Orta Vadeli Program (2014-2016) IMF ve AKP

28.01.2009'da, "IMF bizim de ortağı olduğumuz bir kuruluştur. Kriz döneminde destek vermesi gereken proje üretmesi gereken bir kurumdur. Ama bundan farklı yaklaşım da ortaya koyarsa, Türkiye'yi kendi şartları içinde değerlendirmezse bizim hassasiyetimiz artar." diyordu Tayyip Erdoğan. Daha sonraki hemen her konuşmasında da IMF'ye olan borcumuz bitti diye övünmekteydi. Elbette ki, ikiz kardeşi Dünya Bankası'na olan borçlarımızı saymazsak, IMF'ye borcumuz yoktu!

"Biz göreve geldiğimizde Türkiye'nin IMF'ye para borcu 23,5 milyar dolardı. O günden beri ödedik ödedik, şu anda 400 milyon dolar borç kaldı, son taksit. Önümüzdeki ay bunu ödüyoruz ve IMF ile borç, alacak artık bitiyor. Bunu biz ödedik" sözleri de O'na aitti. Bu sözleri sarf ederken, 2012 yılı itibariyle, 103.117 milyar dolar kamu kesiminin, 226.022 milyar dolar özel sektörün ve 7.724 milyar dolar Merkez Bankasının olmak üzere Türkiye'nin toplam dış borcu 336.863 milyar dolardı. 2002'de iktidara geldiklerinde ise bu rakam 129.592 milyar dolar seviyelerindeydi.

IMF heyeti, 18-30 Eylül 2013 tarihlerinde IMF Ana Sözleşmesi'nin IV. Maddesi çerçevesinde düzenli olarak yapılan ekonomik değerlendirmeler kapsamında Türkiye'deydi. IMF'nin yapmış olduğu değerlendirmelerin bir kısmı Hazine Müsteşarlığı'nın internet sitesinde yayımlanmıştır. "Gayri resmî Tercüme" olarak yayımlanan belgede toplam onbeş madde bulunmaktadır:

1. Yurt içi talebin güç kazanması ile birlikte, 2013 yılı büyümesinin % 3,8 olarak gerçekleşmesi beklenmektedir. Mevcut makroekonomik politikalara devam edilmesi halinde ise önümüzdeki yıla ilişkin büyüme tahmini % 3,5'tir.

2. Yurt içi talep öncülüğündeki büyüme, cari işlemler açığı ve enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskılar oluşturmaktadır. Cari işlemler açığının, kısmen altın ithâlatındaki artışın da etkisiyle, bu yılın sonunda GSYH'nin % 7'sinin üzerine yükselmesi beklenmekte olup; önümüzdeki sene de bu seviyeye yakın bir oranda gerçekleşmesi öngörülmektedir. Enflasyon eğilimleri ve TL'deki değer kaybı, enflasyon oranının hem bu yıl için, hem de önümüzdeki sene, % 5'lik enflasyon hedefinin üzerinde gerçekleşmesine neden olabilecektir.

3. Gelişmiş ülkelerin para politikalarına ilişkin piyasalar tarafından yapılan yeniden değerlendirme, Türkiye'nin temel kırılganlığı olan dış dengesizliği açığa çıkarmıştır. Küresel faiz oranlarının normalleşmesi sürecinde zamanlama ve miktar belirsiz olmakla birlikte; portföy yatırımlarındaki son dönemdeki yeniden dengelenme, Türk varlıklarının yeniden fiyatlanmasına ve TL'de değer kaybına sebep olmuştur. Bu bağlamda ve brüt dış finansman gereğinin önümüzdeki birkaç yıl boyunca yüksek kalacağı varsayımı altında, sermaye akımlarının zayışaması ya da tersine dönmesi ihtimâli Türkiye ekonomisi için temel bir zorluk olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, politikaların bu risklerin azaltılmasına odaklanması gerekmektedir.

