CHP: Boş ümitler

Beklenmedik bir olay sonucu geçen yıl 22 Mayıs’ta Genel Başkan seçilen Kemal Kılıçdaroğlu 18 Aralık Kurultayı’nda oluşturduğu Parti Meclisi ve özellikle onun içinden seçtiği MYK ile şimdi kendi kadrosu denilen bir ekiple altı ay sonraki Genel Seçimlere gidecek.

CHP yönetiminin Deniz Baykal, Önder Sav ve bir kısım kazma Kemalistlerden kurtulmuş olması olumludur, ama bu olumluluk ne CHP’yi iyi-kötü bir sosyal demokrat çizgiye çekmeye yeter, ne de 2011 Haziran’ında umduğunu bulmaya.

CHP’lilerin yüzde kaçı önümüzdeki seçimlerde partilerinin iktidara geleceğine inanıyorlar bilemeyiz, fakat sandıktan birinci parti olarak çıkacaklarına bile inananların çok olduğunu sanmıyoruz.

Her ne kadar politika yapanların seçim tahminlerinde kendi kendilerini aldattıkları çok görülmüşse de şimdiki yürüyüşe “iktidara yürüyüş” demek realiteler yerine temennileri geçirmek olur. Siyasette bu kadar önemli bir değişmenin ortada hiç bir göstergesi yoktur. CHP toplumda herhangi bir coşku hatta halkta eskisinden farklı bir ilgi yaratmış değildir.

Kendisinin yüzde 25 civarında blok oyu vardır. Seçimlerden birinci parti çıkabilmesi için Genel Başkanın son Kurultay’da seçim manifestosu gibi madde madde okuduğu vaatlere toplum kulak asmaz.

CHP’nin “Yeni CHP” olabilmesi için kendisini ve politikalarını tepeden tırnağa yenilemesi gerekir. Oysa çok değil, bundan 20 yıl önce Kürt seçmenin oylarında birinci parti olan SHP’nin bugünkü hali olan CHP’nin yeni genel başkanının Kürt kelimesini ağzına alamaması partisinin nasıl bir zeminde ve hangi dengelerde olduğunu göstermektedir.

AKP’li medya CHP’nin değişmesi için “mütedeyyin” dedikleri dindar seçmene ulaşması gerektiğini söylüyorlar. Bu bir aldatmacadır. Seçmeni kazanmanın yolu dinciliğe şirin gözükmek değildir. Ecevit CHP’si Ekim 1973’te 1. Parti olarak çıkarken dini bütün Adalet Partisi’ni yenerek şaşkına çevirirken sağladığı başarı demokrasiyi savunması ve AP’nin işbirliği yaptığı 12 Mart askeri rejimine doğrudan karşı çıkması olmuştur. (Ecevit 12 Mart 1971 Muhtırasıyla uzlaşan Genel Başkan İsmet İnönü’yü protesto ederek Genel Sekreterlikten istifa etmişken, başbakan Demirel şapkasını alarak hükümetten gitmiş, parti başkanı olarak C. Başkanı Cevdet Sunay üzerinden generallere etki kurmuştu. Ecevit bu tutumuyla Mayıs 1972 Kurultayı’nda tarihi İsmet İnönü’yü yenmişti. Birinci parti çıkmasının esas nedeni buydu.)

Türban yasağının kalkmasına “Evet” demesi de CHP’yi alternatif yapmanın anahtarı değildir.

AKP basının “elit aydınlarla mütedeyyin halk kitlesi arasındaki çelişki” diyerek dini referans ögesi olarak göstermelerini bir yana koyunuz. Sorun CHP’nin ekonomik, sosyal ve demokratik programlara ve politikalara sahip olamaması, AKP’nin tuzağına düşerek CHP-AKP karşıtlığını laiklik meselesine onu da türban konusuna indirgemesidir.

Yukarıda Ecevit’ten bahsettik, bu toplum Ecevit’i bir gün bile Cuma namazında görmediği halde ona yüzde 42’ye kadar oy vermiştir. “Toprak işleyenin su kullananın” demesi, onun Cuma namazı kılmamasından daha önemli olmuştur. Askeri rejime karşı çıkması onu popüler kılmıştır.

Veya Kılıçdaroğlu yolsuzluk dosyalarıyla AKP’nin karşısına dikildiği için 2009 yerel seçimlerinde CHP’nin İstanbul’daki oyunu yüzde 10 arttırabilmiştir, namaz kılarak değil. O zamanki İstanbul İl Bşk. Gürsel Tekin’in çarşaflı kadına madalya takması sayesinde değil.

a) CHP’nin halk yığınlarının sosyal istemlerini etkili ve inandırıcı şekilde dile getirmesi ve somut ekonomik öngörülerle, inandırıcı çözümlerle toplumun önüne çıkması ve bir dizi projeyi halkın önüne koyması gerekmektedir.

b) İnsan hak ve özgürlüklerini kararlı ve tutarlı bir şekilde savunması ve talepleri siyasal, yığınsal hareketlere dönüştürmek için aktif davranması elzemdir.

