HDK ve HDP kongreleri yapıldı

2011 Genel Seçimlerinden sonra hazırlıklarına başlanılan birleşik bir hareketin inşa edilmesinin ilk adımı 2011 Ekim ayında Ankara'da yapılan kongreyle Halkların Demokratik Kongresi (HDK) adıyla atılmış, 124 kişilik bir Meclis ile onun içinden yürütme organı seçilmişti. 2012 Mayıs ve Ekim aylarındaki HDK Genel Kurullarından sonra 2012 Kasım'ında Halkların Demokratik Partisi (HDP) adıyla bir siyasi parti kurulmuştu. HDP genel seçimlere katılabilmek için asgari yasal zorunluluk olan yerel örgütlenme formalitelerini tamamlayarak, Ağustos 2013'te ilk kongresini yapmıştı. Geçtiğimiz Ekim ayının sonunda hem HDK, hem de HDP seçilmiş delegelerle yeni Genel Kurullarını yaptılar. Mart 2014'te yapılacak Yerel Seçimlere Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) ile HDP aralarında anlaşarak ve siyasi çalışma yapacakları illeri birlikte saptayarak (paylaşarak) seçimlere katılacaklar.

Her ne kadar, HDK aradan geçen iki yıl içinde arzu edilir etkili bir çalışma ortaya koyamamış, merkezi nitelikli açıklamalar –ve bazı mevzii eylemler– hariç yığınsal bir hareketi gerçekleştirememiş ise de, HDK ve HDP girişimleriyle güdülen amacın Türkiye'de halkların müşterek siyasi mücadelesinin hayati önemini vurgulamak gibi simgesel bir anlamı olduğunu söylemeliyiz. Çalışmaların geneline bakıldığında ittifakla K. Kürdistan siyasi hareketiyle, Türkiye solunun ve çeşitli etnik aidiyetlerin birleşik hareketi amaçlanmaktadır. Bugüne değin yetersiz kalındı, istenilir ışığı veremedi diye vazgeçmek olmaz. Vazgeçilecekse yerine ne konulacaktır? 2014 Yerel Seçimleri için BDP Kürt nüfusun yoğun olduğu illerde çalışma yaparken, HDP'nin diğer bölgelerde siyasi faaliyet yürütmesi düşünülüyor. 2015 Genel seçimlerine ise hareketin Türkiye genelinde HDP ile seçimlere girmesi ifade ediliyor.

Bize kalırsa Yerel Seçimlerde İstanbul'da Tayyip Erdoğan'ı yenilgiye uğratmak asıl hedef olmalıdır. İstanbul'dan başlayarak yükselmişti, onu tahtından indirmeye İstanbul'dan başlanabilir. Bu nedenle Tayyip Erdoğan'a muhalif siyasi güçlerin İstanbul'da ortaklaşa davranabilmelerini isterdik. Ama böyle bir olasılık gözükmemektedir ve İstanbul 1994'ten beri beşinci kez Tayyip Erdoğan'a terk edilmiş olacaktır. Bu bakımdan Tayyip Erdoğan'ın Mart 2014'te yenilgiye uğratılacağını ummak iyimserlik olur.

HDP'nin önümüzdeki altı ay içinde vereceği asıl sınav Tayyip Erdoğan'ın seçim sistemini kendine göre değiştirmesini önlemek mücadelesidir. Şayet Haziran 2014'e kadar seçim sistemini –Meclis'teki çoğunluğuna dayanarak– değiştiremezse 2015 Genel Seçimlerinde 367'yi bulamayacağı gibi Referanduma gidebilecek 330 iskemleyi de bulamayacaktır.

HDP'nin son Kongresindeki gözlemlerimiz odur ki, HDK –ve şimdi de HDP– Anadolu'da sol'un yerel ögelerini bir araya getirmiştir. Oralardaki Türklerden, Kürtlerden, diğer etnilerden solcuların birlikteliğini örmeğe başlamıştır. Şu anda istenilir eylemlilik düzeyinden uzak olsa da, sık sık bir araya gelmek, görüşmek, fikir üretmek ve yerel planda kararlar almak alışkanlığı oluşmaktadır. Bunu azımsanmayacak bir başlangıç olarak kabul etmeliyiz.

Fakat yersiz umutlarla olguyu abartmamak da gerekiyor. HDP her ne kadar “parti” adını taşısa da, esas olarak bir “gruplar koalisyonudur.” İster istemez grupsal delege hesapları, yönetim organı seçimlerinde çekişmeler yaşanmaktadır. Daha da yaşanacaktır. Solda küçük grup hastalıklarının (parçanın çıkarını bütünün üstüne çıkarmak huyunun) giderilemediği bir dönemdeyiz.

