Gecekonduda yaşayan kadınlar

Nalan Türkeli’nin “Varoşta Kadın Olmak” adlı günlüğünden:

“8 Mart 1994

Bu sabah çekiç, keser sesleriyle uyandım yatağımdan. Tansu Çiller’in “gecekondulara tapu vereceğim” vaadi, zenginini, yoksulunu, fırsatçısını atağa geçirdi. 27 Mart seçimlerine kadar kim ne kondurursa kâr sayıyor. Emlakçılar hızla yaygınlaşıyor..... Bizim Kazım Karabekir’de şimdilik otuzun üzerinde (muhtar) aday var...Buraların kurucusu bilinen rahmetli Kürt Şakir yattığı yerde rahat mı acaba?

Benim onu tanıdığım yıl 1989. Elli yaşında, esmer, orta boylu, normal kilolu, bozuk şivesi ve alalı bulalı giyimiyle doğuluydu o. Hırslı ve azimli bir kişiliğe sahipti. Oldukça zengin olduğu söyleniyordu. Kaç arabası olduğunu bilmiyorum. Evlerinin sayısı yirminin üzerindeydi. Kimilerine arsa ve para karşılığı yaptırdığı işlerin çoğu, ormanları koca koca dozerlerle yok ettirip, açılan arazilere bir gecede birkaç tane birden gecekondu yaptırmaktı. Bir taraftan da bedava arsa bağışlarını sürdürüyordu. Bedavacılar arasında biz yoksullar kadar, polis, bekçi, komiser ve zenginler de vardı.

.......belediyeden gelen baskılardan sonra o anlı şanlı Kürt Şakir büyüklüğü bir yana bırakıp, mahalleliden tek tek medet umar olmuştu. Ezberlememiz gereken dersi hepimiz öğrenmiştik. Bize soran oldu mu hemen duygu sömürüsüne başvuracak, “Kürt Şakir olmasaydı halimiz ne olurdu?” diyecektik. Kürt Şakir’in bizlere söyletmek istediği sözler yalan da değildi hani. Devlet mi acıyıp bedava ya da ucuza yer verirdi bize...?”1

Ümraniye’nin gecekondu mahallesinde yaşamaya çabalayan Nalan Türkeli’nin o gün güncesini yazarken, 8 Mart’ın kadınlar için anlamıyla pek ilgilenmediği anlaşılıyor, ama etrafında olan bitenlerden haberdar olduğu açık.

Garip bir tesadüf, Nalan Türkeli’nin günlük tuttuğu mahallede biz de, o tarihten bir iki yıl önce, bir alan araştırması için dolanıp durmuştuk. Bizim araştırma yaptığımız tarihlerde oralarda mıydı, bilmiyorum. Günlüğü yayınlanana kadar kendisinden haberimiz olmadı.

Bizim araştırmamız, gecekondulaşmanın dinamiklerini, toplumsal tabakalaşmaya etkilerini, gecekondu hareketinin toplumsal hareket olarak anlamını, daha çok "akademik" bir kaygıyla, anlamaya dönüktü. Bunun için, Ümraniye’de çok sayıda eve girip çıktık. Sokaklardan, kahvelerden ve evlerden derlediğimiz bilgileri, sosyal bilimin kısıtlayıcı, genelleyici ve soğuk diliyle aktarmaya çalıştık.2 Bu aktarmanın Nalan Türkeli’nin güncesindeki kadar doğrudan ve içerden bir ses olduğunu söylemek mümkün değil, ancak ne yazık ki bizim elimizden gelen de bu!.

Bu araştırmada daha çok, kadın, erkek ve hatta çocukların çeşitli biçimlerde katıldığı gecekondu hareketinin genel niteliklerini anlamaya çalıştık. Araştırma sırasında, gecekondu hareketi içinde kadınların aktif eylemciler olarak önemli yerlerinin olduğunu biz de gözlemlemiştik. Bu hareketin kadınları da kapsadığı ve hatta yıkım söz konusu olduğunda, kadınların, polis ya da zabıtayla yapılan mücadelelerin doğrudan muhatapları oldukları, gazete ve televizyona yansıyan görüntülerden de izlenebiliyor. Ancak, araştırmanın hayhuyu arasında, kadınların bu eylemlerinin bağımsız bir “kadın hareketi” olarak kabul edilip edilemeyeceği konusunu, doğrusu, çok da düşünmedik. Gecekondulaşmanın, çoğunluğu ev kadını olan kadınların toplumsallaşmasına ne tür etkileri olduğu, kadın araştırmacılarını bekleyen ilginç bir konu.

