Gitti Mustafa Kumlu, geldi Ergün Atalay

1999 yılında Türk İş'e Mali Sekreter; 2003 yılında Genel Sekreter; 2007 ve 2011 yıllarında Genel Başkan olan Mustafa Kumlu istifa etti.

Türk-İş'te Kumlu'nun istifasında yeni sendikalar kanununun çıkarılması öncesinde yaşanan protokol krizi ve Hükümet, işveren kuruluşları ile birlikte hazırlanan 6356 sayılı sendikalar yasasındaki rolü önemli bir rol oynadı.

Mustafa Kumlu ile TOBB başkanı Hisarcıklıoğlu arasında imzalandığı söylenen protokol ile 30'dan az işçi çalıştıran işyerlerinde çalışan işçilerin sendikal nedenle işten atılması durumunda sendikal tazminat isteme hakları ortadan kaldırılmıştı.

Kumlu'nun yönetimden habersiz imzaladığı söylenen bu protokol bardağı taşıran damla oldu. Kumlu, sermayenin ve Tayyip Erdoğan rejiminin işçi sınıfına ve onun sendikal haklarına yönelik bütün saldırılarına destek oldu.

6356 sayılı yasasının 25. Maddesinde yer alan bu hüküm fiilen işçilerin sendikal haklarına ağır bir saldırıdır ve sendika üyesi işçilerin yarıdan çoğunun sendika üyeliğini fiilen ortadan kaldırmaktadır.

7 Kasım 2012'de 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu Tayyip Erdoğan rejiminin sık sık yaptığı "torba yasa" uygulaması içinde yasalaştı. Yasada yer alan, "30 kişinin altında işçi çalıştıran işletmelerde sendikal örgütlenme ve toplu iş sözleşmesi yapılamaz" hükmü, sendikalardan büyük tepki aldı. Türk-İş yönetiminde çatlak oluştu.

Öte yandan bazı işletmeler yasadaki bu maddeden faydalanmak için çalışanlarını 30'un altındaki gruplara bölerek her biri için ayrı şirket kurmaya başladılar.

Torba yasanın içinde olan maddeler, Meclis'ten tek tek geçerken, Türk-İş yönetiminin suskunluğuna tepki, İstanbul'daki Türk-İş'e bağlı sendikaların şubelerinden gelmişti.

İstanbul'daki Türk-iş'e bağlı sendikaların şubeleri, Türk- İş üst yönetimine "istifa" çağrısında bulunmuşlar ve belki de tarihinde ilk kez, Türk-İş üyesi işçiler, Türk-İş binasını yumurta yağmuruna tutmuşlardır.

Türk-İş 1. Bölge Temsilciliği'ne yürüyen işçiler ve sendikaların şube yöneticileri, "Suskun Türk-İş istemiyoruz", "Kumlu, sonun Mübarek olsun" ve "Haklarımızı torbalatmayacağız" pankartları açıp, "Kumlu istifa", "Hükümet, yasanı al başına çal" sloganları atmışlardı.

Eyleme katılan işçiler ve sendikacılar adına Türk-İş İstanbul Temsilciliği önünde bir açıklama yapan Belediye- İş 2 Nolu Şube Başkanı Hasan Gülüm; "Söz bitti gün eyleme geçme günüdür. Çağrımız Türk-İş içinde bulunan sendikalaradır. Türk-İş'in gücü ortadadır. Bizler bu gücü kullanmayan anlayışa karşıyız" demişlerdi.

Türk-İş'e bağlı sendikaların şubelerinin eylemleri önem taşımaktaydı.

Bunlardan birincisi; Türk-İş şubelerinin de kendi konfederasyonlarının (ve sendikalarının) başındaki sendika ağalarına karşı mücadele etmeden patronlar ve hükümetlere karşı mücadele edemeyeceklerini, bu iki ayrı mücadele gibi görünen şeyin aslında tek bir mücadele olduğunu görmeye başlamalarıdır.

Son 20 yıldaki, özelleştirmelere karşı mücadeleden, "torba yasa"ya kadar gelen dönemde, Türk-İş üst yönetimleri ve onları izleyen pek çok sendikanın merkezleri "son anda" mücadele etmemişlerdir.

Türk-iş'e bağlı sendikalara üye işçilerin kendi merkezleri olan Türk-İş'i yumurta yağmuruna tutmaları ilk kez vuku bulmaktaydı.

Bugüne değin Türk-İş üyesi sendikalara üye işçiler, zaman zaman merkez yöneticileri eleştirmişler, bazen yöneticilere karşı sert, hatta "saldırgan" tutum takınmışlar, ama bu kez tabanda bir uyanışı göstermekteydi.

Sarı sendikacılık Türk-İş'le başlamıştı

Türk-İş 1952'de kurulduğundan beri sarı sendika olmuştur, siyasi iktidarın gölgesi gibi davranmıştır. İlk Genel Başkanı Nuri Başer devrin iktidarı Menderes-Bayar yönetiminin has adamıydı. 27 Mayıs darbesinden sonra istifa etmiş, yerini Seyfi Demirsoy'a bırakmıştı. Demirsoy değişik hükümetlerle uyum içinde çalıştı; iki İsmet İnönü koalisyonu, sonraki Süleyman Demirel kabineleri ve 12 Mart hükümetleri zamanında tam 14 yıl (ölünceye dek) Türk- İş'in başında kaldı. Siyasal ve düşünsel olarak en uyumlu çalıştığı siyasetçi Adalet Partisi = AP'nin başı Süleyman Demirel'di.

