Baba beni eve kapat

AKP ‘nin 5 grup başkan vekili Meclis Başkanlığına yeni bir yasa tasarısı vermişler, tasarıya basın “4+4+4” adını koydu, oysa amacına uygun olarak “8-4” demek doğru olur. Gelen tepkiler üzerine tasarıda değişiklik yapılacağı, “4+4+4”ün değişeceği “8+4” olacağı, ama İmam Hatip Liselerine girişin ilk 4’ten sonra mümkün yapılacağı basında ileri sürüldü.

Ben İmam Hatip Liselerinin çekiciliği kalmadığından, ailelere çocuk için bir gelecek vaat etmediğinden, İHL konusunda “4+8” formülünü AKP’nin “dediğimi yaptırdım” iddiası olarak oya dönük bir teşebbüs görüyorum. Ayrıca köktendinci endoktrinasyon devlet dışında cemaat ve tarikatlar vasıtasıyla kurslarla, burslarla, yurtlarla yapılıyor.

Bu haliyle çıkarsa yasanın asıl vuracağı kesim kız çocukları olacak. 5-10 yıldan itibaren de kadınlar. İntihalci bakan Ömer Dinçer eleştirileri “ideolojik” diye yorumladı. 5 Grup Bşk. Vekili imzaladığına göre hükümetin haberi olamaması düşünülemez. AKP yöneticileri zaman zaman yaptıkları gibi, ortaya bir laf attılar, tutarsa alıştıra alıştıra yapacaklar. Tasarının bizzat sahipleri tarafından değiştirileceği söylense de, henüz bir netlik yok. Çünkü Genel Başkanları Tayyip Erdoğan 28 Şubattaki Grup toplantısında 4+4+4 tasarısına karşı çıkanlara şiddetle çattı, TÜSİAD’a “işine baksın” dedi. İşine geldiği zaman TÜSİAD“Sivil Toplum Örgütü” der, gelmezse “bitaraf olan bertaraf olur” ya da “o ne karışıyor” diye azarlanır.

Eğitim konusunda veya başka bir konuda yasa tasarısı gelecek, TÜSİAD veya başka bir dernek “benim alanım değil” diye ses çıkarmayacak. İşte, Erdoğan’ın demokrasi anlayışı.

Nihal Bengisu Karaca yasayı açık açık savundu, karşı çıkanlara “iki tercihten birini yapmak zorundasınız: 1)Ya okul eğitiminde kız çocuklarının başlarını örtmelerine izin vereceksiniz 2) ya da kız çocuklarının inançlarını istedikleri gibi yaşayacakları evlerinde açık öğrenim yapmalarına razı olacaksınız” dedi.

4+4+4’ün asıl amacı 10 yaşından sonra kız çocuklarının başlarını kapattırmayan zorunlu okul eğitimini kaldırmak, İslami kesimin diliyle “mütedeyyin” babalara imkân tanımak. Karaca’nın da söylediği bu.

Tasarıyı Taraf’tan Ahmet Altan ve Kerim Altan da pek beğendiler. Ahmet Altan her zamanki üslubuyla “yasa kız çocuklarını okula kapatmaktır” diyenlere çıkıştı, O kızların eve kapanmayacağını, üretimde başı örtülü olarak iş bulacakları nı düşünüyor.

“Kızları eve kapatacaklar” takıntısı, kızları gerçekten de eve kapatmak isteyenlerin çağı ıskalayan ilkel körlüğünden çok da farklı gözükmüyor çünkü” dedi. Söz ettiği kızların sayısı milyonlarla ifade ediliyor. Onlar yasal çalışma yaşları gelince sanayide veya hizmet sektöründe istihdam edilecek. Bilmiyor mu ki, Türkiye’de iş gücü açığı yok, tersine çok çok fazlası var. TÜSİAD Genel Başkanının bu konuda ne dediğini de dinlememiş.