Demokrasi genel laflarla olmaz. O kadarını bütün partiler yapıyor. AKP’nin demokrasi zihniyetinin karşısına çağdaş demokrasi kavramıyla çıkmak ve onu yığınlara mal etmek için köklü adımlar atmak ve yoğun siyasi, sosyal uğraş göstermek lazımdır.

AKP için demokrasi genel oydan ibarettir. TBMM çoğunluğu demektir. O kadarını 1945’te kurulan Demokrat Parti de söylemekteydi. Erdoğan’ın dilindeki “ileri demokrasi” lafı “bana oy verin, sizin için en doğrusunu ben yaparım” demektir.

Oysa demokrasi sadece çoğunluğun temsili demokrasisi değildir, çoğunluk olmayanların da hak ve özgürlüklerinin savunulması ve geliştirilmesi demektir. Tayyip Erdoğan’ın “açılım” adı altında yaptığı Kürt, Alevi, Roman toplantıları ve çıkışları birer gösteriden ibarettir. CHP ise değil Kürt sorununa çözüm önermek, Kürt kelimesini bile ağzına alamamaktadır.

Demokrasi katılımcılık demektir. Değişik toplum kesimlerinin kendi kitle örgütleriyle yönetimin politikalarında, uygulamalarında aldığı kararlarda söz ve karar sahibi olması demektir.

Demokrasi bütün toplum kesimlerinin mesleki ve temsili örgütlenmelerini geliştirmek demektir. Demokrasiyi isteyen bir parti bu örgütlenmelerde aktif olmak ve örgütlenmenin önündeki kısıtlamalara karşı mücadele etmek zorundadır.

Bu tutum aynı zamanda ademimerkeziyetçiliği demokrasinin bir parçası görmek demektir.

Günümüzün teknolojik imkânlarının kullanılmasıyla doğrudan demokrasiye hizmet edecek yöntemlerin geliştirilmesi, bu sayede elde edilecek toplumsal kamuoyu verilerinin değerlendirilmesi demokrasi kapsamına girmektedir.

Kadın hakları konusunda CHP’nin diğer partilerden farkı yoktur. Kadın-erkek eşitliği konusunda Türkiye dünyada 126. sırada ise bu yüz karasında elbette CHP’nin de payı büyüktür. “Modern Cumhuriyeti biz kurduk” ya da “Partimizin kurucusu Ulu Önder kadınlarımıza seçme seçilme hakkı tanıdı” diyerek övünmekle kadın hakları savunulmuş olmaz.

CHP kendi kitlesindeki kadınları kadın hareketinde aktif kılmak için herhangi bir çaba göstermemektedir. Örneğin 2007’deki Cumhuriyet Mitinglerine askeri vesayet için katılan kadın kitlelerinin onda biri bile demokratik kadın eylemlerine katılacak sosyal bilinçte değildir.

İster Kürt nüfusun yoğun olduğu illerde, ister İstanbul’da yapılan kadın etkinliklerine BDP’li kadınlar binlerce kişi olarak katılırken, yüzde 25 oyluk CHP’nin kadın kitlesi İstanbul, Ankara, İzmir’deki kadın hareketinde yoktur.

Çevrenin korunması, doğal ortama sahip çıkılması mücadelesinde tek tek CHP’li kadınlar yerel olarak aktif olsalar bile bu onların kişisel tutumudur, partinin bu konuda çabası yoktur. Onun için varsa yoksa laiklik ve başörtüsü önemlidir.

AKP’nin en belirgin özelliği dindarlık değildir, ultra-liberalizmdir. Sanıldığının aksine, temel referansı İslam değildir, paradır. “Paranın dini, imanı, milliyeti olmaz” diyen Erdoğan’ın kendisidir. AKP devlet imkânlarıyla zenginler yaratmaktadır. Yerel CHP örgütlerinin bunların hepsinden haberi vardır, ama parti atalet içinde hırsızlığa, kayırmacılığa karşı aktif değildir.

CHP’nin AKP liberalizmine, haraç mezat her şeyi satmasına (sıra ormanlara gelmiştir) karşı hiçbir programı ve projesi yoktur.

CHP’nin sosyal programları nedir? Ona oy verenler Kemalizmine vermektedirler. Oysa Kemalizm karın doyurmaz. Kemalizmin içinde karın doyuracak ideolojik ögeler yoktur. Altı Ok’taki “Halkçılık” ilkesi partinin adındaki “Halk” kelimesi kadar kof bir laftır.

Ve nihayet, gerek toplumsal gelişme için gerek sosyal yatırımlar için kaynak nerededir? Bunu topluma göstermek gerekmektedir. Nesnel olarak bakıldığında bu kaynak savunma bütçesinin kısılmasından sağlanacak fonlardadır.

Ama partisiyle ve kitlesiyle en azından on yıldır askerin ve onun otoritesinin sözcülüğünü yapan bir parti bunu asla yapmayacaktır.

Bu nedenlerden dolayı Kılıçdaroğlu’nun sevimli imgesi onu ve partisini Türkiye’nin kaderini etkileyecek bir profil kılamayacağı gibi, bu toplumsal yapıdaki CHP’nin AKP’ye alternatif oluşturmasını da beklemek doğru değildir