HDP üyeliği şu veya bu gruba mensup olmayan bağımsız sosyalist bireylere açık olmakla birlikte, bu olgu henüz gelişmemiştir. Solun iç çekişmeleri partiye yansıyacaktır. Ama bu olumsuzluğu aşacak olan bireylerdir. Mensup olduğu siyasi grubun dar çıkarlarını genel topluluğun çıkarlarının önüne çıkarmak partiye zarar verecektir, daha doğrusu örgütlenmeyi parti haline yükseltemeyecektir. Buna hazırlıklı olunmalı, ama çareleri de aranmalıdır.

Dileriz ki, yerel plandaki üyeler –ve grupların merkezinde olanlar– bu çıkmazı görürler. Bugüne değin HDK bu zaaftan kurtulamadı, umarız ki HDP eylemlilik içinde kurtulur.

Önümüzdeki aylarda söz konusu olan siyasi eylemlilik, yerel seçim çalışmaları olacaktır. Kanaatimizce asıl önemli sorun ondan sonra karşımıza çıkacaktır. Çünkü hemen ardından 2015 Genel Seçimleri çalışmaları gelecektir. HDP'nin tüm ülke sathında parti olarak Genel Seçimlere katılması tasavvuru şu anda sadece bir savdır.

Fakat asıl örgütlenme ve parti olma 2014 ve 2015 yıllarında 14 ay içinde yapılacak üç seçimden sonra gerçekleşebilecektir. O konuya gelmeden önce, Genel Seçimler için sistem ihtimallerine değinelim.

* Mevcut seçim sistemi kalırsa % 10'luk baraj kalkmayacaktır. Bu seçim sistemi kalırsa HDP'nin % 10 barajını aşacağını savlamak aşırı iyimserliktir ve rizikodur.

* Tayyip Erdoğan'ın ve medyasının insanlarla alay edercesine “demokratikleşme paketi” adını verdiği açıklamalar, Şef'in kendisini ve rejimini daha da otoriterleştirme paketidir.

* Onun niyeti seçim sistemini kendi emelleri doğrultusunda değiştirmektir. Eğer “daraltılmış bölge” adını verdiği sistem gelirse, seçim düzlemi 5'er milletvekilli bölgelere ayrılacaktır ki, bir bölgeden 1 vekil çıkarmak için o bölgede % 20 oy almak gerekecektir.

* Eğer dar bölge çoğunluk sistemi getirilecekse, 1 vekil için % 50'yi aşmak şart olacaktır.

* Yapılan değerlendirmeler 5'erli bölge sisteminde AKP'nin 2011 oylarıyla 392, dar bölge çoğunluk sisteminde ise 372 milletvekili çıkarabileceği yönündedir.

Yani her iki durumda da AKP'nin mebus sayısı Anayasayı Meclis'te değiştirmek için gerekli olan 367'yi aşmaktadır. Bu iki sistemde milletvekili seçtirmek için ülke barajının konulup konulmayacağı belli değildir.

2011 Genel Seçimlerinde BDP bağımsız adaylar gösterdiği için parti olarak katıldığında baraj meselesi belli olmadan her durumda Meclis'te grup kuracak 25-26 vekile ulaşılmaktadır. Ama 2011'de seçildiği halde vekilliği iptal edilen Hatip Dicle ve seçildiği halde salıverilmeyen tutuklu milletvekilleriyle beraber BDP'nin bağımsız adaylarından 36'sı seçilmiştir.

Yani “sandık, sandık” diye bağırıp çağıran ve “milli irade” lafını dilinden eksik etmeyen Tayyip Erdoğan'ın milli iradeden ne anladığı BDP'nin seçilen milletvekillerinden 5'te 1'inin yasama hakkını gaspetmesinden bellidir.

Bütün bu mülahazalar dikkate alınırsa, seçim sistemi ve baraj sorunu netlik kazanmadan ülke genelinde seçimlere parti olarak girileceğini söylemek için vakit erkendir.

HDP'nin BDP bileşeni K. Kürdistan'da gereğince örgütlüdür. Örgütlenme bakımında zayıf olan Türk halkı dışındaki halkların ilerici kesimidir. Bu nedenle, HDP'nin ilk ve en önemli görevi semtlerde, beldelerde, ilçelerde, illerde ve bölgelerde meclisler, komiteler, girişimler, forumlar, eylem birimleri ya da dernekler, kültür örgütleri vb. halinde örgütlenmektir. Bürokratik kalıplara hapsolmadan mücadelenin her alanında örgütlenmektir.

