HADEP aynadır

Hükümet ekonomik krizden IMF patentli bir programla çıkmaya çalışıyor. Bütün IMF programları gibi bu da Türkiye’de fukaralığı arttırıyor, işsizliği dayatıp yaygınlaştırıyor, geçimini çalışmazsa kazanamaz durumdaki herkesi kırıp geçiriyor.

Kolay mıdır on milyonlarca insanın boğazından kesip emperyalizme diyet ödemek? Hükümet bu nedenle demokrasiyi mümkün olduğunca daraltan, emekçiler üzerindeki baskıyı koyulaştıran bir siyasal strateji izliyor.

Toplum patlamadı ama az öfke biriktirmedi. Hükümet partileri bu nedenle bir erken veya yakın, hatta zamanında bir seçimden ölümden korkar gibi korkuyorlar. Sermaye çevreleri, dibini görmeden bu yağmadan, dolayısıyla yağmanın şu andaki siyasi garantisinden, yani hükümetten vazgeçmek istemiyorlar.

İpler bu kadar gerildikten sonra artık kopuncaya kadar gerilmeye devam edileceği ve seçimin de bu minval üzre gidişatın bir yerinde gündeme geleceği besbelli. Bu nedenle ilk seçimin, seçime saklanmış bir hesaplaşmaya dönüşeceği de belli.

Seçim, yaşanmış şu kadar kriz yılını bu hükümet partilerinin yanına kâr komayan bir hesaplaşma olacaksa, aynı zamanda bir tür “demokrasi” hesaplaşması olacak. Demokrasi bağlamlı konuşanlar da, işin özünü ve çözümü konuşmasalar bile, Kürt meselesinin üzerinden nasıl “atlanır”ı da konuşmak zorunda kalacaklar.

Başbakan konuşmaya, zaten kendisi kapatılma tehdidi altındaki HADEP ile işbirliği hesabı kuran bazı düzen partilerini jurnallemekle başladı bile.

HADEP’in bu konuda bir yerden bir yere geldiği açık. Bütün teklifleri konuşmaya açık olduğunu söylemesi de zaten bu demek. HADEP aslında bu demek. Stratejik ve taktik hesaplarıyla da, kitlesel refleksleriyle de doğrusunu yapıyor. Bu aşamada ve bu sorunla ilgili bir varlık gerekçesi olduğunu herkesten önce kendisi biliyor. HADEP bir “kongre” olduğunu sadece “ima” etmiyor, söylüyor da.

HADEP’in kendi gelecek perspektifini Türkiye- AB ilişkileri üzerinden temellendirmesinin de yanlı ş bir yönü yok. AB Türkiye ile ilişkilerine HADEP’i de monte ediyor diye HADEP’in HADEP olmadığını varsayıp daha ileri beklentiler adına HADEP’in o ilişkileri değerlendirmek istemesini sorgulamak, giderek olumsuzlamak ne kadar doğrudur? HADEP niçin ve hangi konumundan dolayı bu ilişkilerin bir parçası haline geliyor, asıl onu sormak gerekir. Onu sorarken de, ülkede sınıf mücadelesinin bugünkü halini ve o mücadelede sosyalistlerin halini gözönünde tutmak gerekir.

Anlaşılması gereken, HADEP’in nerden nereye geldiği değil, önceden nerede varsayıldığıdır. Bu yanılgı daha çok, kendini sosyalist sayanlar kadar, çoğu sosyalist olanın da yanılgısıdır.

Önümüzde, seçime kadarki siyasal süreçte tüm solun yeni bir ortak açılım üretmek için seferber olması gerekmektedir. IMF destekli bu hükümetin Türkiye’yi “krizden çıkarması” sosyalistlerin temsiline soyunduğu çalışan halk kitlelerinin felaketi demektir. Ayrıca Türkiye’nin krizden bu hükümet tarafından çıkarılması, krizin tarihsel bağlamı nedeniyle de olanaksızdır. Bu açıdan önümüzdeki siyasal süreçlerde, eğer hakkıyla konuşan olursa en çok konuşulacak olan, siyasal sistemin krizi olacaktır. Bu dünya, bu Türkiye ve bu sistem... Hayır, kapitalizm asla yürümez, yürütülemez. Yürümez, yürütülemez olduğ u halde işte yürütülüyor ve maliyetinin ne olduğ unu herkes görüyor ve biliyor.

Krizi gerçek boyutlarıyla konuştuğu için herkese de konuşturacak olan kimdir, peki? Sosyalist soldur; ama öyle durduğu yerde duran sosyalist sol değil, kendi ortak programını oluşturup sahneye sürebilen sosyalist soldur. Bu programın genel hedeşeriyle uyumlu demokratik boyutu HADEP’in bugün durduğu yeri aşarsa bu hem programın kendisi için, hem HADEP için, hem de Kürtler için iyi olur. Ama bu, programın HADEP’i doğrudan içermesini gerektirmez.

HADEP niçin AB-Türkiye ilişkilerinin bir parçası oluyor, HADEP niye seçimde düzen partilerinden biri ile ortaklık kurabileceğini ima ediyor, HADEP niye daha çoğunu istemek varken azını istiyor diye vakit harcamak ve ona akıldaneliğe soyunmak yerine, “Ben kimle, neyi, ne kadar yaparım”a kafa yormak daha doğrudur. Bu da, aslına bakarsanız, “Ben neyim, kimim?” diye sormak demektir.

Siyasette benim gücüm ne diye sorulmaz, gücünün yettiği yapılır ve güç, asıl, kimlikten devşirilir. Gücünün yettiği kadarını gerektiği zamanda yapabilenlerin, daha büyük imkanlar yarattıkları ve hayal bile edemedikleri yolların kapısını açtıkları çok görülmüştür... HADEP aynadır. Ona bakan herkes onda kendini görür.