Yukarıdaki üç maddeye baktığımızda IMF'in söylemek istediği şey şudur:

ABD Merkez Bankası (FED) eninde sonunda bol ve ucuz para dönemini bitirecek, tahvil alımlarını gün geçtikçe sona erdirerek para musluklarını kısacak, kur ve faiz oranları artacak ve dolayısıyla da cari açık ve dış kaynak (sıcak para) ile büyüme dönemi sona erecektir. Öte yandan da, bu artışlar gerek hammadde ve gerekse enerji maliyetlerini arttıracaktır. Bu nedenle de büyüme ve enflasyon oranları tahminlerinin revize edilmesi ve bir dizi önlem alınması gerekmektedir.

Yukarıdaki ifadelerden sonra da IMF, cari açık ve enflasyona karşı bir dizi önlem mahiyetinde ifade etmiş olduğu aşağıdaki maddeleri önermektedir:

1. Yetkililerin ilk önceliği dengesizliklerin azaltılması olmalıdır. Kısa vadede; para politikası duruşu ve politika çerçevesi, nominal bir çıpa temin etmek amacıyla, doğrudan enflasyon hedefine odaklanmalıdır. Maliye politikası, harcamaların kısılması yoluyla sıkılaştırılmalıdır. Bu politikaların birlikte uygulanması, hem dış finansman ihtiyacı nın hem de enflasyonun azaltılmasına hizmet edecektir.

2. Yetkililerin enflasyon hedefi ile uyumlu olacak şekilde, para politikasında ilave sıkılaştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Yüksek kredi büyümesi, enflasyonun (hem manşet hem de çekirdek enflasyonun) yılsonu hedefi olan % 5'in oldukça üzerinde seyretmesi, yüksek ve artan cari işlemler açığı; başta bir haftalık repo faiz oranlarında olmak üzere, pozitif reel politika faiz oranını gerektirmektedir. Bu olmaksızın, enflasyonu ve beklentileri yetkililerin hedefi ile aynı paralele çekmek zor olacaktır.

3. Merkez Bankası para politikası çerçevesini tekrar gözden geçirmelidir. Nihai tahlilde, para politikası çerçevesinin başarısı enflasyon hedefine ulaştırabilmesine ve beklentileri bu hedefe odaklayabilmesine bağlıdır. Mevcut para politikası çerçevesi, yetkililerin enflasyon hedefini tutturmasına yardımcı olmayabilmekte ve parasal aktarım mekanizmasını zayıflatabilmektedir. Mevcut çerçeve karmaşıktır ve çok fazla hedefi bulunmaktadır. Dış ortamın daha hoşgörüsüz hâle gelmesi ile birlikte, para politikası çerçevesi artan bir şekilde piyasalar tarafından sorgulanmakta ve politikaların piyasalarla iletişimini daha karmaşık bir hâle getirmektedir. Para politikası çerçevesinin normalleştirilmesi, politika güvenilirliğini arttıracak ve piyasalarla iletişimi basitleştirecektir.

4. Yetkililer, döviz rezervlerinden yapılan satışlara sadece aşırı dalgalanmaları gidermek amacıyla başvurmalıdır, zira döviz piyasasına yapılan müdahaleler doğru para politikalarının ikâmesi olamazlar. Bu yaklaşım, sınırlı net döviz rezervlerinin korunmasını sağlayacaktır. Sermaye girişlerinin tekrar başlaması halinde, net döviz rezervleri sterilize edilmiş müdahaleler yoluyla artırılmalıdır.

