Demokrasi dediğin bizde böyle olur

Basında “MİT krizi” diye anılan olayın taraflarının hiç birisinde demokrasi lehine hiçbir yan yoktur. MİT denilen kuruluşun kirli ve kanlı bir örgüt olduğunu herkes bilir. [Mesela, Aralık 1978 K. Maraş olaylarının tertipçileri arasında bulunduğunu biz değil, olaylardan sonra İçişleri Bakanı olan Hasan Fehmi Güneş defaten açıklamıştır. 9 Kasım 2009'da belediye otobüsüne yanıcı madde atarak lise öğrencisi Serap Eser'i yakarak öldüren kişi de MİT görevlisi çıktı, ilh.]

Olayın diğer bir tarafı ÖYM'dir, eski DGM'lerin İleri Demokrasideki devamıdır. Bırakınız DGM'leri, İstiklal Mahkemeleri'nin günümüz koşullarında hortlatılmış biçimidir, tıpkı onlar gibi astığı astık, kestiği kestiktir. İstediğini tutuklar, istemediğine tutuklama gerekçesini açıklamaz, aylar boyu iddianame bile yazmaz. Parasız sessiz bir pankartla eğitim isteyen iki genci 19 ay hapiste alıkoyar. Buna karşılık Deniz Feneri kovuşturması askıya alınır, yetmez, o soruşturmanın savcıları hakkında soruşturma açılır.

Diğer bir kurum ÖYM Savcısıyla birlikte bütün takiplerin, dinlemelerin, dosya tanzimlerinin tanzimcisi ve faili Emniyet teşkilatıdır.

Başka kimler var? HSYK seçimlerinde görüldüğü gibi yargı mekanizmasına ve Emniyete hâkim olan Nur Cemaatinin bugünkü şekillenişi var.

Ve nihayet ileri demokrasinin hem banisi, hem hamisi, 12 Eylül 2010 referandumunun, 12 Haziran 2011 seçimlerinin galibi Tayyip Erdoğan var.

Değişim değişim diye Erdoğan'a misyon atfedenler ve sair muhipler bu son olayı Tayyip Erdoğan'a yonttular. Efendim, Erdoğan Kürt sorununu barışçıl yollardan çözmek istiyormuş da “güvenlikçi politikalar” izleyen Cemaat buna engel oluyormuş. Yani Tayyip Erdoğan güvercin ve da barış meleği oldu. Yıllardır şiddeti uygulayan, 6000 kişiyi KCK diye tutuklatan rejimin başındaki şahıs o değilmiş gibi.

Nisan ayında Erdoğan yeni bir açılım yapacakmış, Cemaat buna engel olmuş. Oysa herkes biliyor ki Obama'nın talebiyle 2009 yazında açılımı başlatan, ama Habur'da Kürt halkının gösterdiği coşkuya karşı Türkçülüğün saldırıları sonucu anketlerde oylarının % 27-29'a düştüğünü görerek çark eden ve hemen KCK tutuklamalarını başlatan, bir yıl sonra da referandum düzenleyerek 2011 seçimlerini garantiye alan Tayyip Erdoğan'dan mı barış gelecek?

Peki, Oslo Görüşmeleri neydi mi? Apaçık değil mi: 2010 Referandumu ve 2011 Genel Seçimleri öncesinde PKK'yi oyalamak, eylemsizleştirmek için başvurulmuş bir entrikaydı. Çünkü ateşkesin olmaması halinde, AKP oy kaybedecekti. Oyun tutmuştur, Erdoğan istediğini elde etmiştir, 12 Haziran seçiminden az önce hükümet açısından düzmece olan bir protokol yapılmış, PKK taleplerinin kabul edileceği izlenimi yaratılmış, seçimlerden hemen sonra Temmuz 2011'de Başbakan mutabakat metnini imzalamamıştır.

Çocuk mu kandırıyorsunuz? Lozan'da bile İsmet Paşa sık sık Kemal Paşa'ya telgraf başında bilgi verip, görüş alırken, bugünkü iletişim çağında Oslo'nun evrelerinden ve hazırlanan protokolün her cümlesinden Erdoğan'ın haberi olmaması olası mı? Tabii ki, protokol kandırmaca amaçlıdır.

Ve o metne bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının onay verebileceğini havsalanız alıyor mu? Bugüne değin istisnasız bütün hükümetlerin ve medyanın sürdürdüğü kara politikaların, yalan ve tezviratın koşullanması altında, ayrıca Türklük propagandasıyla kendinden geçmiş Türk seçmeninin öyle bir metni kabul edebileceğini iddia etmek, ancak AKP'nin kandırmacalarına ortak olmak demektir.

Buraya kadar olay demokrasiye ne getirir, ne getirmez sorusuna baktık. Ama ortada iktidar içi bir güç paylaşımı çekişmesi olduğu açık. Erdoğan 19 Şubat'ta partisinin gençlerine multivizyondan seslenirken har zamanki gibi baskınlık yaptı, bağırdı, çağırdı, olay hakkında yorum yapanlara çattı, kurumlar arasında tam uyum olduğunu buyurdu.

Peki, o halde savcıyı neden görevden aldırdın, 9 Emniyet mensubunu neden oradan kaydırdın, en önemlisi yıldırım hızıyla kanun çıkarıp, MİT mensuplarına dokunulmazlık sağlayarak yarını neden garantiledin ve kuruma güvence verdin? Ya da madem ki ortada bir olay yoktu, “seçilmişleri atanmışlara kul etmeyiz” diye neden höykürdün? O atanmışları sen ve senin adamların atamadı mı?

Son olayın uluslararası boyutları, bölge politikası na ilişkin yönleri hakkında bir bilgi sahibi de- ğiliz, bu hususlar ileride açıklığa kavuşacak. Ama iç politika olarak şu kadarını söyleyelim ki, olay Erdoğan rejiminin karakterinin yeni bir ispatı oldu: Parlamentodaki çoğunluğuna dayanarak istediğin gibi yasa çıkartıyorsun, kendinin ve senden sonra gelecek başbakanların “ben görev verdim” demesiyle kamu suçlularına, çetelerine koruma şemsiyesi sağlıyorsun, işine geldiği gibi memleket yönetiyorsun.

Bunun da adı demokrasi oluyor. Hem de senin ve kavuk sallayıcılarının dilinde “ileri” cinsinden bir demokrasi.