1973 Şili darbesi

Dünya ve Türkiye Sol'unun birikimine, geçmiş deneylerine değer veren ve unutkan bir toplumda dün bilincini, bilgisini canlı tutmak isteyen bir yayın olarak, bu sayımızda 40 yıl önce 11 Eylül 1973'te Şili'de askeri bir darbeyle yıkılan Halk Birliği hükümetine ve Başkan Yoldaş Salvador Allende'ye yer veriyoruz. KIZILCIK

11 Eylül denilince bugün bütün dünyada 11 Eylül 2001 tarihi akla gelir. ABD'liler “11 Eylül”ü o denli klişe haline getirmişlerdir ki, o güne, konuşma dilinde “Nine/Eleven”, yazı dilinde ise “9/11” derler. Bütün basılı materyalde “9/11”, sözlü medyada “Nine/Eleven” hâlâ çok sık duyduğumuz kalıptır. Bu ibare her şeyden önce ABD'nin güvenliğini ifade etme aracıdır, ABD toplumundaki –ve derece derece bütün Batı'daki– İslamofobinin simgesi olmuştur. ABD'de asıl amaç savaş ve silahlanma politikaları nı sürdürmek için toplumda paranoya yaratmaktır. 1945 sonrasında Soğuk Savaşta komünizm korkusu devlete destek sağlamaya, gerici politikalara ve yüksek askeri bütçelere yarardı, bugün ise İslam korkusuna aynı işlev yüklenmiştir.

ABD ordusu (Türkiye Cumhuriyeti dâhil) başlıca müttefikleriyle birlikte Afganistan'a 9/11 bahanesiyle girmiştir. George Walker Bush - Dick Cheney - Donald Rumsfeld yönetimindeki ABD'nin ordusu ve –başta Halliburton ile Bechtel olmak üzere ABD şirketleri– aynı bahaneyle Irak'ı işgal ettiler. [Başkan Yardımcısı Dick Cheney Halliburton'ın, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ise Bechtel'in ortakları ve eski genel direktörleri arasındaydılar.]

ABD Irak'ta telafi edilemeyen yıkımlar yaptı, mezhep kavgalarına yol açtı ve işgal şu ana kadar 1 milyon insanın hayatını aldı.

Gelgelelim, bizim için 11 Eylül “İkiz Kuleler” olayından ibaret değil. Bir CIA+Şili Ordusu operasyonu olan faşist Pinochet darbesinin günü de 11 Eylül'dür.

Orta ve Güney Amerika hemen hemen bütün 20. yy. boyunca darbeler ve askeri yönetimler kıtası olmuştur.

Şili Darbesinden önce de, sonra da bölgede pek çok askeri darbe yapılmıştı; 1973 darbesinin önemi a) O tarihe kadar Şili'de on yıllar boyunca demokrasinin yaşayabilmiş olmasıydı, b) Darbe Kıtada genel oyla yönetime gelmiş Marksist bir politikacının Başkanlığında Sosyalist-Komünist-Radikal-Sosyal Demokrat-Halk Birliği Eylem Hareketi (MAPU) adlı sol partilerin hükümetini deviren bir askeri harekâttı.

Unidad Popular hareketine girmeyen ve cephe iktidarının icraatını genelde desteklemekle birlikte kendi bağımsız çizgisini koruyan, soldan muhalefet yapan MIR (Movimiento de Izquierda Revolucionaria= Devrimci Sol Hareket) adlı kuruluş da Şili'de adı geçen sol güçlerdendi.

11 Eylül 1973 darbesinden sonra Cuntaya karşı silahlı direnişe geçen tek siyasi grup MIR oldu. Fakat cunta şefi General Pinochet rejiminin terörü yüzlerce erkek-kadın MIR mensubunu öldürdü, binlercesini işkenceden geçirdi, Şili ordusu içindeki sempatizanlarını tasfiye etti.

