Non pasaran! ..

Bir bütün olarak kapitalist demokrasi denilen şeyin emekçilerin bilincini nasıl çarpıttığını kırk kere söylesek anlatması zordur da, Fransa’da yapılan son başkanlık seçiminin 1. ve 2. turu arasında söylenip yaşananlar ve ulaşılan sonuçlar bu şaşmaz gerçeği bir çırpıda bir kere daha gösterdi. Burjuva sınıf, “demokrasi” aracılığıyla emekçi sınıfların başına her zaman iyi çoraplar örmüştür, örmeye devam ediyor.

Buna emekçilerin, demokrasi ile ilgili olarak belirli bir anda ortaya çıkan özgün bir durumu kendi siyasallaşmış sınıf bilinci süzgeçlerinden geçirip çözümlemeden kabullenmeleri neden oluyor.

Fransa’da, bilinen oy desteği pek yükselmediğ i halde seçim tekniği nedeniyle Le Pen gibi azılı bir gericinin ikinci turda iki adaydan biri olarak yarışma hakkını elde etmesini Fransız kapitalist demokrasisi bir tehlike olarak algıladığını belirtti ve tüm Fransa’yı “demokrasiyi savunmaya” çağırdı.

Ülkenin geniş gençlik kesimi ile tüm sendika örgütleri, aydınlar ve muteber “sol”un hemen tamamı (SP, KP, Yeşiller vb.) bu genel çağrıya uymakta tereddüt etmedi. Fransa’nın her bir yanında anti-Le Pen gösteriler, yürüyüşler, yabancı düşmanlığına, ırkçılığa, faşizme karşı duyarlığın sergilendiği eylemler olarak öne çıktı. Temel vurgu “Le Pen’e geçit yok!” üzerindeydi ama oy verilecek aday Chirac olduğuna göre, ülkenin tarihsel ve güncel hemen tüm sol yığınağı yine de neydüğünü herkesin çok iyi bildiği sağ bir seçeneğin arkasına taşınmış oldu.

Emekçiler ve solcular açısından sorun teşkil eden şey demokrasiyi savunmalarında değil, bunu kendi çıkarlarını feda ederek yapmak zorunda kalmalarında yatıyor. Böyle olunca, tehdit altındaki demokrasinin savunulmasından her zaman burjuva sınıf kazançlı çıkıyor. Demokrasi için “tehlike” tanımına hemen orada bir de “çıkar tanımı”nın eşlik etmesi gereği bu nedenle büyük önem taşıyor.

Çünkü sermaye sınıfının “demokrasi için tehdit” tanımı bugün Le Pen’dir... yarın bir genel grev olabilir. Bir gün barış, bir başka gün savaş kapitalist demokrasi için tehdit olabilir. İşçiler, emekçiler ve sol açısından, demokrasiyle ilgili herhangi bir özgün durum, öyle yekten sunulduğu gibi soyut biçimiyle değil, somut durumun somut tahlilinden çıkarılacak gerçek duruma bakılarak anlaşıldığı zaman, demokrasi kılıfı altında oynanan oyun anlaşılabilir.

Sürekli kendini tekrar eden bu demokrasi sahtekarlığı karşısında emekçiler kapitalist demokrasinin, kendi sınıfsal ağırlıklarını gösteren kefesine sonuna kadar sahip çıkarken, bir bütün olarak demokrasiye karşı uyanık olmalıdırlar. Demokrasiye karşı uyanık olmak, onu yöneten sınıfın tuzaklarına karşı uyanık olmak demektir.

Nitekim 5 Mayıs’ta Chirac oyların %82’sini alarak Le Pen’i hezimete uğrattı ve Fransa’da “demokrasi” kurtuldu!

Kurtulan nedir, buna bakalım:

Son seçimden önce Fransa’yı burjuva sağı (C. Başkanı Chirac) ile burjuva solu, (Sosyalist Başbakan Jospin) Komünist Partisi’nin de katıldığı bir hükümetle yönettiler. Bu hükümetin programı sermaye sınıfının bütün ülkelerin ve dünyanın insanlarına çağın ruhu diye yutturmaya çalıştığı, esası özelleştirme ve sosyal hakların budanması olan ve emekçilerle yoksullardan yana her tür siyaseti günah ilan eden, ekonomik liberalleşme ya da “Yeni Ekonomi” adlı sermaye programıydı. Seçimin birinci turunda Fransız halkı uygulanan bu ekonomik programı reddetttiğini açık bir dille söylemişti. Üstelik bunu Le Pen’e destek vererek değil, hükümetin başı ve ana gücü olan Jospin’e (Sosyalist Parti’ye) haddini bildirerek yapmıştı.

Fransa sermaye sınıfı açısından asıl tehlike olan, ama “demokrasi için tehlike” diye sunulup sağlı sollu tüm Fransa’yı ayağa kaldıran, işte bu reddiye idi. Yalan yine tuttu; herkes, en başta da Fransız emekçileri, geçmiş beş yılda olup biteni hiç de unutmadıkları halde, “Ya Le Pen, ya Chirac!” diye zora ve dara düşürüldükleri için, demokrasiyi kurtarma uğruna Chirac’ı desteklediler: burjuvazinin özelleştirme ve yoksullaştırma programı kurtuldu.

Fransa’nın bu tecrübesi demokrasiyle ilgili değişmez bir gerçeği ortaya koyduğu için Türkiye solu, özellikle de Türkiye sosyalist solu için uyarıcı olmalıdır. Çünkü Türkiye’de bugünkü gerici siyasi sistem, "demokrasi için tehditler" sıralayarak, kendinden başka seçenek yokmuş gibi ayakta durmaktadır. Hatta Türkiye’de oyun daha dobraca, demokratikleşme anlamına gelecek her açılım demokrasi için tehlike sayılıp üzerine yürünerek oynanmaktadır.

Türkiye’de demokrasi için tehlike çoktur. Şeriat tehlikesi vardır, Kürtlerin ülkeyi bölebilecekleri tehlikesi vardır, yoksullaştırılan emekçi kitlelerin isyan etmesi tehlikesi vardır... Diğerleri ve bu üç "tehlike", sol bilinci değişik düzeylerde yarıp etkisizleştirmekte, emekçileri bulundukları yere çivilemektedir. Sol için doğrusu, kendi dimağını kullanarak bu tehdit örtüsünü kaldırıp burda ve bütün dünyada “demokrasi” denilen şeyi gerçek içeriğine indirgemek, ortaya çıkacak çıkar çatışmaları tablosunda kendi mücadele planını ve bu planı hayata geçirecek siyasi araçları oluşturmaktır.