Türkiye’de kızlarını okutmak istemeyen, çünkü kızını kendi “namusu” gibi gören kim bilir kaç milyon baba ve ana var. Evet, Ahmet Altan, kızları eve kapatacaklar ve çocuk ev işi yapacak, kardeşlerine bakacak, evde daha fazla yük alacak, kişiliğinin toplum içinde gelişmesine imkân tanınmayacak, yaşı gelince kocaya varacak, öğrenimsiz kalıp erkeğin esiri olacak, kocasından sık sık dayak yiyecek, çocuklarının önünde aşağılanacak. Milyonlarca kadın zaten buna mahkûm, AKP kanunuyla bu mahkûmiyet daha da muhkem hâle gelecek.

Tasarının mevcut hali AKP yöneticilerinin kadına bakışının belgesidir. Başbakanın esip gürlemesi sadece “inadım inat” demek değildir, kızları İslamiyete göre terbiye etme ısrarıdır.

Kerem Altan’a gelince, ona göre teşebbüs “sivil ve uygar nesiller yetiştirme projesidir” çocuklar bu sayede “eğlenerek öğreneceklerdir”.

Ahmet Altan 20 yıla kadar yeryüzünden okul eğitiminin kalkacağına inanıyormuş, kanısının kanıtı profesörlerin İnternetten ders vermeleri. Okul eğitiminin bu kadar yakın zamanda kalkacağına inanmak eğer tatlı bir hayal değilse, teknolojiden anlamayanların teknoloji hayranlığı olabilir. Düşünsenize, 20 yıla kadar yeryüzündeki bütün ilk ve orta dereceli okullar kalkacak. Üniversite ve yüksek okullar da. Örneğin Harvard, Columbia, Yale, MIT ya da Oxford, Cambridge, London School of Economics, Heidelberg, Humbolt, Sorbonne ve diğerleri de olmayacak. 20 yıla kadar mesela iki milyar çocuk uzaktan eğitim görüyor olacak. Teknoloji o kadar hızlı k, 200 yılda kurulmuş okul sistemi, 20 yılda tarihe karışacak.

Dahası da, böyle olacak diye, “kız çocukları 10 yaşından sonra evde örgün eğitim görsünler ya da fabrikaya girip çalışsınlar” demeli, buna öncülük eden AKP’yi alkışlamalıyız.

Okul sosyal yaşamdır

Nihal Karaca’nın bakış açısı din yönündendir, 10 yaşından itibaren kızların örtünmesi açısındandır. Ama Ahmet ve Kerem Altan teşebbüsü din adına değil, bilim ve çağdaşlık adına desteklemişlerdir.

Okul eğitiminin başlıca iki amacı olur: a) Öğretme, b) Eğitme. İki kavram tabii ki aynı değil. Çocuk için “öğrenme/öğretme okul dışında uzaktan da yapılabilir”, görüşünü sonraya bırakalım. Eğitim konusuna eğilelim. Çünkü eğitim öğrenme+ yöntem+üslup+yaşam deneyimi edinme+toplumsal birey olma gibi özsel öğeleri kapsar.

Okul her şeyden önce, çocuğun toplumla tanışmasıdır, sosyalleşmesidir. İnsan mademki sosyal bir varlıktır, ailede başlayan ilk sosyalleşme, asıl aile dışına çıkılarak ve toplumun içine girilerek olur.

Çocuk aile ortamından ancak okulla çıkabilir. Her aile ve çevresi ister istemez “mikro klima denilen” dar bir ortamdır. Onun dışına taşmaksızın çocuk toplumu tanıyamaz. Kişi ancak topluluk içinde ve farklılıklar ortasında bireyleşebilir. Bu nedenle, onun toplumsallaşması aynı zamanda bireyleşme sürecidir.

Öğrenci okul dershanesinde değişik değişik insanlarla, kendi yaşında da olsa farklı karakterlerle tanışacaktır. O yaşta da olsa, her birey unique’tir ve farklılıklar ise zenginliktir. Aynı sosyal sınıftan ve ortamdan gelen çocuklar bile tümden aynı kültürden, aynı mizaçtan değildirler.

Farklı farklı insanlarla gündelik yaşantıyı paylaşmak, konuşmak, şakalaşmak, oyun oynamak, ders yapmak, ya da kızmak, sınıftakilerle birlikte sevinip onlarla üzülmek.. bunların hepsi ailenin ötesine taşmış toplumsallıktır, insan tecrübesi edinmeye başlamaktır. Toplum madem ki, insanlar ve onlar arasındaki ilişkiler bütünlüğü demektir, toplumsal deneyim de farklı farklı insanlarla ilişki ve iletişim demektir.

