Tayyip Erdoğan’ın yeni başkanlık teşebbüsü

Erdoğan, bir "demokratikleşme paketi" daha çıkardı. Bu kez galiba beklentiler mi yüksekti ne, paket bir pazarlama şirketinin yapabileceği şekilde ya da bir televizyon reklamıymış gibi “az sonra” diyerek merak uyandıracak bir tarzda, bir ay gibi bir süre sonunda “çıktı çıkacak”, “cumaya kaldı”, “olmadı pazartesi günü açıklanacak” diye, heyecanlar yükseltilerek açıklandı. Paketten başbakan Erdoğan'ın kendisinden başka kimseye yaramayacak şeyler çıktı. AKP'nin "demokrasi paketleri" hep böyle kendisi için olurdu da, bu kadarı fazlaydı. Dikkatli bir gözle incelendiğinde "demokratikleşme paketi"nin asıl meramının seçim sitemini değiştirmek olduğu, diğer maddelerin ise bu değişim isteminin süslü bir ambalajı olarak kaldığı görülüyordu.

Söz konusu pakette seçim sistemi ile ilgili olarak üç değişik öneri çıktığını gördük. Bunlardan birincisi 12 Eylül cuntasının getirmiş olduğu yüzde on barajlı mevcut seçim sisteminin devamı, ikincisi yüzde beş barajlı daraltılmış bölge seçim sistemi, üçüncüsü ise barajsız dar bölge seçim sistemi idi.

12 Eylül faşizminin getirmiş olduğu yüzde on barajlı mevcut seçim sistemiyle devam etme önerisi pakette, alternatifleri çokmuş gibi göstermenin dışında, “ölümü gösterip sıtmaya razı etme” kabilinden yer almaktaydı. Hem seçim sistemi tartışmalarını gündeme getirip hem yürürlükteki sistemi de sunulan alternatişer arasında saymanın şark kurnazlığından başkaca bir anlamı yoktu.

Ayrıca herkesin değişsin dediği faşist cuntanın seçim sistemini bir kere daha öneri gibi ortaya koymak kelimenin gerçek anlamıyla hafiflikti. Çünkü şikayet bu seçim sisteminden değildi. Seçim sistemindeki yüzde 10 barajından şikayet edilmekteydi. Böyle yüksek bir baraj dünyanın hiçbir ülkesinde bulunmuyordu.

Tayyip Erdoğan'ın iki alternatifinden biri olan yüzde beş barajlı daraltılmış bölgeli seçim sistemi; Türkiye'nin, her bölgeden beş milletvekili çıkacak şekilde 110 seçim bölgesine ayrılması ve milletvekillerinin, yüzde beş barajını geçen partilerden oranlarına göre seçilmesiydi. Bu sistemde en kritik nokta, iktidardaki partilerin seçim bölgelerini kendilerine avantaj sağlayacak şekilde belirleyebilmeleridir. Buna çarpıcı bir örnek olarak, 1987'de Van ilinde % 25 oy alan partinin beş milletvekilliğinin tümünü kazanmış olması gösterilebilir. 1987 seçimlerinde Van ilinde bu sonuçları veren sisteminde ANAP seçim bölgelerini kendi avantajı doğrultusunda düzenlemiş, almış olduğu yüzde 36 oy oranı ile meclisteki milletvekillerinin yüzde 66'sını kazanmıştı.

Erdoğan'ın önerdiği diğer alternatif olan barajsız dar bölge seçim sistemi ise şöyle uygulanıyor: Bu sistemde ülke 550 seçim bölgesine ayrılır ve her bir bölgede en çok oyu alan parti o bölgenin tek milletvekiline sahip olur. Bu seçim sistemi barajsız gibi görünse de; fiili baraj oyların partilere dağılımı temelinde her bölgeye göre değişmektedir. Herhangi bir bölgedeki seçim barajı, en çok oyu alan partinin oy oranı olarak tezahür etmektedir. Böylelikle de bu sistemde çöpe giden oy oranı daha da artmaktadır. Öte yandan, bu seçim sistemi, sadece bir partinin tüm milletvekilliklerini kazanabilme olasılığını da içinde barındırmaktadır. Sözgelimi, birinci parti her bölgede yüzde 25, ikinci parti yüzde 22, üçüncü parti yüzde 20, dördüncü parti yüzde 18, beşinci parti ise yüzde 15 oy almı ş olursa, bu sonuçlara göre yüzde 25 oy alan parti 550 milletvekilliğini kazanabilir ve oyların yüzde yetmiş beşlik bölümü de çöpe gitmiş olur.