5. Yetkililer, 2013 yılı kamu maliyesi hedeflerinin yakalanması doğrultusunda ilerlemektedir; ancak hâlihazırdaki maliye politikası duruşu genişleticidir ve kontrol altına alınmalıdır. Bu yılın başından günümüze kadar olan dönemde gelir performansı, bir defaya mahsus gelirlerin de bir miktar katkısıyla, güçlü seyretmektedir. Bu sayede, yetkililer, zaten ılımlı seviyelerde olan kamu borç stokunu daha da azaltacak olan 2013 yılı bütçe açığı hedefinin yakalanması doğrultusunda ilerlemektedir. Bununla birlikte, yüksek kamu gelirleri, nominal harcamalarda ciddi artışlara neden olmaktadır. Böylelikle, hükümet, özellikle yatırım harcamalarından ötürü, 2013 yılı için onaylanan bütçe tavanını aşacaktır.

6. Maliye politikası, dış kırılganlıkların azaltılmasında önemli bir role sahiptir. Dış dengesizlikle mücadele etmek için daha yüksek kamu tasarruflarına ihtiyaç duyulmaktadır. Buradan hareketle, 2014 yılı bütçesinde, mevcut 2013-2015 dönemi orta vadeli mali planında hükümet tarafından belirlenen faiz dışı harcama seviyeleri hedef olarak alınmalı ve beklenenin üzerinde elde edilen kamu gelirleri tasarruf edilmelidir. Yapısal bütçe açığında GSYH'nin % 0,7'si oranında bir iyileşmeye işaret eden söz konusu politika hedeflemesi, Türkiye'nin makroekonomik dengesizliklerinin öngörüldüğü şekilde tedricen azaltılmasına ve mali disiplinin korunduğuna dair piyasalara güven telkin edilmesine önemli bir katkıda bulunacaktır.

7. Gittikçe katılaşan bütçenin yapısının gözden geçirilmesi de önem arz etmektedir. İhtiyâri olmayan faiz dışı kamu harcamalarının toplam harcamalar içerisindeki payı - kısmen faiz harcamalarındaki azalmanın da imkân vermesiyle - neredeyse % 60 düzeyine ulaşmıştır. Cari harcamaları n azaltılması, kamu yatırımları için yer açacaktır. Aynı zamanda, bu durum bütçenin esnekliğini ve bütçe tamponlarını artırarak; beklenmeyen ters bir şokun oluşması halinde maliye politikasının daha iyi bir karşılık vermesine imkân tanıyacaktır. Vergi tabanının genişletilmesi ve vergi idaresinin iyileştirilmesi yönünde hâlihazırda devam eden memnuniyet verici çalışmalar, bütçenin yapısını ve dayanıklılığını daha da geliştirecektir.

8. Türk finans sistemi iyi bir performans sergilemeye devam etmektedir; ancak riskler de varlığını sürdürmektedir. Bankaların kaldıraç oranları ve takibe düşen kredilerinin seviyesi emsâl ülkelere göre düşük seyretmekte; sermaye yeterlilik oranları yüksek seyrini korumakta; krediler çoğunlukla mevduatlarla finanse edilmekte ve bankaları n büyük ölçekli açık döviz pozisyonları bulunmamaktadır. Yine de, mevcut yüksek kredi genişlemesi ortamının getirdiği riskler nedeniyle, gözetimin dikkatli bir biçimde sürdürülmesi gerekmektedir. Özellikle, şirketler kesiminde döviz kaynaklı likidite veya ödeme kabiliyeti sorunları takibe düşen kredilerde hızlı artışa neden olabileceğinden, şirketlere verilen döviz cinsinden kredilere daha fazla önem atfedilmelidir. Bankaların bilançolarının diğer tarafında ise, mevcut dış ortam göz önüne alındığında, bankacılık kesiminin döviz finansmanının miktar ve yapısının izlenmesi önemini muhafaza etmektedir.