Bu yazıda, gecekondu hareketlerinin nitelikleriyle ilgili tespitlere kısaca değinerek, gecekondularda yaşayan kadınlarla ilgili yapılmış olan bazı alan araştırmalarının sonuçlarını aktarmaya çalışacağım. Açık ve gizli mücadelelerle dolu gecekondu hareketinin, özellikle büyük kentlerdeki toplumsal tabakalaşma sistemini etkilediği, ancak, sınıf hareketlerinden çok farklı dinamikleri ve sonuçları olduğu bilinmektedir. Bu hareket, sadece yoksulları değil, birbirinden çok farklı nitelikteki toplumsal katmanları aynı anda içinde barındırmaktadır.

Gecekondulaşmanın, konut edinme ve yaşama alanlarının gündelik gereksinmeleri karşılamaya dönük dayanışmacı örgütlenmelere çok uygun bir vasat oluşturması bir başka önemli özelliğidir. Bu yönüyle gecekondulaşmayla ilgili toplumsal hareketler, örgütlü siyasal hareketlerden de farklıdır. Bu örgütlenmeler yerel, dayanışmacı, sorun çıktıkça beliren, katılımcıları, hızı, şiddeti ve süresi değişken örgütlenmelerdir.

Çatışmalarla dolu olmasına karşın, bu hareketin nihai hedefinin kentsel sistemle eklemlenme olması "uzlaşmacı" niteliğini öne çıkarmaktadır. Hemen bütün siyasal partilerin somut bir gerçeklik olarak gündeminde olan gecekondulaşma, siyasal partiler ve devletle olan ilişkilerde popülist siyasetin yerleşikleşmesi ve yaygınlaşmasına da önemli katkılar yapmıştır.3

Sonuçta, Türkiye’de yaygın olan muhafazakar-cemaatçi gündelik ilişkilerin, küçük mülkiyetin ve küçük girişimciliğin devamcısı ve yerleşikleştiricisi olan gecekondulaşma süreci, kentlerde kendine özgü yaşama alanlarının oluşmasına neden olmuştur. Buralardaki gündelik yaşam, başka bir kurum olmaması nedeniyle, aile, akrabalık, komşuluk ve hemşehrilik gibi dayanışmacı ilişiklere dayanmaktadır. Bu durumun kadınlar için özel önem taşıdığı açıktır.

Gecekonduda yaşayan kadınlarla ilgili araştırmalar, ev kadınlığının en yaygın konum olduğunu göstermektedir. Özellikle köyden göçeden kadınların tarımsal üretimden koparak "ev kadını" olmaları çok önemli bir değişikliktir. Eğitimle ilgili istatistikler, bu alanlarda yaşayan çocukların ilkokuldan hemen sonra eğitimden koptuklarını göstermektedir. Eğitimden kopan erkek çocukları hemen her türlü işe yönlendirilirken, kız çocukları evlenecekleri güne kadar eve kapatılmaktadır.

Bütün bunlar kadınların, gece gündüz gecekonduda yaşadıklarını ve uzun çalışma saatleri boyunca orada yaşamayan erkeklere göre, belki de çok daha fazla gecekondulu olmaları anlamına gelmektedir. Bu noktada, gecekondu kadınlarının ev kadını olmaları ile kentli orta sınıf kadınların ev kadını olmaları arasında çok önemli farklılıklar bulunduğunu belirtmek gerekir. Gecekonduda yaşayan kadınlar sadece, kendi ailelerine dönük "ev kadınlığı" görevlerini değil, aynı zamanda, gecekondu yaşamının her alanı ve her aşaması için gerekli mücadele verme görevini de üstlenmektedir. Somutlaştırmak gerekirse, kadınlar için, burada yaşamak, evin yapımından, yıkım mücadelesine, su, elektrik, okul, otobüs, minibüs, pazar yeri gibi tüm hizmetlerin sağlanmasıyla ilgili çaba gösterme anlamına gelmektedir.

