Arap dünyası

Arap halkları kıpırdadılar. Tunus'ta, Mısır'da devlet başkanlarını devirdiler. Yemen'de, Bahreyn'de, Libya'da halk sokaklarda savaş veriyor. Ortadoğu'da halklar diktatörleri silkeliyor. Yerine neyi koyacağını bilmeden girişilmiş isyanlara “devrim” denmez ama günümüzde “moda” olduğu üzre, bunlara devrim deniyor.

“İslam dünyası ayaklanıyor!” demek yakışık almaz ve bu ayrıca, yıllardır zaten ayakta olmak şöyle dursun, savaşmakta olan Hamas’a, El Kaide’ye, Hizbullah’a, Taliban’a, Irak’ta dişle tırnakla direnen Şii ve Sunni müslüman hareketlere saygısızlık olur. İsyan’a “Arap” diyebilirdik ama din ile direnegelenlerin de çoğu Arap. Irak'ta oturan Kürtler, savaşan Araplar. Lübnan'da, Hizbullah, Gazze'de Hamas Araptır ve bunların yerinde oturduğuna uzun yıllardır tanık olunmamıştır.

Karşımızda bir kaos var. Kaos iyidir. Şansları eşitler. Gücü, örgütü ve perspektifi olanları öne çıkarır. Önce teferruat ayıklanmalı. Suudi Arabistan dahil bir çok Arap ülkesinde işçilik ve emek işleri genelde Filistinli, İranlı ve diğer Asyalı göçmenlere yaptırıldığı için bu ülkelerde yerli halk yoktur ve bu nedenle yerli siyaset de yoktur. Bir çok yerde gösteriler direnişe dönüşemeden sönümlenmekte ise, bundandır. Ancak parlayıp sönmeler bile iyidir, giderek korku duvarını aşmaya hizmet eder.

Mısır’ı diğerlerinden ayırıp bakmak uygundur. Çünkü Arap dünyasının politik ve ideolojik kalbi Mısır’da atmaktadır. Mısır’da “Halk” var. Halk olduğu için politika da var. Böyle olunca Mısır'da ABD de vardır Avrupa da. Arap dünyasının yakın geleceği hakkında tahmin yapmak, Mısır’a bakarak mümkündür.

Somut talepler ileri süren en büyük gösteriler Mısır'da oldu. Bu demektir ki Mısır'da "örgüt" de var. Mısır’da, biri halkın örgütü Müslüman Kardeşler, diğeri Amerikan örgütü ordu olmak üzere iki örgütlü siyasal güç var. Duruma şimdilik ABD hakim. Rejim kumar masasına sürüldü.

30 yıldır Mısır’da rejim ABD’nin kontrolündeydi. ABD ve AB, bu rejimi İsrail ile ikiz kardeşiymiş gibi desteklemekteydi. İsrail’e tanıdıkları bütün ekonomik ve siyasi imtiyazları ve destekleri Mübarek rejimine vermekteydiler. Mısır bu imtiyazlı konumunu 1977’de, Enver Sedat’ın, “SSCB-Mısır Dostluk ve İşbirliği Antlaşması"nı feshetmesi, ardından da Eylül 1978'de İsrail (Menahem Begin) ile Camp David Sözleşmesi’ni imzalayıp kamp değiştirmesiyle kazanmıştı. Ortadoğu, 33 yıl sürecek ve Araplığın haysiyetini yerle bir edecek buhranlı bir döneme böyle girmişti. Haysiyetin yığınları sokağa dökecek gücüne inanmayan haysiyetsiz bir görüş, Mısır’da halkı sokağa işsizlik, açlık ve yoksulluk döktü, doyurun karnını, evinde otursun demek istiyor, yani Dünya Bankası gibi düşünüyor. Oysa Mısır’da sokağa dökülenler, genelde karnını doyuran orta sınıftandı. Eğer Mısır’da emekçi türünden bir kabarma olsaydı, ABD, Mübarek'i sokağa yem etmezdi.

Mısır’da sokağa çıkan orta sınıfın “demokrasi” istediği açık. Ama bunun alkışlanması Mısır halkından değil, ABD’nin ve AB’nin bölge politikasından yana olmaktır. ABD ve AB'nin elinde, isteyenlere verilecek demokrasi bol! Daha fazlasını istemeyen sokağı desteklemesi bu nedenledir. Mısır’da da bu tezgah şimdilik işledi.

Obama, Mısır ordusuna buyurdu: "Halka demokrasi ver!" Mısır halkına demokrasi vermek için ordu yönetimi ele aldı. Halkın katillerinden bir hükümet kurdu. Yüksek Askeri Konsey halka demokrasi vermeye başladı. Halka, “evine dön” diyen ilk bildiriyi, tüm grev ve boykotları, iş yavaşlatmaları ülke genelinde yasaklayan ikincisi izledi. Elbette ordu demokrasi isteyen Mısır halkının yanında olmaya devam edecekti! Ediyor da...

“Demokrasi istemek!” iyidir de, demokrasi isteyenler, istedikleri demokrasinin içindeki “kendilerinin yeri”ni de istemiyorlarsa, kötüdür. Demokrasideki yerleri için savaşmıyorlarsa, kaybetmeleri kaçınılmazdır. Demokrasi isteyen hareketler, biri çıkıp “size demokrasi vereceğiz!” dediği anda tükenirler. Demokrasi isteyenler, bu deneyden gerekli dersi çıkarıncaya kadar susacaklar.

Libya’ya hiç bakmayalım. Çünkü Batı’nın gizli servislerinin gölgesi çekilinceye kadar orada hiç bir şey tam olarak netleşmeyecek. Ama şu net: Batı’ya karşı günümüzde “milli petrol” davası mı olurmuş. Ne demektir deli-dolu kafa tutmak dünya hegemonyasına. Kaddafi delirmişti öyle mi, o zaman söyleyelim, bütün Libyalılar delirmeden Libya kurtulamayacak. Ortadoğu bu halde devam edemez diye bakıyorsak biraz daha geniş bakalım: 21. Yüzyıl böyle süremez.

Demokrasi istemek hesaptan ve hesaplaşmaktan vazgeçmektir. Demokrasiye gelinceye kadar görülecek büyük bir hesap var. Bu hesabın üzerinden atlanarak demokrasiye gidilemez.