9. İhtiyâti politikalar, hane halkı kredileri ve şirketlerin döviz cinsinden borçlanmalarına yönelik olmalıdır. Finansal olmayan şirketler kesiminin döviz borçlanmasına ilişkin veri eksikliklerinin tüm boyutları yla giderilmesi gerekmektedir. Bu krediler için risk ağırlıklarının veya zorunlu karşılıkların artırılması değerlendirilebilir. Hızla büyüyen hane halkı kredileri kısmı nda ise, yetkililerin, kredi kartı limitlerinin gelirle bağlantılı hâle getirilmesine yönelik planları memnuniyetle karşılanmakta ve bu plana ihtiyaç kredilerinin de dâhil edilebileceği düşünülmektedir. Aynı zamanda, mikroekonomik çarpıklıkların olmadığı durumlarda, ihtiyâti politikaların bazı sektörlere verilen kredileri teşvik etme amacıyla kullanılması na gerek bulunmamaktadır.

10. Orta vadede zorluk, dengesizlikleri artırmadan büyümede bir canlanmanın yakalanmasıdır. Türkiye'nin nüfus yapısı, stratejik coğrafi konumu ve dinamik ekonomisi birçok fırsat sunmaktadır. Ancak, Türkiye'nin, her yıl büyük miktarlarda dış yükümlülük biriktirirken, yıllık ortalama yüzde 4 ila 5 oranında bir ortalama büyüme eğilimini sürdürmesi zor olacaktır. Yurt içi tasarrufların mevcut düşük seviyesi, yatırımların oldukça dalgalı bir yapı sergileyen dış akımlar tarafından belirlenmesi anlamına gelmektedir. Yapısal reformların uygulanmaması halinde, dış dengesizlikleri ve devamında oluşabilecek istikrarsızlıkları engellemek için, büyüme oranı tarihsel eğiliminin altında kalacaktır.

11. Yetkililer yurt içi tasarrufların artması gerektiğini doğru bir şekilde tespit etmişlerdir. Geçtiğimiz yıl uygulamaya konulan bireysel emeklilik reformundan bazı sonuçlar alınmaya başlanmıştır ve bu olumlu bir ilk adımdır. Ancak, kamu kesimi de tasarrufların artırılmasında önemli katkıda bulunarak öncü bir rol oynamalıdır. Bu bağlamda, 10. Kalkınma Planı'nda kamu tasarruflarında GSYH'nin % 1,25'i oranında bir artış öngörülmesi övgüye değerdir. Bununla birlikte, yetkililer, orta vadede, küresel krizin başlangıcından önce gözlenen seviyelerle mütenasip daha iddialı bir faiz dışı fazla hedefini ortaya koymalıdır.

12. Yapısal reformlar, rekabetçiliği ve büyümeyi daha fazla desteklemelidir. Türk özel sektörü, şoklara uyum gösterme konusundaki yeteneğini göstermiştir. İş ortamının daha da iyileştirilmesi, bu dayanıklılığın artmasını sağlayacak ve istikrarlı bir dış finansman kaynağı olan doğrudan yabancı yatırımların daha fazla çekilmesine katkı sağlayacaktır. Eğitim alanında mesafe kaydedilerek, verimliliğin artırılması da temel önceliklerden biri olmalıdır. Hükümet politikaları ve son reformlarla paralel bir biçimde, enerji bağımlılığının daha da azaltılması, Türkiye'nin dış ticaret açığının önemli bir kısmını temsil eden enerji ithâlat faturasının azaltılmasına katkı sağlayacaktır. Büyük kayıt dışı sektörle mücadele konusunda bazı ilerlemeler kaydedilmekle birlikte, bu alandaki çabalar sürdürülmelidir. Son olarak, işgücü piyasasının işleyişini iyileştirmek için uygulanan reformlar, verimlilik ve istihdâmı artırıcı etkide bulunacaktır.