Bütün bunların gerçekleştirilmesi, kadınların sürekli olarak farklı yerel cemaat ilişkileri içinde bulunmalarını gerektirmektedir. Kadınlar için, burada yaşama, aile, akrabalık, komşuluk, hemşehrilik ve diğer cemaat ilişkilerinin çeşitli biçimlerinin doğrudan içinde bulunma anlamına gelmektedir. Dolayısıyla, bu alanlarda yaşayan kadınlar "birey" ve hatta kentli orta sınıflarda yaygın olduğu biçimiyle "çekirdek aile" olarak yaşama olanağına sahip değillerdir.

Bu noktada, Heidi Wedel’in gecekondu kadınları nın yerel cemaat ilişkileri ve yerel siyaset ilişkileri içindeki çaba ve konumlarını ve bunların kadınların siyasallaşma sürecine etkilerini tartışan alan araştırmasından söz etmek gerekir.4 Wedel bu çalı şmasında gecekondu kadınlarının bu alanlardaki yoğun çabalarına karşın, kendi içine kapalı yerel cemaat örgütlenmelerinin içinde kaldıklarını, yerel siyasetin daha çok erkeklere açık olan kanallarına ulaşamadıklarını belirtmektedir. Ancak Wedel, bütün bu dışlanmaya rağmen kadınların gecekondu hareketi içindeki aktif tutumlarını, mevcut iktidar ilişkilerinin ve eşitsizliklerin farkına varmalarını sağlayan olumlu bir gelişme olarak görmektedir.

Gecekondu alanlarında yaşayan ailelerin, bir taraftan ücretlerin düşüklüğü ve diğer taraftan kentte yaşamanın parasal gelire acil ihtiyaç duyurması nedeniyle, öncelikle erkek çocuklarını çok erken yaşta çalışmaya yönlendirdikleri bilinmektedir. Ancak bunun yanısıra, bazı geleneksel hünerlerinin kentlerde parasal karşılığını bulması, kadınların da çalışma hayatına katılmalarına neden olmaktadır. Bu bağlamda, gecekonduda yaşayan kadınlara açık olan iki çalışma alanından söz etmek mümkündür. Bunlardan birincisi, gecekondularda yaygınlaşan küçük ölçekli atölyelerde çalışma, ya da bu atölyeler için evde parça başı üretim yapma; ikincisi ise, kentli orta sınıf ailelerin evlerinde gündelikçi olarak çalışmadır.

Burada son dönemlerde kitap olarak yayınlanan iki alan araştırmasından söz ederek konuyu kısıtlayacağım. Bunlardan birincisi, İstanbul’da gecekondu bölgelerindeki küçük ölçekli atölyelerdeki ilişkileri araştıran Jenny White’ın araştırmasıdır.5 White, gecekondu kadınlarının çalıştıkları küçük ölçekli üretimin yapısının bir taraftan dünya pazarıyla bağlantılı kapitalist girişim olduğunu, diğer taraftan kültürel olarak grup dayanışmasını yaratmanın ve sürdürmenin bir aracı olduğunu belirtmektedir. White’a göre, bu atölyelerdeki ilişkiler, kadınlar tarafından gerçek kan bağına dayanmasa bile, aile, akrabalık ve dayanışma ilişkileri olarak algılanmaktadır. Buna göre, atölye içindeki sömürü ilişkileri, grup dayanışması ve güvenliğini inşa eden karşılıklılık ve minnettarlık ilkelerine dayanır. White’a göre, hem grup dayanışması, hem de bireysel kâr, grubun üyelerinin kaynakları üzerindeki kullanım hakkından kaynaklanır ve egemenlik ilişkileri de aynı zamanda grup dayanışması ilişkileridir. White’a göre, Türkiye kentlerinde küçük ölçekli üretimin özgül kültürel mantığında üretim ilişkileri, akrabalık ilişkileridir.