Halk Birliği (Unidad Popular)

1960'lı yıllarda bütün dünyada sol yükselirken, Şili'de sanayi ve maden işçilerinin mücadelesi, köylü eylemleri (160'ı aşkın toprak işgali), güçlü bir öğrenci hareketi vardı.

Yaklaşan 1970 Başkanlık Seçimleri için yukarıda adlarını andığımız sol partiler bir program etrafında birleşip ortak aday gösterdiler. Bu aday Sosyalist Parti'den Salvador Allende idi.

Öğrenimi tıp olan Salvador Allende 1937'den beri parlamentoda bulunan, 1939'da Halk Cephesi hükümetinde Sağlık Bakanlığı yaparken “Yoksulların Bakanı” olarak sempati kazanmış) 65 yaşında bir politikacıydı.

4 Eylül 1970'de % 36,6 oyla seçimi kazandı, 3 Kasım'da da göreve başladı.

Halk Birliği'nin programında başta zengin bakır madenleri olmak üzere, yabancı ve yerli büyük sanayinin, bankacılık ve sigortacılığın kamulaştırılması, kapsamlı bir toprak reformu, sağlık ve eğitim sistemlerinin devletleştirilmesi yer almaktaydı.

Halk Birliği, program uyarınca Kamulaştırma hareketine girişti, tamamı ABD şirketlerinde olan Şili bakır maddelerini ve bankaları millileştirdi. Asgari ücreti arttırdı, işçi ücretlerini, küçük memurların aylıklarını yükseltti. Toprak ve tarım reformuyla topraksız köylüye toprak dağıttı, bedava tohum ve gübre verdi.

Özellikle toplumun en yoksul kesimi için sosyal güvenlik, gıda yardımı, asgari geçim yardımı getirdi yüksek devlet memurlarının aylıklarına sınır koydu, yaşlılara ve çocuklara yiyecek, içecek olarak (ayni) beslenme yardımı yaptı. 15 yaşın altındaki çocuklara her gün parasız süt dağıttı.

120.000 sosyal konut inşa ettirdi. Okuma-yazma seferberliği açtı, okullar yaptırdı, yoksulların çocuklarının okula gitmelerini sağladı.

Allende özellikle toplumun en yoksul katmanlarına yöneldi, bunlar arasında yerliler özel bir yer tutuyorlardı

Başkanlık sisteminden dolayı Allende'nin yetkileri genişti, ama parlamentoda azınlıktaydı.

Halktan yana bu reformlara parlamentodaki burjuva çoğunluğu engel oldu ve kamulaştırmaların yapılabilmesi için Parlamentonun onayını şart koştu. Ayrıca uygulanan kuşatma politikasıyla piyasada mal ve özellikle gıda darlığı yaratıldı.

İlk yıl % 8,3 büyüme oranıyla başarılı bir ekonomi yaşandıysa da, uluslararası kredi kurumlarının Şili'ye vereceği kredileri ABD'nin bloke etmesi, Şili'nin ihtiyacı olan makine parçalarının ithalatını engellemesi, muhalefetin ekonomide yıkıcılığa girişerek temel ürünleri piyasadan çekmesi sonucu ekonomide kötüleşme başladı. 1972'de enflasyon % 142'ye kadar çıktı. Dünya piyasalarında bakırın fiyatının üçte bir gibi yüksek oranda –ve birdenbire– düşmesi de Allende ekonomisi için ağır bir darbe oldu.

Buna rağmen 1973 Mart'ında yapılan parlamento seçimlerinde Halk Birliği % 43 oy alarak halk desteğini arttırdı. Fakat bu oran Halk Birliği'ne parlamentoda çoğunluk getirmedi. Salvador Allende reformlarını Başkanlık yetkileriyle sürdürmeye çalıştı.

