Rejim ve siyasal güçler

 

Kriz ortamında taşların yeniden dizilmekte olduğu Türkiye’de mevcut siyasal rejimin yönetici zümresi, ülkenin önümüzdeki birkaç on yıla yayılan geleceğini belirlemeye yönelik adımlarını, görünürde etkili hiç bir muhalefetle karşılaşmaksızın atıyor. Türkiye’yi ABD’nin mızrak ucu olacak biçimde Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya coğrafyasında konumlandıran bir uluslararası jeopolitik yeniden yapılanma çerçevesinde ülkenin iç siyasal ve ekonomik rejimi yeniden düzenlenmeye çalışılıyor. Son yirmi yılda resmileşen MGK vesayeti bu programın başlıca siyasal dayanağı. Kaderini ABD emperyalizminin küresel ve bölgesel çıkarlarına bağlamış ve TÜSİAD-İş Bankası-Oyak ekseninde kümelenmiş bir büyük sermaye koalisyonu bu programın ardındaki ana mihrak olarak dikkati çekiyor. Programın eksiksiz bir uyumla uygulanmasına gölge düşürücü kimi tartışmaların ardında AB olgusundan kaynaklanan bazı değişik çıkar tercihlerinin yer alması, ülkeye “Yeni Dünya Düzeni” bağlamında biçilen yönün ve rollerin ana eksenini değiştirmiyor.

Emekçi halk çoğunluğu yoksullaşma, sefalet, aşağılanma ve geçim koşullarının hayatta kalabilme sınırına dek kötüleşmesi ile yüz yüzeyken, küçük ve orta burjuvazi bakımından da kendi ülkesinde mülksüzleşme ve görece avantajlı konumların yitirilmesi kapıdadır. Programın, siyasal rejimin totaliter çerçevesinde hiç bir esnemeye izin vermeyeceği anlaşılmaktadır. Siyasal figüranlardan MHP en fazla müsaadeye mazhar parti görünümüyle rejimin temel çizgisinin sözcülüğüne soyundurulmaktadır. Avrupa’da Avusturya- İtalya- İspanya mihverinde güçlenen ve Kuzey ülkelerine de yayılarak Avrupa Birliği’ni ABD yörüngesine iyice çekmeye gayret eden yeni-sağcı ya da neo-faşist siyasal güçlerin ve ABD yeni-sağının meşruiyeti tartışmalı bir seçimle iş başına getirdiği Bush yönetiminin doğrultusuna bu çizginin çekincesiz uyumu dikkat çekicidir.

Toplumsal muhalefetin ana ekseninde yer alan siyasal güçlerin de tam bu sırada yeni bölünmelere uğraması, çizgi değiştirmeler, vb. kaygı vericidir. Bununla birlikte şu da bir gerçektir: sınıf mücadelesinin toplumsal temelleri yerinde durduğ u sürece, siyasette boş kalan alanları dolduracak güçler tazelenerek ortaya çıkar. Bunun için gerekli yetenek ve güç birikimini yaratmak ve devreye sokmak sosyalist siyasal hareketin önünde duran görevdir.

Bu bağlamda, önümüzdeki dönemde ortaya çıkabilecek biçimlenmeleri ve politik yönelişleri dikkatle izlemek gerekiyor. Bugünkü bölünmüşlük, bağımsız politik sınıf bilincinden sapmalar ve örgütsüzlük durumu, işçi sınıfı hareketinin toplumsal olanakları, potansiyel gücü ve geleceği konusunda bizi yanıltmamalı. Özellikle son yıllarda öne çıkan “emek platformu” tarzı örgütlenmelerin ve belirmeye başlayan yeni sendikal hareket biçimlerinin mevcut siyasal rejım karşısında üstlenebileceği toplumsal/siyasal roller konusunda isçi sınıfı sosyalistlerinin hayal güçlerine ve tarih bilinçlerine güvenmenin şimdi tam zamanıdır.