Burada sözünü edeceğim ikinci araştırma ise Ankara’da gündelikçi kadınlar üzerine, Kalaycıoğlu ve Rittesberger-Tılıç’ın tarafından yapılmış olan araştırmadır.6 Türkiye’de kentli orta sınıf kadınların, cinsiyete dayalı işbölümü içinde "görev" olarak tanımlanan eviçi yüklerini, ev halkının diğer üyeleri ve özellikle erkeklerle paylaşma yerine, para karşılığı diğer kadınları çalıştırarak azaltmalarının çok yaygın bir uygulama olduğu bilinmektedir. Bu araştırma, gündelikçi kadınların, ev hizmetlerinde çalışmayı düşük konumlu bir iş olarak kabul ettiklerini, bu tür işlerde ancak çok zor durumda kaldıklarında çalıştı klarını ve bu işleri geçici iş olarak gördüklerini ortaya çıkarmaktadır. Bu bağlamda, bu araştırma, bu tür işlerde çalışmayı kabul etme ve sürdürebilmenin, ancak, kültürel olarak bu çalışma ilişkisinin yapay bir aile ilişkisi gibi algı lanması yoluyla "paternalist (hayali akrabalık) cömert patron, sadık kul" kavramları çerçevesinde gerçekleştiğini belirtmektedir.

Ancak, yine de bütün bu araştırmaların bulgularına ve genelleme çabalarına bakarak, tek tip bir gecekondu kadını modeli olduğundan söz etmek mümkün değil. Bu alanlarda, birbirinden çok farklı kültür gruplarının varolduğu ve her birinin birbirinden çok farklı aile, akrabalık ilişkileri olduğu düşünüldüğünde, bu kültürel heterojenliğin boyutlarını da algılamak mümkün olabilir.

Diğer taraftan, aile ve akrabalık ilişkilerinin kırılganlığını, bu ilişkilerin ve dayanışmanın olmadığı ya da azaldığı durumda kadınların yaşadığı çaresizliği Nalan Türkeli’nin güncesinden izlemek mümkün. Onun yazdıklarından, “aile” dışında hiç bir kurumun ulaşmadığı gecekondu alanlarında, cemaat ilişkilerinin dışında “birey” olarak yaşamanın somut zorluklarını da anlayabiliriz. Bu nedenle, bu yazıyı yine Nalan Türkeli’nin ilk alıntıdan bir yıl sonra, 9 Mart 1995’te güncesine yazdıklarıyla bitirmek istiyorum:

“Bu gece rüyamda komşum Nafiye, “Kadın Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Önay Alpago’yu ara,” dedi bana. Dün Dünya Kadınlar Günü olduğundan görmüş olmalıyım bu rüyayı. Sabah uyandığımda bu fikir bayağı hoşuma gitti, gitti de nasıl ulaşırım, komşum bunu söylemedi rüyamda... Umarım bir yolu vardır.”7

*Marmara Üniversitesi İBF Çalışma Ekonomisi Bölümü (Prof.Dr.)

1 Nalan Türkeli: Varoşta Kadın Olmak. -Günlük. Gökkuşağı Yayınları. İstanbul. S: 14-16.
2 Sema Erder: İstanbul’a Bir Kent Kondu. İletişim Yayınları. İstanbul. 2002.
3 Sema Erder: Kentsel Gelişim. Um:ag Vakfı Yayını. 1997 Ankara. Sema Erder. “Kentsel Gelişme, Kentsel Hareketler: Gecekondu Hareketleri”. Sivil Toplum İçin Kent, Yerel Siyaset ve Demokrasi Seminerleri. WALD Yayını. İstanbul. 1998. s:293-311.
4 Heidi Wedel: Siyaset ve Cinsiyet. İstanbul Gecekondularında Kadınların Siyasal Katılımı (Çev: Can Kutay), Metis Yayınları. 2001 İstanbul.
5 Jenny B. White: Para ile Akraba: Kentsel Türkiye’de Kadın Emeği. İletişim Yayınları. 1999. İstanbul.
6 Sibel Kalaycıoğlu ve Helge Rittersberger-Tılıç: Evlerimizdeki Gündelikçi Kadınlar, Su Yayınları. 2001. İstanbul.
7 Nalan Türkeli: Age. s: 122