1963'de Bülent Ecevit'in Çalışma Bakanlığında çıkarılan 274 ve 275 sayılı sendikalar ve toplu iş sözleşmeleri yasası 1970'de AP-CHP işbirliğiyle geriye doğru değiştirildiğinde (ve yasanın bakanı Bülent Ecevit CHP Genel Sekreteri olarak sendika seçme özgürlüğünü yok eden bu değişikliğin önde gelen politikacılarından olduğunda) Türk-İş o gerici değişikliğin baş, asıl talibiydi. Zira 1967'de Türk-İş'ten ihraç edilmiş 7 sendikanın kurduğu DİSK üç yılda olağanüstü gelişme göstermişti, sermaye sınıfı ve onun partileri sendika değiştirme hakkını zorlaştıran yasa değişikliğini çıkarmıştı.

15-16 Haziran 1970'deki Büyük İşçi Direnişi sonucunda ANA Muhalefet Partisi liderleri İsmet İnönü ile Bülent Ecevit Anayasa Mahkemesine başvurarak kendilerinin AP ile birlikte çıkardıkları yasa değişikliğini iptal ettirmişlerdi.

DİSK'in gelişmesi 12 Eylül 1980 darbesine kadar sürdü, DİSK ve bağlı sendikaların yöneticileri Kenan Evren Cuntası tarafından tutuklanıp, yıllarca sıkıyönetim mahkemelerinde ve hapishanelerinde tutulurken, sendikal faaliyet yasaklanırken, toplu sözleşmeler Cuntanın kurduğu bir komisyonda bağıtlanırken ve bütün işçi haklarına saldırılırken, Türk-İş Genel Sekreteri Sadık Şide askeri rejimin Emekli Oramiral Bülent Ulusu başbakanlığındaki hükümetinde Sosyal Güvenlik Bakanı olarak görev almıştı.

Türk-İş 1990'lı yıllarda geleneksel çizgisinden kısmen uzaklaşmıştı. 2000'li yıllarda eski çizgisine rücu etti. Şeker İşçilerinin direnişi sayılmazsa Türk-İş'in temel hattı ne siyasi iktidarı ne de özel sektör işverenlerini rahatsız etti. Bu sapsarı politikanın simgesi ise Abdullah Gül'ün dostu ve hemşehrisi Mustafa Kumlu oldu.

Şimdi ise onun yerine Genel Başkanlığı Türk-İş Mali Sekreteri ve Demiryolu İş Sendikası Başkanı Ergün Atalay üstlendi. Ergün Atalay ise öteden beri Tayyip Erdoğan'ın yakın dostudur.

Ne dediler?

Hava İş Sendikası Başkanı Atilay Ayçin: "İstifanın Türk-İş'te köklü politika değişikliklerine yol açacağına, konfederasyonun mevcut duruşundan farklı bir duruşa yöneleceğine inanmıyorum. Bu süreç Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu'nun, gecenin bir saatinde 6356 sayılı yasayla ilgili protokolün altına imza atmasıyla başladı. Bu karar sadece başkanın değil, yönetim kurulunun kararıydı. Kumlu yalnızlaştırılma politikasına itildi. Türk-İş asgari ücret dâhil hiçbir konuda varlık gösteremedi. Her sürecin kurbanı oldu. Bu istifa Türk-İş'i aklamaz."

Petrol İş Sendikası Başkanı Mustafa Öztaşkın: "Sorunlar bir kişinin istifasıyla çözümlenemez. Olağanüstü genel kurulun toplanması gerekir. İstifaya gelinen süreçte pek çok etkenler var. Başarısızlık var. Güven yitimi var. Emeğe ve sendikalara yapılan büyük saldırılara yanıt verilememesi var. Bu tartışmalarda fitili ateşleyen Sendikalar Kanunu oldu. Türk-İş'in Çalışma Bakanlığı ile protokol imzalayarak 30 işçinin altındaki işyerlerinde sendikal örgütlenmenin önünün kapatılmasına destek vermesi, emeğe ve sendikal haklara en büyük saldırı oldu".

İşçi sınıfını önümüzdeki dönemde zorlu mücadeleler bekliyor. Ama bu mücadeleyi verecek örgütlü güç yok. Hak-İş, Tayyip Erdoğan rejiminin sendikal birliğidir. DİSK, işçi haklarını savunan bir konfederasyondur, ama mücadele gücü yoktur. Türk- İş'in başına yeni gelen şahıs Tayyip Erdoğan'ın şahsi dostudur.

Tayyip Erdoğan rejiminin işçi hak ve özgürlüklerine taarruzu devam edecektir.

Önümüzdeki ilk mücadele alanı Ekim ayında gündeme gelecek olan esnek çalışma (güvencesizlik) paketine karşı kararlı bir tutum alınabilecek mi? Görünen köy kılavuz istemez. Öte yandan Sendikal Güç Birliği Platformu da henüz arzu edilen noktanın çok uzağında.

Türkiye işçi sınıfı örgütlülüğe en çok muhtaç olduğu dönemde mücadeleci ve etkili bir sendikal örgütten yoksundur.