Okulun o yaştaki çocuğa asıl yararı budur. Bırakınız çocuğu, üniversitede bile çok değişmedik mi? Biz öğrendiklerimiz değiştirmedi, aile ve lise çevresi dışına çıkarak çok değişik illerden, çevrelerden, kültürlerden insanlarla iletişime girmemiz değiştirdi..

Kaldı ki, çocuk için, okulda ders dışı etkinlik olanakları da vardır. Bizde azdır, ama gene de vardır. Spora gelince, Türkiye’de okul öğrencisi değilse, çocuk için spor imkânları mahalle futboludur. Onun düzenli ve disiplinli spor olanakları olsa olsa okullarda olur. Spor dışında başka okul etkinlikleri de çocuğun yeteneklerini keşfedilmesi ve gelişmesi için alandır. Örneğin gelecek yıldan başlayarak çocuğu ilk 4 yıldan sonra “örgün eğitim” diye okuldan alacaksınız, TV’den, DVD/VCD’den öğrensin diyeceksiniz, ama milyonlarcası için çocuk spor tesisleri, müzik yapma olanakları, yetenekliler için resim kursları da sunacak mısınız?

Sosyalleşmeye dönersek, hiçbir çocuk saydığımız sosyalleşme imkânlarına aile çevresinde sahip olamaz. 11 yaş ve sonrası ergenlik çağına girmektir, kişiliğin şekillenme yaşlarıdır.

Sınıf arkadaşlarının yanı sıra farklı farklı öğretmenleri tanıması bile, evdeki annesinden, babası ndan, birkaç komşusundan veya hısım akrabası ndan farklı yetişkinleri tanıması demektir.

Olumsuzlayarak andığımız hocalarımız vardı, ama o yaşlardan beri sevgiyle andığımız öğretmenlerimiz çok daha fazladır, onların üzerimizdeki etkilerini kim yadsıyabilir? Öğretmen ceberut ve korkulan kişi değildir, öyleleri de elbet vardır, ama öğretmen-öğrenci arasında sevgi bağları daha güçlüdür. Sadece kendi kişisel belleğimiz yoklayalım, aradan onca sene geçmiş olanları mız bile ne kadar çok öğretmenini sevgiyle anımsayacaktır.

“20 yıla kadar onların hiç biri kalmayacak, sınıf arkadaşları da olmayacak, öğretmenler de” demek, insan insana ilişkinin yerini insan-makine ilişkisi alacak diye gönenmek ve öyle bir düzene öykünmek demektir. Makineler zaten hayatımızı yeterince işgal etmişler, hiç değilse eğitim çağında olanlarımızı Internet ve TV/DVD ile baş başa bırakmayı olumlamayalım, zira çocukların arkadaşlarını ne kadar çok sevdiklerini düşünelim, okulun ona arkadaş seçme ve haftada 5 gün, günde 5 saat arkadaş sevgisini (insan sevgisini) paylaşma olanağını fazla sunar.

Psikolojik etmenler

Öğrenme ve ders çalışma konusuna gelince, az sayıda öğrenci seve seve ders çalışır. Zorunluluk ve sınavlar, ödevler ders çalışmasını sağlayan asıl etmenlerdir. Okul ortamı sosyal ortam olduğu için birçok çocuk derslerini bilememekten mahcup olur, arkadaşlarından ve –en azından– sevdiği öğretmenlerinden utanır. Salt bu nedenle bile olsa gayret gösterir.

Gene pek çok öğrenci için okul sınıfı bir yarışma ortamıdır da. Veya çocuğun “derse kalkması” ona topluluk içinde konuşma alışkanlığı kazandırır, dersini bilenler için özgüven oluşturur.

Herkes biliyor ki, özellikle bizde öğrencilerin çoğu öğrenmek için değil, not almak için ders çalışırlar. Okul eğitiminin düzenliliği ve sürekliliği olmazsa çocuk çalışmaktan imtina edecektir. Periyodik yazlı ve sözlü sınavlar regülaör (düzenleyici) rol oynarlar. Öğretmenlerin verdikleri ödevler, onların düzeltilerek öğrenciye iade edilmesi, ana dil ve yabancı dil derslerinde yazmaya alışmak, ifade yetisinin gelişmesi, hepsi okul eğitimi sayesinde olur. Çocuğun yeteneklerinin, becerilerinin geliştirilmesi de.