CIA ve ITT

Sosyalist Küba'yla iyi ilişkiler Kıtada Küba'dan sonra ikinci sosyalist ülkenin Şili olacağı ve Güneydoğu Asya'daki gibi domino etkisi yaratacağı korkusuna yol açtı. Esasen, 1970 Başkanlık Seçimlerinde öncelikle de CIA Allende'nin kazanmaması için yoğun faaliyet göstermekteydi. ITT (International Telephone & Telegraph) şirketi ayrıntılarını burada yazamayacağımız kadar çok para dağıtmış, politikacı, general ve bürokrat satın almıştı. Buna rağmen Halk Birliği'nin adayı kazanınca, ABD ve ITT darbe hazırlıklarına girişmişti. ITT, Şili'nin bakır madenlerinin önemli kısmını elinde tutmaktaydı. ITT Küba'da 1 Ocak 1959 devrimini izleyen günlerde (3 Mart 1959'da) millileştirilmişti. Şili'de kuruluşlarının elinden gitmesi ise onun için çok daha büyük kayıptı.

ABD Başkanı Richard Nixon, Allende'nin seçimi kazanmasından on gün sonra, Başkan'ın devrilmesi için CIA Direktörü Richard Helms'e talimat verdi. “Bu adamdan hemen kurtulun, bunun için ne mümkünse yapın” dedi. Helms de darbe hazırlıklarına başladı. Ve CIA, Ekim 1970'den itibaren Şili Savunma Bakanlığı içinde adam satın almaya, anti-komünistleri teşkilatlandırmaya girişti.

Talimata göre, önce Şili'de ekonomik kriz yaratılacaktı. Nixon tarafından CIA direktörü Richard Helms'e yazılı direktifinde Nixon, Şili'yi kastederek, “Allende'nin iktidarı elde etmesini, ya da devrilmesini sağlamak acıyla ekonomiyi 'ateş topu yüklü' bir çığlığa döndür” diyordu.

16 Eylül 1970 tarihli bir CIA raporunda (yani Allende henüz göreve başlamamışken) Şili'de darbe yapılması için çalışmalara başlanması emredildi.

24 Ekim 1970 günü, CIA yönlendirmesiyle Roberto Viaux ve Camilo Valenzuela adlı generaller demokrat general René Schneider'i öldürdüler. Schneider meşruiyete saygı gösteren bir komutandı, önce onu bertaraf ettiler. Allende kabinesini kurarken, öldürülen generalin yerini almış olan General Carlos Prats’ı (sağcı muhalefeti yatıştırma niyetiyle) İçişleri Bakanı yaptı. General Carlos Prats rejime karşı bir askeri darbe planına katılmayı reddediyordu 1973'de İçişleri yerine, Savunma Bakanlığı ona verilecekti.

11 Eylül 1973 Darbesinden bir ay kadar sonra ABD Başkanı Nixon Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger'a telefonda “darbenin başarıya ulaşmış olmasından duyduğu memnuniyeti” dile getiriyor ve "darbenin başarılı olması için gerekli koşulları yarattıklarını" söylüyordu. Kissinger CIA içindeki ünlü “Kırklar Komitesi”nin önde gelen ismiydi (ve sonradan Dışişleri Bakanı olacaktı.)

Aynı şahıs darbe konusunda: “Ülkesinin insanlarının sorumsuzluğu yüzünden bir ülkenin komünist olmasına seyirci kalamayız. Sorunlar Şilili seçmenlerin kararına bırakılamayacak kadar önemlidir” demişti.

Faşist darbe geliyorum dedi

Halk Birliği Mart 1973'deki parlamento seçimlerinde kazandığı başarıya rağmen, ülke kargaşaya sürükleniyordu. Esas etmen ekonomiye yapılan sabotajdı.

Fakat siyasi provokasyonlar kargaşayı ve güvensizlik ortamını şiddetlendirdi. Bir zırhlı alay 29 Haziran 1973 günü, Cumhurbaşkanlığı Sarayı La Moneda'yı kuşattı. Darbe teşebbüsü hedefine ulaşamadı, ama hem istikrarsızlığı arttırmak, hem de herhangi bir askeri müdahale ihtimâlini yakınlaştı rmak (olağanlaştırmak) bakımından işlev gördü.

