Türkiye, Suriye ve NATO

NATO Türkiye’nin dünyadaki yeridir. Her gelen yeni iktidarın “NATO'ya inanıyoruz ve bağlıyız...” demek zorunda olduğu ipotektir. NATO üyeliği yüzünden başı dertten kurtulmamıştır, ama hakkını da vermek lazım, bu devlet ve bu rejim 60 çalkantılı soğuk savaş yılında ancak NATO sayesinde ayakta kalabilmiştir. Türkiye’nin NATO üyeliğini tartışmak dünyadaki yerini tartışmak olduğu için, ‘NATO’nun silahlarını kullanma’ diyen ABD başkanı Conson’a başbakan İsmet İnönü “yeni bir dünya kurulur, biz de yerimizi seçeriz’ demek zorunda kalmıştı.

Son yıllarda AKP hakkında çok kafa ütülendi. Erdoğan İsrail’e kafa tuttu, ‘Van minut!’ dedi, Hamas’a kol kanat gerdi vs. Davutoğlu ‘Komşularla sıfır sorun!” diye yeni bir politika ortaya koydu. ‘Arap baharı’ Erdoğan’ı mitleştirdi. Türkiye bölgenin lideri olma yolunda, yeni Osmanlı diriliyor vb. safsatalar… Dış politika AKP şakşakçılığının zirve yaptığı alan oldu.

Hem NATO üyesi, hem de komşularıyla sıfır sorun!, çocuk mu kandırıyorsunuz? Komşularımızla NATO'nun bir sorunu varsa bu, Türkiye'nin de o ülke ile sorunudur. “Komşularla sıfır sorun” masalı bir gecede “sıfır dostluk”a bu nedenle dönüşmüştür. Türkiye’nin gelmiş geçmiş en Amerikancı siyaseti olan AKP’nin NATO’ya aykırı politika gütmesini kim nasıl söyler, akıl alır gibi değildir.

Türk devletinin Ortadoğu politikası hiç olmamıştır. Batı’nın (ABD ve NATO’nun) bölgeye yönelik politikası ne ise, Türkiye ona tabidir. Bütün hükümetler gibi AKP hükümeti de Türkiye’nin bu değişmez dış politikasını sürdürmektedir. ABD’nin ve NATO’nun bölgeye en ciddi saldırısını (Irak’ın işgali) bekçi Murteza sadakatıyla kollasın diye ‘atanmış!’ bir siyaset olduğu için AKP’den Türk dış siyasetini ‘rutin dışı’na çıkarmasını beklemek abesle iştigaldir.

Soruluyor, “Türkiye Suriye ile savaşa mı girecek?” AKP’den AKP’yi aşan şeyler bekleyenlerin şaşkınlığıdır. TC Devleti gitti, AKP geldi zannetmektir bütün saçmalık. ‘Yeni Osmanlı’ üfürüğünden arındırıp bakalım. Türkiye Suriye’den, bir daha arkasına dönüp bakmadan, kaçarak çıkmıştır. Faysal Ankara’daki harekete kader birliği için yoklama çektiğinde bile “gerçekçi!” Kemalist hareket dönüp bakmamıştır. İskenderun-Hatay’ın Fransa’nın lütfuyla ilhakından sonra kapanan Suriye kapısına NATO göndermiyorsa Türkiye niçin gitsin ki?

ABD’nin savaşarak kazandığını konsolide etmesi için Irak’ı bölmekten başka çaresi yoktur. Kongre'nin üst kanadı Senato, 27 Eylül 2007’de Demokrat Senatör Joe Biden’in, Irak'ın gevşek bir federatif yapı içinde 3 bölgeye ayrılmasını öngören teklifini 23'e karşı 75 oyla onaylamıştır. Irak politikasının ‘Demokrat Parti’ kaynaklı bu varyantı güncel ihtiyaçlara da cuk oturmuştur. Bu plan, İran ve Suriye ezilmeden gerçekleşmez. Bu noktada Türkiye'ye iş düşer. Türkiye Kürecik Füze Kalkanı’na ‘he’ dedikten beri koşuşturmaktadır. Suriye'ye doğrudan müdahalenin yolu Çin ve Rusya’nın reddiyle Güvenlik Konseyinde tıkandıktan sonra Davutoğlu, “soğuk savaş”tan söz etmeye başlamıştır. Bu, NATO'ya, emrinizdeyim demektir. Sarkozy "Yapılması gereken derhal ‘Suriye’nin Dostları’ adı altında gönüllü ülkeler gurubunu oluşturmak ve harekete geçmektir” dedikten sonra Davutoğlu hızlanmıştır. “İnsani yardım” bayraktarlığına soyunmuştur. Bir koridor kurulacak, bu koridorun korunması için “Çekiç Güç” benzeri bir kalkan gerilecek, sonra barış gücü ve sonra da işgal... Bir sürü aklıevvel AKP şarlatanı daha şimdiden meseleyi “kanlı Esed rejimine karşı masum sivil halkın korunması”na çevirmişlerdir. Bu ahlaksızlıktır. NATO planına hizmet Suriye halkına “yardım!” değildir. NATO’nun planına karşı çıkmak Suriye halkına en büyük destektir.