Nasıl yapmalı..?

Demokrasi olsun, özgür olalım, devletin despotik uygulamaları son bulsun, kul olmaktan çıkalım, yurtdaş olalım... Bunlar hep özlediğimiz, istediğimiz şeyler, ama istemek yetmiyor. Demokrasiyi ve özgürlüğü ve onlara dair daha birçok şeyi –her şeyi– kazanmak gerekiyor.

Durmadan yoksullaşıyoruz. Özelleştirme diyorlar, enflasyonu düşüreceğiz diyorlar; krize saplandık, krizden çıkmak gerekir, kriz fırsattır diyorlar... olan bize oluyor: daha da yoksullaşıyoruz. Yeniden yapılanma, reform, çağı yakalama, vb. diyorlar... işimizi, aşımızı bize çok görüyorlar. Asgari ücret net 163 milyon TL kadar bir şey. Bu kadarla kim yaşıyor? Kimse! Asgari geçim sınırı ayda yarım milyarı aşıyor. İki yakayı bir arada tutabilmek için çoluk çocuk eşek gibi çalışıyoruz. Zor koşullarda, sigortasız, sendikasız, sağlıktan, eğitimden, kültürden, sanattan yoksun, evde huzurdan, mutluluktan, hayatı hayat, insanı insan yapan bütün değerlerden pay alma perspektifinden yoksun. O kadar çok işsiz, iş peşinde koşan ve bulamayan var ki, buna da şükür diyoruz.

Bu böyle sürer mi? Sürerse ne kadar, nereye kadar sürer? Sürmemeli, sürmesin diyoruz ama, demek yetmiyor. Direnmek, bu gidişi durdurmak, yolundan çıkarmak gerekiyor.

İşin içinde –en başta ve temelde– sınıf sömürüsü, sömürücülerin sınıf tahakkümü var. Sömürüye ve tahakküme direnmek için sınıf mücadelesini yükseltmek gerekiyor. Sınıf mücadelesinin iki temel ayağı var: biri, ekonomik-demokratik (sendikal) mücadele. İşçi hakları için, çalışma koşullarını iyileştirmek için; dahası, yalnız büyük çoğunluğu oluşturan işçinin, küçük üreticinin, emeğiyle geçinenin değil, herkesin hakkı olan daha iyi bir hayat için... Diğeri, siyaset. Demokrasiyi ve özgürlüğü kazanmak için; daha iyi bir hayatın hep daha iyileşerek sürmesini sağlamanın toplumsal/siyasal koşullarını yaratmak, elde edilen her kazanımı sömürüyü hepten yok etme mücadelesinde inatla korunacak ve ilerletilecek bir mevziye dönüştürmek için.

Bunu da hep söylüyoruz. Sosyalist (Marksist) solun genel söyleminin ayrılmaz bir parçası. Öyle de olması gerekiyor. Ama söylemek yetiyor mu? Hep söylüyoruz... da ne oluyor?

Demek ki ne yapmalı’yla iş bitmiyor. Hatta başlamış bile olmuyor. Esas sorun...nasıl yapmalı’da.

Sınıf mücadelesini nasıl yükseltmeli? Ya da yükseltmek için ne yapılacaksa nasıl yapılmalı? Neyi nasıl yaparsak emekçilerin bilincinde sıçrama yaratır, kitleleri harekete geçirir, sonuç alıcı gayretin, eylemin önü açılır?

Mücadelenin öznesi —sınıf— ne durumda? Geçmişten bugüne ne haller geçirdi? Üretimdeki yeri neydi, ne oldu; nereye gidiyor? Toplumda işgal ettiği yer değişti deniyor. Değiştiyse, nasıl ve neden değişti? Neydi, tam ne oldu? Sınıfın etki ve eylem alanı fiilen ve potansiyel olarak daralıyor mu, yoksa daha önce hiç olmadığı kadar genişliyor mu? Yakın, orta gelecek ne gösteriyor, mücadele perspektifine vurulduğunda ne vaadediyor?

Bugünün koşulları dünkü gibi değil, dünya değişti, değişiyor diyoruz. Değişen koşullar sınıf mücadelesinin araçlarını nasıl etkiliyor? Etki ne yönde işliyor? Sınıfın ekonomik-demokratik mücadele örgütleri –sendikalar– ve siyaset yapma aracı –parti– bu koşullarda nasıl işlevli, işlerli ve işe yarar kılınır? Yapıları, iç işleyişleri, başka toplum kesimleri karşısında konumları ne olmalı? Değişen dünya koşulları çalışanların enternasyonalist dayanışmasının ötesinde, birliğini ne yönde etkiliyor? Hangi yeni potansiyelleri taşıyor, hangilerini öne çıkarıyor? Uluslararası kapitalizme karşı “küresel” direniş ve mücadele ile tek tek ülke kapitalizmlerine karşı mücadele arasında etkileşim, birliktelik, bütünleşme nasıl sağlanabilir?

Dünyada emperyalizm olgusu var, öteden beri sürüyor. İşte Filistin... İşte Afganistan... İşte Yugoslavya... NATO, ABD! Emperyalizm deyince akla kapitalizm geliyor; kapitalizm deyince de emperyalizm. Bizim için bu çok doğal. Kitlelerin bilincine nüfuz etmesi için neyi nasıl yapmalı? Kapitalizm ile emperyalizmin bütünselliğinden, onlara karşı mücadeleye dair ne gibi bütüncül sonuçlar çıkarmak ve salt söylemle yetinmeden mücadeleyi hayata geçirmek için ne yapılacaksa nasıl yapmak gerekiyor?

Bütün bunları enine boyuna irdeleyip tartışmamız gerekiyor.

Ne yapmalı? Biliyoruz, en azından bilmemiz gereken kadarını biliyoruz. Biliyoruz da... bildiklerimizi söyleye söyleye nereye varıyoruz? Temcit pilavına kaşık sallıyoruz.. “Ne yapmalı” yetmiyor.

Nasıl yapmalı?