Özetle IMF;

1. Kamu harcamalarının kısılmasını, yurtiçi tasarrufları n arttırılmasını ve bütçe açıklarının dikkate alınmasını,

2. Cari açığın azaltılmasını,

3. Para politikasının normalleştirilmesini, döviz rezervlerinin mümkün olduğunca korunmasını, banka karşılık oranlarının arttırılmasını ve politik faizin yükseltilmesini,

4. Birinci ve ikinci maddeye istinaden iç talebin kısılması nı,

5. Birinci, ikinci ve üçüncü maddeye istinaden tüketici, taşıt, konut vb. kredi genişlemelerinin önüne geçilmesi,

6. Ve en önemlisi de istihdâmda esnekliğin arttırılması nı (gerek bu madde çerçevesinde ve gerekse yurt içi tasarrufların arttırılması bahanesi çerçevesinde kıdem tazminatı fonunun kesinlikle yürürlüğe gireceğini söylemememiz için hiçbir neden bulunmamaktadır), istemektedir.

IMF'in 30 Eylül 2013 tarihli bu raporunun hemen akabinde Başbakan Yardımcısı Ali Babacan Orta Vadeli Plan'da revizyona gittiklerini ve önceliklerin değiştiğini ifade etmiştir. İlk revizyon, büyüme oranları tahmininin düşürülmesi ve enflasyon oranları tahminin yükseltilmesi olarak göz çarpmaktadır. Buna göre, büyüme oranı tahminleri 2013 için yüzde 4'ten 3,6'ya, 2014 için yüzde 5'ten 4'e düşürülmüş, 2015 için ise öngörülen oranda bir değişiklik yapılmamış, oran yüzde 5 olarak kalmıştır. Enflasyon oranlarına ilişkin tahminlerde de, 2013 için yüzde 5,3'ten 6,8'e, 2014 için yüzde 5'ten 5,3'e çıkarılmış, 2015 için ise öngörülen oranda hiç bir değişiklik yapılmamış, oran yüzde 5 olarak kalmıştır.

Orta Vadeli Programda, cari açığı azaltmak, enflasyonu düşürmek, kamu maliyesinde güçlü duruş ve büyümeyi arttırmak gibi dört temel öncelik olarak belirlenmiştir. Bu belirlemelerden hemen sonra ise iç talebi daraltmak amacıyla bir dizi çalışmalara başlanmıştır. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, krediyle satın alınan ve kendisine göre cari açığı körükleyen otomobil, beyaz eşya, cep telefonu gibi harcamalarda taksit sayısına sınır getirileceğini söyledi. Aynı şekilde sınırın sadece kredi kartlarını değil tüketici kredilerini de kapsayacağını ifade eden Babacan, otomobil ve ihtiyaç kredisine konut kredisinde olduğu gibi peşinat şartı aranacağını da belirtti.

Öte yandan, henüz Orta vadeli Program henüz açıklanmadan önce, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, IMF'nin haklı olduğunu vurgulamış, kamu harcamalarının kısılmasının gerekli olduğunu ve gerekirse vergilerin arttırılacağını da ifade etmiştir. Zira merkezi yönetim bütçesinin en önemli gelirleri, tüketim üzerinden alınan KDV, ÖTV gibi dolaylı vergilerden sağlanmaktadır. Henüz uygulamalar tam olarak başlamadan bile dolaylı vergi gelirlerinin bir önceki yıla oranla daha az oranda arttığı görülmüştür. İç talebin kısılmasıyla bu gelirlerin daha da düşeceğini söylememiz mümkündür. Bu nedenle, Maliye Bakanı vergi oranlarında artış olabileceğini ve bu kapının kapanmaması gerektiğini önemle vurgulamaktadır. Benzer şekilde, iç talebin kısılması nedeniyle işsizlik oranında meydana gelecek artış ve istihdâmın esnekleştirilmesi, SGK prim gelirlerinde de azaltıcı bir rol oynayacaktır.