Temmuz'da And Dağlarındaki El Teniente'deki bakır madencilerinin de katıldığı genel grev zaten kriz yaşayan ekonomiyi daha da sarstı. Ağustos 1973'de Yüksek Yargı ile Allende hükümeti karşı karşıya geldi. Yüksek Mahkeme yapılmak istenen bazı dönüşümlerin anayasal olmadığını söylüyordu.

CIA tarafından yönlendirilen ana muhalefet partisi Hiristiyan Demokrat Parti ile faşist eğilimli Ulusal Parti arasında kurulmuş olan “Demokratik Koalisyon”, Allende'yi anayasayı çiğnemekle suçladı ve açık açık Şili Silahlı Kuvvetlerini göreve çağırdı.

2 Ağustos 1973 günü 110 bin otobüs, kamyon ve taksi sahibi greve gitti. Bu karşı koyuş esas darbeyi ekonomiye vurdu. Zaten küçük işletmeciler olan kamyon sahipleri sık sık boykotlarla mal ulaşımını felce uğratıyorlardı bu son grev durumu büsbütün kötüleştirdi.

Orduda yükselen Prats aleyhtarlığı büyüdü. Generallerin çoğu Prats'ın Allende'yi engellemeyeceğine kâni oldular ve baskıları arttırdılar. O kadar ki, generallerin eşleri Prats'ın evinin önünde gösteri bile yaptılar. General Prats 24 Ağustos 1973 günü, hem Savunma Bakanlığı, hem de Genel Kurmay Başkanlığı görevlerini bıraktı. Allende aynı gün hükümete sadık sandığı General Augusto Pinochet'yi o göreve atadı.

O günlerde 100 bin kadar Şilili ev kadını yükselen fiyatları ve artan gıda yokluğunu protesto etmek amacıyla öfkeli biçimde “Anayasa Meydanı”nda (Plaza de la Constitución) gösteri yaptılar.

Sonuçta 11 Eylül sabahı Gen. Kur. Bşk. Pinochet kumandasında kara, deniz ve hava kuvvetleri darbeyi başlattılar.

Bugün Güney Amerika kıtasındaki siyasal ve sosyal gelişmeler dünya soluna önemli deneyler ve perspektifler sunmaktadır. Geçmişte verilmiş mücadelelerin birikimi günümüz dünyasının koşullarında değişik biçimde meyvelerini vermektedir.

Şili'nin Halk Birliği tecrübesi ve Başkan Yoldaş Salvador Allende (Simon Bolivar, Emiliano Zapata, Jose Marti, Farabundo Marti, Augusto Sandino, Fidel Castro, Hugo Chavez ve tabii ki, Che Guevera gibi) bu birikimin önemli bir simgesidir.

Salvador Allende'ye istediği ülkeye gidebileceğini söyledilerse de, Başkan hiçbir yere gitmeyeceğini belirtti, bunun üzerine uçaklar Moneda Sarayı'nı bombaladılar, özel askeri timler saraya girdiler.

Salvador Allende miğfer giydi, eline silah aldı Başkanlık Sarayı'nı savundu ve kendisinin de Halk Birliği'nin de onuru için hayatını verdi.

Saray taarruz altındayken Şili Radyosundan üç kez halka seslendi. Son mesajı aynen şöyleydi:

“Size son kez hitap ediyorum. Uçaklar Magallanes radyosunun vericilerini bombaladı.

Bu tarihsel geçiş anında, halkıma sadakatimi hayatımla ödeyeceğim. Ama yüz binlerce Şililinin bilincine düşen tohum er geç yeşerecek. Onların silahları ve güçleri var. Ama toplumsal ilerleyişi şiddet ve cinayetle durduramazlar. Bu ülkenin geleceğini kuracak gençlere sesleniyorum: Şili'de faşizmin geçmişi uzun. Tüm terörist suikastlar, havaya uçurulan köprüler, yıkılan demiryolları, patlatılan petrol kuyuları onların eseriydi.

