu TİP'ten yetişmiş gençlik liderleri siyaseten partinin karşısına geçtiler. Gençlik liderleri gençlik dışındaki kitle olaylarına katıldılar, Toprak işgallerine gittiler, küçük tarım üreticileri için mitingler düzenlediler, grevler olduğunda dayanışmaya koştular. Fakat bu çalışmalarla sağlanan birikim de örgütlenmeye dönüşemezdi. Gençlik örgütlenmeleri siyasi parti değildi.

Ayrışmalar sürdü gitti

1968 Ağustos'unda SSCB Çekoslovakya'ya askeri müdahalede bulununca, Genel Başkan'ın müdahaleyi kınaması olağan karşılanabilirdi, fakat olayın seçmen üzerinde TİP ve sosyalizm aleyhine etki yapacağını düşünen Genel Başkan ardı ardına Sovyet aleyhtarı konuşmalar yapmaya başlayınca partide fırtına koptu, pek çok üye "nereye gidiyoruz?" diye sordu,

Parti MYK'sında Sadun Aren, Behice Boran, Şaban Erik, Minnetullah Haydaroğlu ve Nihat Sargın önerge vererek (5'li takrir) Aybar'ı "parti disiplini dışına çıktığı, parti programına aykırı konuşmalar yaptığı, partinin yapısını belirleyen esaslara dayanmadan sosyalizm anlayışı üzerine yapılan kişisel plandaki gelişigüzel konuşmaların partiyi bağlamayacağı, partide yön değişikliğine varan bir şeyi söylemeden evvel olayın MYK'da görüşülmesi gerektiği"ni önerdiler.

Genel Başkan "Bu bana komplodur" deyince tartışma zemini açılmadan kapandı. Artık fetret devri başlıyordu.

1968 Kasım ve Aralık'ta üstüste yapılan iki kongreyi Aybar ve ekibi kazandı, "Doğulular" ve "Sendikacılar" Genel Başkanın yanındaydı, ama Ekim 1969 seçimlerinde TiP 2 milletvekili çıkarınca Kasım 1969'da Aybar istifa etti. Oysa Milli Bakiyenin olmadığı bir sistemde bu sonuç normaldi, fakat parlamenter koşullanma parlamenter yenilgiyle ters tepecekti.

İddialı bir genel başkanın "uzun soluklu bir mücadeleyle ve kitle çalışmasıyla partiyi güçlendireceğiz, yeniden toparlanacağız, emekçi kitlelere açılacağız" demesi, parlamenter yenilginin kitle örgütlenmesiyle telafi edilmesi mümkünken, Aybar'ın bir yıllık iğreti destekleri çöktü. Önce Ağrı'lı M. Ali Aslan sonra da sendikacı Şaban Yıldız başkan oldular.

Bu bölünme önce Milli Demokratik Devrim hareketinin işine yaradıysa da, 1970 başında zahiren Perinçekçi PDA ve Mihri Belli'ci Aydınlık Sosyalist Dergi bölünmesi yüzeye çıktı. Aynı yılın sonunda Aydınlık Sosyalist Dergi'den Belli ekibi uzaklaştırıldı. Ortaya çıktı ki, ilk bölünme Belli ile Perinçek ekibi arasında değilmiş, zira Mahir Çayan PDA bölünmesini kastederek, "Mihri Belli arkadaş saflarımıza sonradan katılmış birisidir" dedi. Bu kez legaldeki bölünme Mahir Çayan ile Belli arasında açığa vurdu. Çayan'ın THKP-C adlı örgütün lideri olduğu birkaç ay sonra anlaşıldı. Öte yandan THKO yöneticileri olan kadrolar bu çatışmaların dışındaydılar. Yani fetret devri MDD hareketini de kavramıştı.

TİP'e gelince, Kasım 1970'teki 4. Kongrede Behice Boran Genel Başkan seçildi. Bu kongrede Kürt halkıyla ilgili alınan kongre kararı bahane edilerek, 12 Mart rejimi sırasında, Temmuz 1971'de yukarıda andığımız 89. Maddeden parti kapatıldı. TİP yöneticileri zaten sıkıyönetimde yargılanıyorlardı ve hüküm giydiler. 1974 Temmuz'undaki affa kadar tutuklu kaldılar.

1 Mayıs 1975'te Boran'ın Başkanlığında, Sargın'ın Genel Sekreterliğinde TiP Yeniden kuruldu ve Ekim 1987'de Boran TKP ile TİP'in Türkiye Birleşik Komünist Partisi adıyla birleştiğini açıkladı. Yasal zeminde TBKP 1990'da Haydar Kutlu (Nabi Yağcı) ile Nihat Sargın tahliye olunca yasal olarak kuruldu. Sonradan Sosyalist Birlik Partisi'ne katılmak için kendini feshetti.