Venezuela’da sınıf savaşları

Venezuela’da 12 Nisan darbesi ve 48 saat içinde Başkan Chavez’in "yeniden doğuşun yeniden doğuşu" dediği dönüşü ya da kimine göre oğul Bush’un ilk "domuzlar körfezi," tüm dünyada ve Türkiye’de yankı buldu. Darbe ve öncesi, tarihin bir tekerrürü, geride kalan Yüzyılın bir gölgesiydi sanki. Şili’de 1973 faşist askeri darbe öncesini yaşayan James Petras’a göre, "Kullanılan taktikler Şili’dekine çok benziyor... Bir kargaşa hissi uyandırmak için siviller kullanıldı, Chavez ‘diktatör’ gibi gösterildi, sonra da ordu ülkenin bekası için darbeye kışkırtıldı."

Aslında darbe kimse için sürpriz olmadı. Venezuela dünyanın dördüncü büyük petrol ihracatçısı, Batı yarımkürenin en büyük petrol rezervine sahip ve 24,5 milyonluk nüfusunun %80’i yoksulluk içinde yaşayan bir Latin Amerika ülkesi. Nüfusun %1’i ekilebilir toprakların %60’ını elinde tutuyor. İhracat gelirlerinin %80’i, devlet gelirlerinin %40’ı petrolden. Petrol üretimi devlet şirketi PDVSA’nın elinde. Ülke kaynakları 1920’lerden beri açık dikta (Gomez, Perez Jimenez) ya da (özellikle 1970’lerin yüksek petrol fiyatları sırasında) yolsuzluklara gömülmüş demokrasi dönemlerinde Chavez’in "yoz oligarşi" dediği bir elitçe paylaşılıyor. Bolluk içinde yokluk çeken halkın 1958’den beri süren iki partili (AD ve COPEI) düzene tepkisi, 1989’da IMF’nin dayattığı tasarruf önlemlerine karşı yüzlerce insanın öldüğü ayaklanma, 1992’de başını yarbay Chavez’in çektiği genç subayların darbe teşebbüsü ve geleneksel partilerin oy kaybıyla su yüzüne çıkıyordu. Hele 1998’de Chavez’in sistem karşıtı ve halkçı bir söylemle, geniş kesimlerin desteğini alarak Başkan seçilmesi petrol gereksiniminin %15’ini buradan karşılayan ABD yönetimiyle ülkedeki hakim sınıfların huzurunu iyice kaçırdı.

Chavez hızla kırk yıllık köhnemiş siyasi yapıyı dağıtmaya girişip bağımsızlık kahramanı Simon Bolivar’a atfen "Bolivar Devrimi" dediği süreci başlattı: İçeride, hepsi seçimler ve referandumlarla tescilli bir kurucu meclis, PDVSA’nın özelleşmesini yasaklayan, grev hakkını güvence altına alan ilerici bir anayasa, ardından bileşiminde kendine çoğunluk sağladığı yeni Ulusal Meclis, 2006’ya kadar yeni başkanlık dönemi, asgari ücret ve memur maaşlarında istikrarlı artış, gecekondulara tapu, okullara bir milyon ek öğrenci, daha fazla sağlık harcaması... Dışarıda, Küba’ya uygun fiyatla petrol verip Castro’yla yakın ilişki kuran, Kolombiya’daki gerillalara karşı operasyonlara izin vermeyen, Amerikan serbest ticaret bölgesine katılmayan, Irak ve Libya’yı ziyaret ederek OPEC’in bağımsızlığını savunan, ABD’nin "terörle savaş"ını eleştiren bir politika...

Ülkede dönüm noktası denilecek gelişmeler geçen yılın sonunda hız kazandı, Chavez hükümeti Kasımda büyük arazileri kamulaştırmayı ve devletin petrol gelirlerini arttırmayı öngören, sermaye ve toprak sahiplerini doğrudan hedef alan kırktan fazla yasa çıkardı. İşveren örgütü Fedecamaras’ın başkanı Pedro Carmona yasaları "modern Venezuela tarihindeki en kapsamlı özel mülkiyete el koyma" eylemi olarak adlandırdı ve 10 Aralıkta genel iş bırakma eylemi yaptı. PDVSA ile iyi ücretli işyerlerinde örgütlü, eski AD iktidarlarıyla özdeşleşmiş CTV sendikası da kırk yıldır ilk defa işverenlerin eylemini destekledi (CTV, Küba’ya petrol ihracatına ilk karşı çıkanlardandı; Aralık 2000’de referandumda sendika liderlerinin doğrudan seçilmesi sağlanmış, ancak CTV liderleri yeni seçimleri şaibeyle kazanmıştı). Chavez ise gerilemedi, bankaları kredilerinin en az %15’ini küçük çiftçilere vermelerini şart koşan yeni yasalara uymaya çağırarak, karşı çıkan bankayı kamulaştıracağını, sahibini de hapse atacağını söyledi. Şubat ayında hükümet, düşen petrol fiyatları ve dış kaynak ihtiyacı sonucu ülke parası bolivarı dolar karşısında dalgalanmaya bıraktı ve Chavez "spekülatörlere karşı savaş" ilan etse de üçte bir oranında değer kaybı ile enflasyon artışını sineye çekmek zorunda kaldı.