Hepsi satın alınmıştı. Tarih önünde yargılanacaklar.

Az sonra sesimi artık duymayacaksınız. Ama hep sizinle olacağım. Beni vatana sadık bir onurlu insan olarak hatırlayın. Halkım kendini savunmalı, ama feda etmemeli. Vatanın emekçileri, ben Şili'ye ve geleceğine inanıyorum. Başka adamlar, başka insanlar ihanetin bastırdığı bu acı karanlığı aydınlatacaklar. Er geç özgür insanın geçeceği kapıları açacak ve daha adil bir toplum kuracaklar. Yaşasın Şili! Yaşasın halk! Yaşasın emekçiler!

Bunlar benim son sözlerim ve fedakârlığım boşuna değil, satılmışlığa, korkaklığa ve ihanete bir ahlâk dersi olacağına eminim."

Pek çok kimsenin “Compañero Presidente “ (Başkan Yoldaş) diyerek sevdiği Salvador Allende'nin halkına söylediği son sözler bunlar olmuştu.

General Pinochet 11 Mart 1990'a kadar ülkeyi askeri diktatörlük rejimi altında yönetti. Darbe yüzünden 100 binden fazla kişi gözaltına alındı, 40 bini tutuklandı. On binlercesine işkence yapıldı. 3 bin kişi gözaltında öldürüldü. Devlet ve çeteleri tarafından öldürülen, cesetleri bile bulunmadığı için kayıplar listesine kaydedilen binlerce insanın mezarları bile bulunamadı. Binlerce ceset Pasifik Okyanusu'na atılmıştı. Öldürülenlerin bir kısmı da Atacama çölünün tuzlu toprağına gömülmüşlerdi. Tuzun koruyucu etkisi nedeniyle sonraki yıllarda o toplu mezarlardan cesetler çıkarılabilecekti.

200 bin kişi ülkeyi terk etmek zorunda bırakıldı. 25 bin öğrenci, bin öğretim görevlisi üniversitelerden çıkarılırken, 200 bin işçi de işlerinden atıldı. Şili'de 1973'de yüzde 6 olan işsizlik oranı, Pinochet'nin görevi bıraktığı 1990'da yüzde 35'e yükseldi.

İşte size ITT'nin, Anaconda'nın, Kennecott'ın süfli çıkarları için Şili halkına çektirdikleri.

Şili deneyinin gösterdiği

Şili'nin sosyalizme geçiş deneyi 20. yy. da pratik ve teorik dersler bırakmıştır.

Yaşanılmış olayın gösterdiği somut olgu, Soğuk Savaş döneminde nüfuz bölgelerine ayrılmış bir dünyada ABD'nin kendi arka avlusunda sosyalist kuruluş girişimine karşı tüm şiddetiyle saldırmasıydı. ABD ikinci bir Küba oluşmasın, oluşursa başkaları da onu izler ve Kıta elimden gider korkusuyla öyle bir olasılığı engellemek için elinden geleni yapmıştır.

II. Dünya Savaşı bitiminden sonra Soğuk Savaş boyunca nüfuz bölgelerinin bulunduğu kimsenin meçhulü değildi.

1970-1973 arasındaki Unidad Popular hükümeti Küba (ve kısmen ÇHC) dışında sosyalist ülkelerden yardım ve destek göremedi. Şili ile SSCB arasındaki ticaret hacmi de artmadı. Allende Moskova ziyaretinde umduğu krediyi de alamadı.

Bütün komşuları ve Kıtanın tamamı ABD kuklası rejimlerdi ve de ekonomik ilişkiler kurulmasında güçlükle karşılaşıldı. O devletlerin hemen hepsi ABD'nin Şili'ye uyguladığı ambargonun parçası oldular.

Buna rağmen “devrim başarıya” ulaşabilir miydi? Daha doğrusu sosyalizme geçme girişimi bir sosyal devrime dönüşebilir miydi?

Kanımızca bu mümkündü.