Nitekim SGK'lıların, özel hastanelere ödeyeceği katkı paylarında yüzde ikiyüze kadar artış yapılacağının gündeme gelmesinin nedeni de budur. Sözüm ona SGK'lıların özel hastanelere erişimi kolaylaştırılmıştı. İlaç tekellerine ödenen ilaç bedelleri de SGK'nın açık vermesine neden olmuştur. SGK'lılardan alınan katkı paylarına rağmen "herkese ücretsiz sağlık" iddialarını sürekli tekrarlayan AKP, sağlık hizmetlerini iyice ticarileştirmiştir. Gün geçtikçe de bu hizmetler ulaşılamaz hâle gelecektir. Dolayısıyla "herkese ücretsiz sağlık" artık ham bir hayâl bile olamayacaktır.

Bu arada enerji ithâlatına karşı geliştirilecek projelere harcanmak üzere Enerji Bakanlığı'nın ödeneği de 6 kat arttırılarak, 2013 için 201 milyon TL olan ödenek, 2014 için 1.416 milyon TL'ye çıkartılmıştır.

Yukarıda da görüldüğü üzere, IMF'nin raporu ile Orta Vadeli Program birebir aynıdır. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın, Washington'da Borsa İstanbul tarafından düzenlenen "İstanbul: Bölgesel Merkez, Küresel Aktör" formunun açılış konuşmasında söyledikleri, IMF'nin hazırladığı raporun uygulanacağına dair verilmiş sözler olarak okunabilir:

"Gelişmekte olan ülkeler için önemli olan kendilerini bu yeni normale (bol ve ucuz para döneminin sona erdiği Ö.Ç.) uyumlaştırmak. Biz daha önceki reformlarımızla buna kendimizi şimdiden hazırladık. Şöyle ki; dünyada daha yüksek faiz oranları göreceğiz ki şimdiden olmaya başladı, daha düşük varlık değerleri ve büyük bir ihtimâlle daha güçlü bir dolar göreceğiz." Aynı toplantıda Babacan, 2010 ve 2011'de yüksek oranlı büyümelerin ardından radikal bir yaklaşımla revize ettiklerine dikkat çekerek, Yeni Orta Vadeli Program'ı dünyanın "yeni normali"yle birlikte açıkladı klarını ve gelecek üç yıl boyunca sıkı mali politikalarına, istihdâmı esnekleştirmeye, tasarruf oranlarını arttıracak bir şekilde yapısal reformların devamına ve enerji alanındaki stratejilere önem vereceklerini ifade etmiştir.

Gerek sağdan gerekse soldan AKP'ye muhalefet edenlerin yıllardır bir eleştiri konusu olarak dile getirdikleri cari açık, sıcak para, dış borç ve her alanda ithâlata bağımlılık vb. gibi konularda AKP, hemen herkesi iş bilmezlikle suçluyordu ve hatta başka saiklerle hareket ettiklerinden dem vurmaktaydı. Diğer taraftan AK Perest iktisatçılar da, "dış borç kamunun değil özel sektörün", "cari açık hiçbir sorun yaratmaz", "merkezi yönetim bütçemiz sağlam Yunanistan'dan farkımız bu" vs. diyerek vur patlasın çal oynasın diyorlardı. Ancak, IMF söyleyince akan sular duruluyormuş meğerse! Demek ki IMF'ye borç olmaması da hiç bir şey ifade etmiyormuş! (2012 yılından itibaren merkezi yönetim bütçesinin açık verdiğinin ve artık bundan sonra bütçenin dikiş tutmayacağı gerçe- ğinin Kızılcık'ın geçmiş sayılarında belirtilmiş olduğunu hatırlamakta fayda var.)

Ne demişti Tayyip Erdoğan? "IMF bizim de ortağı olduğumuz bir kuruluştur. Kriz döneminde destek vermesi gereken proje üretmesi gereken bir kurumdur. Ama bundan farklı yaklaşım da ortaya koyarsa, Türkiye'yi kendi şartları içinde değerlendirmezse bizim hassasiyetimiz artar" demişti.

Ne oldu şimdi bu hassasiyetlere? Yoksa kriz döneminde miyiz?