Başka önemli gelişmeler Venezuela’nın petrol sağlayanlar arasında birincilikten üçüncülüğe düştüğü ABD cephesindeydi: Eski donanma istihbaratçısı Wayne Madsen’in dediğine göre ABD geçen yıl Chavez’i düşürmeyi gündemine aldı (Guardian, 29 Nisan). Başkent Karakas’taki ABD elçiliğinde şimdi askeri ataşe yardımcısı olan James Roger Haziranda gelmiş, bazı narkotik büro ajanlarıyla ortamı hazırlamaya başlamıştı. ABD Kongre’sinin Reagan döneminde kurulan bağış kurumu (National Endowment for Democracy; Nikaragua’da Sandinist devrime karşı da kampanya düzenlemişti) Chavez karşıtlarına yüz binlerce dolar gönderdi. AFL-CIO soğuk savaş dönemi misyonerliğini anımsatarak Şubat ayında NED ile CTV liderlerini Washington’da ağırlarken bir katılımcı darbenin görüşüldüğünü söyleyecekti. Darbeye karışacak ordu komutanı Vazquez ve General Ramirez zaten kötü şöhretli School of Americas’tan mezundu. Geçen Kasım’da Ulusal Güvenlik Kurumu, Pentagon ve Dışişleri iki gün boyunca Venezuela politikasını görüştüler. İran, Şili gibi operasyonlarda da böyle oturumlar yapılmıştı.

Chavez’in Şubat ayında PDVSA’nın başına solcu bir iktisatçıyı geçirip, beş yeni yönetim kurulu üyesi ataması ipleri iyice gerdi. Sokaklar artık gösteri yapan, çatışan Fedecamaras-CTV ittifakı ve Chavez yanlılarıyla doldu. Nisan başında CTV, eski PDVSA yöneticilerinin geri getirilmesi için iş yavaşlatmaya başladı. CTV lideri Carlos Ortega ve Carmona, katolik kilisesi, devlet kanalı dışında sermayenin elindeki medya ve ayrıntısı halen karanlık dış destekle düğmeye bastı ve 9 Nisanda genel grev ilan etti. Petrol üretimi yarıya düştü. Ancak İngiliz Independent’a göre, "Karakas’ın merkezinde ve genelde Doğudan daha fakir olan Batı bölgelerinde işler normaldi, grev etkili olmadı.. trafik yoğun, çoğu dükkan açıktı." İşgücünün %40’ını barındıran kamu ve kayıt dışı sektörler iş başındaydı. Bunun üzerine karşı-devrimci ittifak 11 Nisan’da bir gösteri düzenledi ve güzergahta olmamasına karşın Miraflores’e, yani Başkanlık Sarayı’na ve orada toplanmış Chavez yanlılarının üzerine yürüdü. Kargaşada, sonradan kesinlik kazandığı gibi, keskin nişancılar çatılardan ateş açtı, çoğu Chavez yanlısı onlarca gösterici öldü, yüzlercesi yaralandı. Muhalif Karakas valisi Pena’ya bağlı polis biri Amerikalı, diğeri El Salvador’lu iki silahlı yabancı yakaladı, ancak bir daha bunlardan haber alınamadı. Gerisi malum: olayları bahane eden bazı subaylar 12 Nisan sabahı Chavez’i tutuklayarak işveren lideri Carmona’yı başkan ilan ettiler. (Halbuki CTV lideri Ortega da ne hayaller kurmuştu!) Ulusal Meclis feshedildi, anayasa ile son ekonomik yasalar iptal edildi, yüksek mahkeme üyeleri görevden alındı, Chavez yanlıları için Şili’deki gibi bir sürek avı başladı. Bir PDVSA yöneticisi aynı gün "Küba’ya tek bir varil petrol yok" diyordu. Kör parmağım gözüne ABD dışişleri bakan yardımcısı Otto Reich darbe günü Carmona’ya taktik veriyor, ABD Karakas elçisi Shapiro, Miraflores’te Carmona’yla kucaklaşıyor (Chavez yanlısı askerler muhafızlardan bilgi alıyordu), askeri ataşeler Roger ve McCammon gece Tiuna kışlasında (Chavez’in ilk durağı) subaylarla görüşüyor, o sırada Karibik’te manevra yapan ABD donanması Küba gibi dost elçiliklerin haberleşmesini bozmaya yardım ediyordu.

