İstanbul’un seçimi

Türkiye'de sol siyasette hiçbir devinim olmadığını söylemek haksızlık olur. Gezi direnişi ekseninde de kendini görünür kılan bu devinim sola önümüzdeki yerel seçimlere yönelik etkin bir siyaset oluşturma şansı tanımaktadır.

Soldaki devinimlerden biri Halkların Demokratik Kongresi (HDK), ve bu Kongre tarafından kurulan Halkların Demokratik Partisi (HDP)'dir.

Meclis'te 4 milletvekili de bulunan HDP ne bir siyasal cephe, ne bir bloktur, şimdilik sadece geçici ve "bir seçimlik partisi"dir. Kendisinden, Türkiye'nin bugünkü somut siyasi durumundan çıkarak somut bir seçim siyaseti oluşturması beklenir.

HDP’nin kadrolarını ve potansiyel seçmen tabanını BDP oluşturuyor. Türkiye solundan partiler, gruplar ve tek tek kişiler, Kürt siyasi hareketiyle “işbirliği” ve “dayanışma” kapsamında bu oluşuma katılıyor veya destek veriyor. Durum bu olunca da HDP'ye “kalıcı” siyasi oluşum diye değil, günlük siyasetin gereklerine “ayaküstü” bulunmuş bir çözüm gözüyle bakılıyor. Kürtler de böyle bakıyor, Türkler de. Bu nedenle HDK’ya Türk solundan verilen ve HDP’ye verilecek olan destek, konusuyla sınırlı bir “jest” niteliğindedir. Önümüzdeki yerel seçime BDP’nin Kürt illerinde, HDP’nin de Batı bölgesindeki illerde katılma kararı almış olması ayrıca bir algı sorunu da yaratmıştır. Milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in HDP adına İmralı Heyeti"ne katılması bu algıyı pekiştirmiştir: HDP, Türk solunun belli bir kesiminin de destek verdiği "taktik bir Kürt partisi"dir. O halde HDP'nin seçim politikası da bu algı çerçevesinde olmalıdır.

Buna göre HDP, seçime girdiği Batıdaki iller itibarıyle BDP’den bağımsız ve kendine özgü bir seçim politikası oluşturabilecek demektir. Bu politika ne olabilir?

HDP eş başkanı ve milletvekili Sebahat Tuncel “Bir ‘terslik’ olursa CHP ile seçim işbirliği yapabiliriz” diyerek bunun işaretini vermiştir.

Bize göre Tuncel'in kastettiği ‘terslik’ Türkiye çapında değil ama İstanbul bağlamında oluşmuş bulunmaktadır. Eğer henüz oluşmamışsa, HDP bu ‘tersliği’ oluşturmaya çalışmalıdır. Solun bugünkü gereksinmesine “ayaküstü” en iyi çözüm bu yaklaşımla bulunabilir: AKP’yi İstanbul’da düşürmek.

Türkiye’nin en büyük metropol kentini 20 yıldır islamcı siyasi hareket (RP-AKP) yönetiyor. Bu hareket İstanbul’un kanını iliğini emmiş, etini de yemiş fakat bitirememiştir. Şimdi de “kentsel dönüşüm” adı altında bir on yıl daha bu büyük kent yağmasını sürdürmeye hazırlanmaktadır.

AKP İstanbul’u Ankara’dan yönetmektedir ve kentin belediye başkanı mutlak manada başbakan Erdoğandır. Erdoğan partisini ve siyasetini İstanbul’dan sağladığı rantla finanse etmektedir. İstanbul rantının kesilmesi AKP’nin nefesini keser.

BDP’nin potansiyel oyu İstanbul'da yüzde 3–5 düzeyindedir. Bu oyu HDP kendine alırsa hiç bir şey olmaz ve de çok şey olur. Seçimi yine AKP kazanır. Taksim’e topçu kışlası, Çamlıca tepesine Erdoğan camii dikilir.

O halde İstanbul Büyükşehir belediye seçiminde CHP ile seçim işbirliğine gidilmesi, bir politika seçeneği olarak gündeme alınmalıdır. Politikayı kumsal voleybolu zannedenleri saymazsak, böyle bir politika “anlaşılır” olacaktır. İstanbul’da AKP’ye muhalefet çoğunluktur ve bu çoğunluğu yerel seçimde somutlamaya dönük politika “reel”dir ve sokağa çıkan herkes bunu görür.

CHP'nin kendi solundaki solla seçim işbirliği gibi bir geleneği yoktur. Çünkü CHP solun oyunu "cepte keklik" sayar ve bunda da hiç yanılmamıştır. Buna karşılık Türkiye solunda da –CHP'ye oy verme geleneği olduğu halde– onunla seçim işbirliği yapmaya yatkınlık yoktur.

Bu durumda HDP Gezi direnişinin, varsa geride kalan bir "rüzgarı", onu da arkasına alarak CHP ile bir seçim işbirliği politikası gütmelidir; bu politika son tahlilde CHP'yi –adayını değil– desteklemeye varsa bile. Mustafa Sarıgül veya Gürsel Tekin gibi “emlakçı”lığı tescilli mafyatik siyasetçilerden birinin CHP adayı olarak karşımıza çıkarılması işbirliğini sabote eder. Bu siyasetçi tipine oy vermeye solcuyum veya Kürdüm diyen seçmenin eli gitmez. Fakat siyasette bazan “sırat köprüsü”nden geçmek gibi ender ve zaruri 'terslik'ler her zaman olabilir. Bu gibi durumlarda solun siyaseti sıfırlaması, negatif siyasetten daha kötüdür.

Bu söylediğimizin kabullenilmesini kolaylaştırsın diye Lenin'den bir dayanak noktası da verelim: Rusya iç savaşında İngiltere'nin müdahalesinden bunalan Bolşevikler Lloyd George ve Churchill'i yenmeleri için barış yanlısı olan İngiliz Bağımsız İşçi Partisi'nin önderleri Henderson ve Snowden'larla seçim işbirliği yapmalarını İngiliz komünistlerinden istemişlerdir. (Lenin'den Stalin'e Rus Devrimi, Edward Hallett Carr. Yordam Kitap)

HDP eğer böyle bir politika izlerse, elbette “CHP destekçisi olmakla” eleştirilecektir. Ama bu desteğin “Asılan bir adama urganın verdiği destek” olacağı unutulmamalıdır. (Hüseyin Hasançebi)