Genel seçimler

12 Haziran 2011 seçimlerinde Sol adına tek etkili güç 2009 Yerel Seçimlerinde 2,5 milyona yaklaşan oy alan Barış ve Demokrasi Partisi'dir. Bu nedenle, eğip bükmeden, "güçbirliği, eylem birliği" gibi genel sözler ardına sığınmadan söylemek gerekir ki, 12 Haziran için yapılacak çalışmaların ekseni BDP'dir.

Hiç şüphesiz bir Sol partinin gücünün ve etkisinin tek ölçütü oy sayısı değil. O partinin örgütlülüğü, kitlelere kök salmışlığı, toplumsal hareketlerdeki eylemliliği ve mücadele dinamizmi Milletvekili sayısından ve parlamento çalışmalarından çok daha önemlidir. Devrimci partiler için parlamento siyasi çalışmaların bir alanıdır ve en önemli alanı değildir. Ülkenin siyasi hayatında parlamento önemli bir merkez olduğu için ülkenin muhalif ileri güçleri için o kürsü kitlelere seslenme olanağıdır. Ama esas çalışma parlamento kürsüsünden seslenmek değil, halkın içinde bizzat o halkın öz unsurları tarafından yürütülen ve süreklilik arzeden faaliyettir. Parlamentodaki temsil ancak o güçler iktidara ya da iktidar ortaklığına aday olduğu zaman önem kazanır, çünkü o sayı halk güçlerini arkasına almış dönüşümlere manivela oluşturur.

DEP milletvekilleri gerici saldırganlık tarafından parlamentodan cezaevine gönderildikten sonra, onun devamı olan partilerin Meclis'te temsilcileri olmadığı halde toplumsal ve siyasal etkisini egemenlere inat, Türk şovenlerine inat arttırmıştır.

DTP 12 Eylül faşizminin getirdiği, bugün ise AKP ve CHP'nin bol bol yararlandığı seçim barajını 2007'de aşarak parlamentoya temsilci göndermiştir. DTP milletvekili seçtiremesin diye, AKP gericiliği bağımsız adayları da birleşik oy pusulasına dahil eden yasa çıkarmış, buna rağmen "Bin Umut Adayları" ndan 22 kişi Meclis'e seçilebilmişse, bu başarı parlamenter çalışmanın birincil önem taşımadığının, toplumsal aktivitenin ve kalıcı siyasi çalışmanın esas olduğunun göstergesidir.

Genel Seçimler denilince konunun bir yanı parlamentoya azami sayıda milletvekili seçtirmektir. Ama seçimler aynı zamanda bu ülkenin halklarının ileri siyasi güçlerinin yakınlaşmasına ve siyasi mücadele içinde birlikteliklerinin gelişmesine hizmet edecek bir olanaktır.

Seçimlere bağımsız adaylarla gidilecektir. 2007'dekinden farklı olarak 81 ilin hepsinde birden Türkiye halklarının aydınlık evlatları aday olacaklar ve o illerde siyasi varlıkları, etkileri her ne kadarsa, onları seferber edeceklerdir.

Kimlerin hangi ilden aday gösterilecekleri BDP'nin merkezi ve yerel yöneticileriyle merkezi ve yerel nitelikli Sol parti ve grupların görüşmeleri sonucunda belirlenecektir. Bu kapsamdaki görüşmeler zaten başlamıştır.

Seçim çalışmalarında yürütülecek kampanyalarda kullanılacak temaların içeriği ortak faaliyette yer alacak kesimlerin sözcüleri tarafından belirlenir. Fakat öyle gözüküyor ki, esas vurgular “Halkların kardeşliği ve barışı” etrafındaki konular olacaktır, çünkü Kürt sorunu en önemli sorundur. Türk-Kürt kardeşliği ve barışı için hak eşitliği sorunun çözümündeki en önemli evrensel ilkedir.

İhmal edilemeyecek diğer çok önemli konu,

* AKP iktidarına,
* onun gerici politikalarına, baskıcı uygulamalarına,
* liberal, ultra-liberal ekonomisine,
* bu toplumun ortak malı olan her zenginliği, 2B denilen orman arazilerine kadar her şeyi haraç mezat satmasına,
* gelir adaletsizliğini arttırmasına,
* tarım politikalarıyla hayvancılığa ve belli tarım ürünlerinde tarıma darbe vurmasına karşı muhalefettir.

Aynı derecede önemli bir konu AKP'nin seçimlerden sonra gündeme getireceğini söylediği yeni Anayasa tartışmaları üzerine olacaktır. Bu ülkenin dinamik ve aydınlık güçleri nasıl bir anayasayı öngördüklerini halka anlatacak, darbecilerin koyduğu "değişmez ve değişmesi teklif bile edilemez" tanımlı maddelerin barış ve demokrasi karşıtı niteliğini sergileyeceklerdir.

"Millet iradesi" lafını dilinden düşürmeyen Tayyip Erdoğan gibilere denilecektir ki, "Millet iradesi" Anayasayı ileriye doğru değiştirmek, bu ülkede kardeşliğe ve barışa hizmet etmek şeklinde tecelli edebildiği takdirde kolektif irade haline gelir.

Türkiye'nin siyasal yaşamı Erdoğan ile Kılıçdaroğlu arasındaki "ters merdivenden indin /attan düştün" iptidailiğine ve yavanlığın indirgenmişse, bunu teşhir etmek gerekecektir. Halkı bu kadar hafife almak, onunla alay etmek demektir. Bu seneki seçimler de bu minval üzere geçecektir. Daha da kötüye gidecek; küfürleşmelerle ve amiyane laflarla düzey daha da düşecektir.

Buna karşılık, bizlerin yürüteceği kampanya genel seçim ortamındaki tek düzeylilik göstergesi olacaktır. Dileriz ki, 2011 kampanyası 2007'dekini aşar, sadece Kürt nüfusun yoğun olduğu illerde ve büyük merkezlerle sınırlı kalmaz, Türkiye'nin tüm illerini kapsar.