Darbe ABD dışında pek sempatiyle karşılanmadı. Rio grubu (19 Latin ülkesi) anayasal düzenin kesintiye uğramasını istemezken, Meksika, Kosta Rika, Arjantin ve Paraguay darbeyi kınadı. Karakas’ta ise başta Chavez’in mahalle örgütlenmesi olarak başlattığı "Bolivar çemberleri" (circulos bolivarianos), yoksul halk ve sol örgütler sokaklara döküldü, Miraflores’e yürüdü. Orduda da bölünme ortaya çıkmıştı. Genç subay ve askerler arasında Chavez yanlılarının ağır basmasıyla iktidar döndü. Darbe öncesi gösterilerde sürekli yayın yapan, hükümetin açıklamalarına yer vermeyen, Chavez’’den bir türlü alınamayan “istifa”sı hakkında askerlerin isteğiyle yayın yapan medya, Başkanlık Sarayı’nın düşmesinden itibaren haberleri kesti, Amerikan filmleriyle doğa belgeselleri göstermeye başladı. 13 Nisan sabahı Chavez tutulduğu adadan döndükten sonra bir gün hiç yayın yapmadı, hatta CNN şubesi Globovision’un patronu Atlanta’yı arayarak CNN İspanyolca yayınını etkilemeye kalktı. Uydulardan akan haberler halk arasında yayılmıştı bile. Chavezcilere "medya darbesi" dedirten bu tutumun arkasında Carmona’yı darbe sırasında ofisinde ağırlayan, sonra topluca Miraflores’de darbecilerle görüşen baba Bush’un balık avı arkadaşı Cisneros gibi medya patronları vardı.

Darbenin yoksul halkın ve yurtsever askerlerin zaferiyle sona ermesinin ardından Carmona ve bir çok subay göz altına alındıysa da, Chavez intikamcı olmayacağını açıkladı. Kabinesinde değişiklikler yaptı, PDVSA’nın başına OPEC genel sekreteri Ali Rodriguez’i getirdi, ulusal birliği sağlamak için bir diyalog komitesi oluşturdu. Öte yandan 1 Mayıs’ta asgari ücreti %20 arttırdı, işten çıkarmaları 60 gün durdurdu. Öte yandan CTV lideri Ortega bir hafta saklandıktan sonra ortaya çıktı, muhalefetle birlikte eleştirilerini sürdürüyor, AD Chavez’i tanımıyor.

Şimdi tüm sol güçler bir noktada birleşiyor: iktidar mücadelesi noktalanmadı, karşı-devrim toparlanıyor, devrimci güçlerin örgütlü olması gerekiyor. Bolivar çemberleri, CTV’ye alternatif kurulan sendikalar gibi atılmış adımlar var. Aslında sol köklü geleneklere sahip. Ülkenin en eski partisi olan Venezuela Komünist Partisi 1960’lara kadar hatırı sayılır bir güçtü (kimi ABD kaynakları Chavez’i VKP’nin ordu içindeki etkinliğine bağlıyor); 1960’larda silahlı mücadeleye girişti, 1968’de Çekoslovakya olaylarının ardından bölündü. Ayrılan MAS hareketi sonraları belli bir güce ulaşırken Komünistler seçimlerde %5 barajının altında kaldı. Ancak Venezuela halkının tarihi, diktatörlüklere karşı genel grev ve yurtsever askerlerin direnişleriyle dolu (Perez diktasına karşı uçaklar 1958’de Karakas’ı bombalamıştı). VKP, olaylar sonrası açıklaması nda devrimci güçlerin koordinasyonuyla politik komutanın, yurtsever askerlerle sivillerin birliğinin güçlendirilmesini, demokratik ve halkçı devrimin derinleştirilmesi için anayasaya, toprak reformuna sahip çıkılmasını, halkı harekete geçirerek Mecliste baskı oluşturulması nı, petrol şirketinin ülkenin egemen gelişiminin hizmetine sokulmasını, darbecilerin ve halka karşı cinayet işleyenlerin cezalandırılmasını, ABD elçisinin istenmeyen adam ilan edilmesini, devlet kurumlarının yolsuzluktan arındırılmasını, halk katılımının, yerel iktidar oluşumlarının güçlendirilmesi ve Bolivar çemberlerinin konsolide edilmesini, vb. önerdi.

Venezuela’nın bu tarihi dönemecinde, geçen Aralık ayında Ulusal Mecliste yasalarla ilgili Chavez’in söyledikleri hatırlanmaya değer: "Buradan dönüş yok. Anayasaya uymamaları için cesedimi çiğnemeleri gerekir. Bu devrim barışçıdır, öyle de kalmasını isterim. Ama silahsız da değildir. Biz askeriz, birileri muhakeme hatası yaparsa diye silahlı geldik."