Ne bahasına olursa olsun her yerde mutlaka örgütlenmektir. Örgütlenmektir. Yerel planda HDP'den misyon bekleyen mahalli ögeler, merkezden illaki talimat ve yönlendirme beklemeden örgütlenmelidirler. Kendi parasal kaynaklarını yaratmalıdırlar. Bütün enerjileriyle eylem içinde örgütlenme faaliyet biçimlerine cesaretle girmelidirler. Yaratıcı eylem ve örgenleşme biçimlerini ortaya koymalıdırlar. Gezi Direnişinden sonra pek çok yerel forumlar oluştu. İnsanlar bir araya gelip hem genel sorunları, hem de yerel sorunları uygarca görüşüyorlar. İnsanlar âtıl olmaktan sıyrılıp, atak olmaya başladılar.

Toplumun üzerinde ölü toprağı bulunmadığı, var idiyse de ölü toprağının kaldırılıp atıldığı Gezi Direnişinde, onu izleyen ODTÜ eylemlerinde açıkça görüldü. Ekim sonundaki HDP Kongresinde baskın slogan –hemen hemen tek slogan– “Her yer Taksim / Her Yer Direniş” idi. Bu kanaatimizce Direnişe kuşkuyla bakan, hatta yer yer karşı görüşler dile getiren BDP'li arkadaşlara da yeterli bir yanıttı.

“Kitlelerin olağanüstü hareketliliği Tayyip Erdoğan'ı zayıflatır, onun konumu zayıflarsa 'Çözüm' suya düşer” kaygısıyla hareket etmenin yanlışlığını sanırız ki öyle düşünenler de anlamışlardır. Bu konuda Cemil Bayık “yanlış yaptık” demekte haklıdır.

Çözüm Tayyip Erdoğan'a bağlı değildir, halkın iradesine ve mücadelesine bağlıdır. Tayyip Erdoğan zayıfladıkça, çözüm uzaklaşmaz, yaklaşır.

K. Kürdistan hareketinin milliyetçi ve gerici kesimleri HDP girişiminden hoşlanmamışlardır. Miroğlu örneğinde gördüğümüz gibi, özgürlük saflarını terk edip, Tayyip Erdoğan'ın peşinde ikbâl aramaya çıkmış tipler (yani Kürt siyasi hareketi üzerine konuşma hakkını yitirmiş, saf değiştirmiş kişiler) “Türk solunu sırtımızda niçin taşıyoruz, bu kamburu atalım, rahatlayalım” demektedirler. “Türk Solu” dedikleri Türkiyeli ilerici yığınlar kendilerini 2013 yılı Genel Direnişinde göstermişlerdir. İçişleri Bakanı'nın verdiği rakamla 2,5 milyon insanın eylemliliğini azımsamak kimin haddidir? Gerçekte Tayyip Erdoğan yalakalarının –ve ondan “çözüm” bekleyen bazı BDP'lilerin– küçümseyişleri sadece “Türk karşıtlığı” değildir, esas olarak “sol düşmanlığıdır.

Hiç kuşkusuz işler burada değindiğimiz kadar kolay olmayacaktır. HDP'yi sihirli bir çözüm gibi görmek, başarısızlıklar karşısında yılgınlığa düşmek doğru tutum olamaz. Ham ümitlere kalkışmanın anlamı yoktur. HDP veya bir başka ortak girişim (birleşik eylemlilik) başarıya giden yolun kendisidir. Bugünün sosyalistleri bunu başaramazlarsa, sonra gelecek olanlar şimdinin kısır rekabetlerinden, dar kafalılıklarından ders çıkaracaklardır. Çünkü halkın inisiyatifi esastır. Ve bu inisiyatifi harekete geçirmek için yeterli sol ve sosyalist birikim vardır. Bazı Orta ve Güney Amerika ülkelerinde solun başardığını Türkiyeli sosyalistlerin yapamayacağını sanmak, bugünkü olumsuzlukları mutlaklaştırıp, ilanihaye süreceğini düşünmek gibi bir karamsarlığı getirir.

Devrimci süreçler daimi devinim demektir. İnişlerin, çıkışların, bocalamalı dönemlerin gelip gitmesi süreci engellemez. Dünya solunun her yerde bu denli ağır ideolojik saldırı altında olduğu, kapitalizmin “küresel ofansı”nın dört bir yanı kapsadığı bir dönemi kalıcı görmek Francis Fukuyama adlı şarlatan propagandistin “kapitalizmi tarihin sonu” ilan etmesi türünden bir zavallılıktır. Kapitalizmin ebedi saadetini Yunanistan'da, İspanya'da görmeye başladık. Yukarıda andığımız yarım kıtadaki değişim ise liberalizmin akıbetini şimdiden göstermeye başladı.

Bu nedenle, Türkiye solunun yapacağı şey bugünü aşmak için kendisini mikro klima içine hapsetmekten çıkmaktır.