Bankalar, batıklar, babalar...

kukla1Susurluk’tan bu yana Türkiye'de devlet içindeki karanlık ilişkiler ve "derin devlet" kamuoyunda enine boyuna tartışılır oldu. Bu tartışmaların bir kısmı bu "iyi" devlet içinde bazı çıkar odaklarının ve kötülerin olduğuna ve bunların ayıklanması gerektiğine dairdi. Solun bu tartışmalardaki tutumu biliniyor. Susurluk'u olumlayanları da hariçte bırakalım.

Medyanın ve sermayenin genel yaklaşımı bunların “düzeltilebilecek kusurlar” olduğu doğrultusunda. Onlara göre, sistemde bir sorun yok. “Bazen olur böyle şeyler.”

Ne mi olur? Bankalara yönelik dizi operasyonlara dair açıklamalara göre Türkbank, Interbank, Bankexpres, Egebank, Sümerbank, Yurtbank, Esbank ve Yaşarbank’tan oluşan sekiz bankanın ve daha sonra el konulan Etibank ile Bank Kapital’in batık yükü 11 milyar 425 milyon dolar: 2001 yılı için beklenen vergi gelirlerinin %25’ini aşıyor!
“Peki nasıl oluyor da oluyor?” Bu güzel sistem içindeki kötü adamlar yüzünden mi? Onlara göre devletin içindeki iktidar sahiplerinden “kimileri” içerden bilgilenmeyle ve nüfuslarını kullanaarak bir takım kirli işler çevirmekten geri durmamışlardır. Uzak, yakın yarana akrabayı teallukata, vb. yasa ve etik dışı çıkar sağlamışlar, böyle yaparak da iyi sistemin yüzünü kirliye çıkarmışlardır. Neyse ki bu iyi sistemin, pisliği temizleyecek iyi adamları da vardır. Demireller, Çağlarlar, Yiğitler, Keçililer, Bayraktarlar, Çörtükler, vb., vb...’ye karşı Z. Temizel’ler, S.Tantan’lar!

Bir Temizel Tantan tantanasıdır gidiyor. Kötülerin karşısına iyiler çıktı, ortalığı temizliyorlar. Yolsuzluklar ve hırsızlıklar teker teker ortaya çıkıyor ve ilgili kişiler tutuklanıyor, haklarında davalar açılıyor. Söylendiğine göre hükümet bu yolsuzlukların üzerine “kararlılıkla gidiyor.”

Kimileri de gerektiği gibi gidilmediği kanısında. İyi sistemin hepten kötü ellere —siyasilere, partilere, hükümetlere— düşmüş olduğunu düşünüyor. Hamamda tam temizlik olsun ki taslar bir daha kirlenmesin! Biri ya da bi-rileri gelip bütün kötüleri kulaklarından tutuğu gibi... Bu tür algılamaların, değerlendirmelerin ucu en olmayacak şeyin, “polis eylemleri”nin “anlayış”la karşı-lanmasına kadar varıyor, Ülkücü MHP’liler gerçek yüzlerini ser-gileyerek dişlerini gösteriyorlar. Otorite, şiddet, faşizm eğilimleri giderek kabarıyor, kısacası.

Oysa biz biliyoruz ki tüm bu süreç kapitalizmin evrensel yasaları ile ilintilidir. Sermayenin global ihtiyaçları Türkiye kapitalizmini belli bir yola sokmak zorundaydı. O yolun kendisi emekçilerin ve emeğin aleyhine işleyen bir süreci sürekli yeniden üretirken bu sürecin güvencesi olan devleti yüzeyde ve derinde sağlam tutmak zorunda oldugu için, tıpkı devletin derinde işleyen süreçleri gibi ekonominin de derinde işleyen "kirli" yanını gündeme getiriyor.

Kimin kimden daha temiz olduğu Marksistlerin sorusu ya da sorunu değildir. Çünkü “tertemiz” yasal süreçlerden elde edilen kârların da artı değer gaspından olduğunu görüp gösteren Marksizm için "Hangisi daha temiz?" sorusu yoktur. Sistemin kendisi kirlidir ve her durumda kendisiyle birlikte kirliliği yeniden üretir. Onsuz yaşayamaz. Kaldı ki, temiz de olsa —hatta ne kadar temizse o kadar daha— acımasız ve insaniyetsizdir. Temiz para yine de paradır. Para ya da zenginlik yoksulluğun bir türevidir. Bu ülkede, giderek bütün dünyada kim yoksul, kim zengin? Ona bakalım. Nasıl öyle? Niçin öyle?

Sorulacak sorular ,“mülkiyet hırsızlıktır” deyip çıkmanın çok ötesinde, bu gibi sorulardır.

Sistemin karşısına “temizlik” talepleri ve iddialarına ağırlık vererek çıkmak kapitalizmi allayıp pullayıp emekçiler üzerinde yeni baskılar kurmaya hazırlananların işini kolaylaştırmaktan, giderek faşizmin klasik “temiz toplum” demagojisine su taşımaktan başka işlev görmez.

Tam da TemizelTantan temizlik operasyonu sürerken emekçilerin, tüm dar gelirlilerin ve yoksulların belini sıkan kemer boğazlarına doğru yürüyor.

Siyaset “rastlantı”ları ayıklama, hedefi şaşırmama sanatıdır.