Sivil siyaset / asker siyaseti

 

AB ile ilişkiler Türkiye’de yeni bir saflaşma mı yaratıyor? Türkiye’de yeni bir asker-sivil çatışması mı başlıyor? Yazılıp çizilenlere bakılırsa öyle: Hükümet AB’ye girmekten ve bunun “önşartlarından” olan demokratikleşmeyi gerçekleştirmekten yana ama askerler, acaba ülkeyi böler mi diye demokratikleşmeden korkuyorlar.

Biraz daha yakından bakınca tablo bu kadar net değil. Yüzler ve sözler karışıyor. İş dünyası AB’ye girmekten yana ama askerlerin “her işe burnunu sokması”, siyasete ve hatta ekonomiye çeki düzen vermesi için çağrı üstüne çağrı yapıyor..

Büyük tantanayla sürdürülen Temizel/Tantan “temiz toplum” operasyonlarına askerin eli girince işler büsbütün karışıyor. Mesut Yılmaz, bunun askeri darbeye götürmesi ihtimalinden söz ediyor. Medya işin içinde. Bazan asker siyasetini, bazan sivil siyaseti destekliyor. (Şu“darbe” sendromunun da ikide bir nüksetmesi, “dinamik Türkiye”nin tansiyonunun nerede attığını gösteriyor...)

Peki sonuç?

Türkiye’de, “AB’ye girelim, girmeyelim”ciler saflaşması var. Türkiye’de asker-sivil çatışması var.”

Var mı?

Perdeye yansıyan gölgelere bakınca böyle bir çatışma varmış gibi görünüyor, ama AB’ye girmek bir “devlet politikası”, o halde aynı zamanda sermaye sınıfının politikası. Bu politika değişmez. Derin tarihsel kökleri bir yana, ideolojik işlevi nedeniyle değiştirilemez. Değiştirilmesini istemek ve bunun üzerinden ciddi politika yapmak karşıt bir sınıf politikası gütmek anlamına gelir ki, o zaten her türlü kanun ve kanunsuzlukla yasaklanmıştır.

O halde, varmış gibi görünen kavga nedir, nedendir?

AB’ye girerken küreselleşmeye de katılmak şart. Bu şartın ilk maddesi özelleştirme. Özelleştirme demek, para demek. Özelleştirmede sıra “büyük para”lara geldi dayandı. Telekom var. Enerji yatırımları var (doğalgaz ve petrol boru hatları gibi), Türk Hava Yolları, Halk, Emlak ve Ziraat bankaları, bazı “stratejik” maden yatakları ve hazır tesisleri var... Nerden baksanız 40-50 milyar dolarlık –belki 100 milyara kadar tırmanan– bir ganimet.

Bu ganimete iktidardan, elbette aynı zamanda iktidar kavgasından gidilir. Bunda bir anormallik yok. Kapitalizmde demokrasi ve o demokraside iktidar mücadelesi nedir ki?Ama işler çok kızışınca ganimet paylaşımı rejime zarar vermeyecek hudutlar içine çekilmeli. Öyleyse, durumdan görev çıkarılmalı. Askerin “siyasetin için çekilmesi”nden daha doğal ne olabilir? Bunun askerlerle özel bir ilintisi yok; rejimin ortak çıkarlar dengesiyle ilintisi var.

Önce ikbalini Demirel’e bağlamış ve ondan sağlamışların üstüne gidildi. Aile fotoğrafları arşive kaldırıldı. Bu yapılırken ANAP ötekilerin bir kaç adım önüne geçmekle kalmadı, Telekom’un özelleştirmeye hazır hale getirilmesinde MHP’yi bile ezdi. (Bir rivayete göre, doğal gaz-petrol işinde Amerikan siyasetinin bile ayaklarına dolaştı.) Mesut Yılmaz’a “dur” denilmeliydi, askerler de “dur” dediler. Bunda da, yine, ne anormallik var ? Mesut Yılmaz’a “dur” demek mi demokratikleşmeye –ve AB’ye– karşı olmak oluyor? Böyle düşünmek demokratikleşmeye boy biçmek olmuyor mu? Türkiye’de gerçek bir demokratikleşmeden, askerlerin korktuğu kadar Mesut Yılmaz da korkar. Demek ki demokratikleşme(me) konusunda da herhangi bir asker-sivil anlaşmazlığı yok.

Türkiye’nin AB’ye hazırlanmasında askerin daha temel görevleri var üstelik. Kürtleri hayal bile kuramayacakları kadar geriletmek bunlardan biri. Bir başkası, Fazilet’çi sermaye gruplarını ganimet paylaşamına sokmamak, gerekirse siyasetten bile dışlamak. En önemlisi de, bütün bunlar olurken yoksulluktan kırılan çalışan kitlelerinin başlarını kaldırıp gündeme el koymalarını önlemek. Sivil siyaset, asker siyasetinin kıymetini bilmez mi? İş dünyası kadar siyaset alemi de uyanıktır.

Türkiye’de AB’ye girelim, girmeyelim kavgası yok. Bu kavgayı AB’ye girmekten gerçek zarar görecek olanlar vermeye başlayıncaya kadar da böyle bir kavga olmayacak. Türkiye’de demokratikleşelim mi, yoksa böyle mi kalsın kavgası da yok. Türkiye’nin gerçekten demokratikleşmesini isteyen ve bunda yararı olan güçler bunun kavgasını her zeminde başlatıncaya kadar da böyle bir kavga olmayacak. Türkiye’de sivil-asker kavgası hiç yok. “Kavga”nın yüzleri ve sözleri birbirine karıştıran gölge oyunu var. Siyasetin işi, şöyle ya da böyle, büyük sermayenin büyük hesaplarının yolunu açmak. Ara sıra o hesapların iç tesanüdü bozulabilir, bu da çok normaldir: ganimet iştah kabartacak (ya da abartacak!) kadar büyüktür.