Yoksa örgün öğretimde çocuk TV’den ders dinleyecek, verilen kitaplardan çalışarak dönem sonu sınavına girecek 11-15 yaşlarındaki bir çocuğu nereden bulacaksınız? Açık öğretim liselerindeki öğrencilerde bile o sorumluluk düzeyi yokken, çocukluktan çıkmamış olanlardan bunu bekleyemezsiniz. Yüksek öğrenim çağında bu sorumluluk vardır, çünkü tek şansı bu kalmıştır, o diplomayı alamazsa asla iş bulamayacağını bilmektedir (diplomalıların bile bulamadığını bilmektedir.)

Öğrenci okulda anlamadığını hocasına veya sınıfın çalışkanlarına ya da en yakın arkadaşına sorarak öğrenme fırsatına sahiptir. Evde çalışacak olursa, bir iki akraba, komşu çocuğundan başka kimseyi tanımayacaktır, tanısa bile onunla okuldaki gibi her gün beraber olmayacaktır.

Ve nihayet “çocuk evde daha iyi öğrenir, hata eğlenerek eğlenir” diyenler milyonlarca çocuğun elverişsiz evlerde yaşadığını bilmiyorlar mı? Tıkış tepiş odalarda kardeşlerin gürültüsü, annenin misafirleri, komşu-hısım-akraba ziyaretleri arasında, o hengâmede çocuk ders mi çalışabilir?

Talim ve Terbiye Kurulu (devlet) güdümlü merkezi eğitim sistemine karşı çıkmak sistemi ve eğitim programını demokratikleştirmek ve desantralize etmek için uğraş vermek ayrı bir şeydir, “çocuklar 10 yaşından sonra hiç okula gitmesinler, öğreneceklerini uzaktan öğrensinler” demek başka. Ne bizde, ne de başka bir ülkede böyle bir çocuk kitlesi var.

Devlet merkezli eğitimin dili Türkçe olduğu için ana dillerinde okul eğitiminden mahrum bırakılmış Kürt çocukları bu sistemin mağdurları dır. Doğup büyüdüğü aile ortamında öğrendiği dil ancak okul eğitimini de o dilden yaparsa gelişir, etkililik kazanır. Yazılı olmayan ve bütün bilim disiplinlerini kapsamayan dil ise günlük konuşmada kalır. Fakat AKP’nin “eğitim reformu” adı altında getirdiği tasarının zerresinde Kürt çocuklarının ve ailelerinin lehine bir öğe yoktur. Tıpkı getireceklerini söyledikleri anayasa taslağı gibi. 4+4+4’ü savunup, okul eğitiminden iyi gören gazetecilerin de okul eleştirilerinde ana dil hakkı bulunmamaktadır. Bu nedenle, eğitimin demokratikleşmesinin en önemli öğelerinden biri ana dilden eğitimi savunmaktır. Bizde ise ana dilden eğitim devlet merkezli okullarda yasak olduğu gibi, ana dil eğitimi de yasaktır. Kürt çocukları ne biyolojiyi, kimyayı, sosyolojiyi Kürtçe öğrenecekler, ne de yazılı Kürt dili ve edbiyatını.

Ev eğitimi konusunda bütün bu yazdıklarımız özellikle kız çocukları için geçerlidir. Burada sıraladığım ya da yazmaya gerek görmediğim etmenler hiç birimize yabancı değil. Ama onları yok sayıp, mücerret bir toplum için mücerret sözler etmenin izahını yapmak güç.

Gazeteciler sonuç olarak birer bireyler, ama 75 milyon nüfuslu bir ülkenin hükümeti, kızları okuldan alıkoyacak bir tasarıyı gündeme getirebiliyorsa, açıklanmayan gerekçesi Nihal Karaca’nın yazdığı gibi “kızının başını örtmek isteyen baba onu 10 yaşından sonra okula göndermesin” olabiliyorsa, hangi çağda, ne gibi bir toplumda yaşadığımızı düşünmemizde yarar var.