Tayyip Erdoğan'ın "demokratikleşme paketi" üzerinde bizzat çalıştığı ifade edildi. Bizzat çalışma sebebinin, seçim sisteminde yapılacak değişikliklerde saklı bulunduğu aşikâr. Habertürk Gazetesinin 05.10.2013 tarihli haberine göre, MAK Danışmanlık adlı bir kuruluş, seçim sistemlerinde yapılacak değişiklikleri esas alarak, iki alternatifin (ikinci ve üçüncü) değerlendirilmesi sonucunda ortaya çıkabilecek aşağıdaki tabloyu Tayyip Erdoğan'a sunmuştur: (*)

  2011 SONUCU DARALTILMIŞ BÖLGE BARAJSIZ DAR BÖLGE
AKP 326 Milletvekili  392 Milletvekili  372 Milletvekili
CHP 135 Milletvekili 102 Milletvekili 121 Milletvekili
MHP  53 Milletvekili 102 Milletvekili  29 Milletvekili
BDP  29 Milletvekili  30 Milletvekili  28 Milletvekili

Tablodan da görüleceği üzere, her iki alternatifte de AKP 2011 yılında almış olduğu oy oranına göre yapılan hesaplamalarda meclisteki milletvekilliği sayısını arttırmaktadır. Üstelik Anayasa değiştirme yeter sayısı olan 367 milletvekilliği sayısını geçerek, tek başına iktidar olabilecek milletvekili sayısına ulaşmaktadır. Radikal Gazetesinde 1 Ekim 2013 ve 2 Ekim 2013 tarihli yazılarında daraltılmış bölge sistemine göre de ğerlendirmeler yapan Seyfettin Gürsel, AKP'nin yüzde 45 oy oranı ve 337 milletvekilliği ile referandum yeter sayısı olan 330 milletvekilliğini geçerek tek başına iktidar olabileceğini ifade etmiştir. AKP'li yetkililerden aldığı bilgiye dayanarak da Tayyip Erdoğan'ın Barajsız Dar Bölge (her seçim çevresinde tek milletvekili) seçim sistemini tercih ettiğini ve AKP'nin şu veya bu şekilde seçim sistemini değiştirmede kararlı olduğunu yazarak Erdoğan'ın amacını deşifre etmiştir.

Dergimizde birçok kere vurguladığımız üzere AKP için sandık ve/veya Milli İrade “kelle (oy) sayısından” ibarettir. Gerek demokrasinin "katılımcılık"la ifade edilen nitelikleri ve gerekse gelir bölüşümünde gerçek demokrasinin olmazsa olmazlığı konularında diyecek hiçbir şeyi ve hatta hiçbir düşüncesi yoktur. Bu gerçeklik, yani temsili demokrasi bile sayılamayacak bu AKP ve Erdoğan anlayışı önerdiği seçim sistemlerinde de bütün açıklığıyla gözükmektedir. Erdoğan seçim sandığının edebiyatını yapmakta ve "milli irade" denilen ve çok daha geniş ve derin kapsamlı kavramı sandıkla sembolize ederken dahi hileden muaf bir sandık düşünememektedir. İşte size sandık, işte size demokrasi!

Dolayısıyla görünen o ki 2015 yılının Haziran ayında yapılması planlanan genel seçimlerde en az 367 milletvekili çıkarmayı hedefliyor AKP. Bunun için elinden geleni ardına koymayacağını, her türlü olanağı kullanacağını söyleyebiliriz. AKP siyasette tümüyle bu noktaya odaklanmıştır. Erdoğan'ın "başkan" veya "partili cumhurbaşkanı" olabilmesi için elindeki bütün kozları kullanacaktır. Şu veya bu noktada, Kürtlere veya kendisinden beklentilere vereceği her ödünü bu temel amacını gerçekleştirmek için ödün alarak verecektir. Diyelim tutuklu milletvekillerini serbest bırakması mı isteniyor kendisinden, "siz bana ne veriyorsunuz?" diye soruyorsa, bu nedenledir. Erdoğan için demokrasi "kendisine ne aldığı"dır. 12 Eylül 2010 Referandumunda böyle yaparak önemli kazanımlar sağladığı da unutulmamalıdır.

Evet, AKP Meclis'te en az 367 koltuğa sahip olmak istiyor. Çünkü tek başına iktidar ve anayasa değişikliklerini referanduma götürmeden meclisten geçirebilecek güce sahip olmak, bu çerçevede de bir an evvel anayasayı değiştirmek ve Başkanlık Sistemini hayata geçirmek hesabındadır. Kendisinden bir şey isteyenler Erdoğan'ın huzuruna çıkmadan önce, ona başkan seçilmesi için ne vereceğini içine koyduğu heybesini de yanına almayı unutmamalıdırlar.

(*) Tablonun 2011 seçim sonuçlarına göre partilerin çıkarması gereken milletvekili sayıları bölümünde yanlışlar var. Seçilmiş tutuklu milletvekilleri yok sayılmış. Ayrıca seçilmiş BDP'li milletvekili Hatip Dicle'nin vekilliği YSK tarafından düşürülmüştü. Oysa tablonun bu kısmında alınan oylarla seçilmiş olması gerekenlerin sayıları verildiğine göre, 78 bin oylu Dicle yerine AKP'li Oya Eronat milletvekili ilan edilmişti.
Fakat yazımızda önemli olan Tayyip Erdoğan'ın öngördüğü iki seçim sisteminin 2011'de ona kaç mebus fazla getireceğine dair simülasyondur.