Fakat öyle bir devrimi başaracak nitelikte hazırlıklı halk güçleri bulunmuyordu.

Dün de, bugün de dünya ilericilerinin Salvador Allende'ye ve kişiliğine duyduğu sevgi sadece onun faşizmin kurbanı olmasından ileri gelmiyordu. Allende sağlığında da dünyada büyük bir sempati toplamıştı.

Kendisi bir romantikti: Yalnızca halkına değil, toplumuna da büyük bir inanç besliyordu. Uzun dönemler iyi-kötü demokrasiyi yaşatabilmiş Şili'de toplumun sosyalizme barış içinde geçebileceğine inanıyordu.

Oysa sosyalist kuruluş, a) Politik devrim (halk güçlerinin iktidara gelmesi), b) Sosyal devrim (mülkiyetin toplumsallaşması) demektir.

Emekçiler siyasi, ekonomik, kültürel örgütleriyle yönetime şu veya bu şekilde gelebilirler, ama üretim ve dolaşım araçlarını özel mülkiyetten sosyal mülkiyete geçirmeleri hiç de kolay değildir. Çünkü mülksüzleşecek sınıf ve katmanlar var güçleriyle karşı koyacaklardır.

İşte o zaman siyasi iktidarı korumak yaşamsal önem kazanır. Bu bakımdan yönetime gelmek ile iktidar olmak aynı şey değildir.

Sosyalizme barış içinde, huzur içinde geçmeyi bütün ilerici güçler elbette isterler, kimsenin burnu kanasın istemezler. Fakat mülkiyetlerini kaybedecek (üretim araçları ellerinden çıkıp, topluma mal olacak) mülkiyetli sınıflar buna asla müsaade etmezler.

Onlar için demokrasi demek, özel mülkiyetin behemehâl korunması demektir. Bu nedenle sosyalistleri “demokratik olmamakla” itham ederler. Demokrasi savunucuları mülkiyetleri tehlikeye girince darbe yaparlar (Şili 1973), iç savaş çıkarırlar (Sovyet Rusya 1918-1922) , her yeri kana bularlar (İspanya 1936-1939). O yaptıklarında dış destek alırlar: Şili'de ABD, Rusya'da emperyalist devletler, İspanya'da Hitler Almanyası ve Mussolini İtalyası.

Bir işçi ve emekçi yönetiminin sürdürülmesi (iktidar olup olamaması) konusunda yaşanmış ilk deney 1870 Paris Komünü'dür.

Paris Komünü yenildi. 30.000 kadın ve genç insan barikatlarda can verdi, 20.000 kişi idam edildi, 7.000 Komüncü Pasifik'deki Yeni Kaledonya'ya sürgün edildi. Fransa o sırada Prusya ile savaş halindeydi. Komün olayı patlak verince Alman orduları Paris'e gelip Fransız ordusunun yanında kentin kuşatılmasına katılmıştı. Yani burjuvazi çıkarını biliyordu. Devrimin Fransa'da başarıya ulaşması Almanya'yı da etkileyecekti.

Marx, Komün deneyinden edindiği dersleri “Fransa'da İç Savaş” kitabında özetler.

Lenin, 1917 Nisan-Ekim arasında yazdığı “Devlet ve Devrim'de öğretiyi geliştirdi.

Yapılan tespitin özeti, burjuva devlet makinesi korunarak sosyalizmin kurulamayacağıydı.

Mademki, devlet egemen sınıfın baskı aracıydı, o mekanizma burjuvazinin sınıf egemenliğine (özel mülkiyetin ve piyasa ekonomisinin yaşarlı olmasına) göre kurulmuştu,

İşçilerin, diğer emekçilerin demokrasisi ve kurumları oluşturulmadan toplumsal mülkiyeti getirmek ve korumak mümkün olamazdı.

Üstelik Şili'de “burjuvazi” sadece Şili burjuvazisi değildi, asıl oligarşiyi ABD şirketleri (ITT, Anaconda ve Kennecott şirketleri) oluşturmaktaydı. ABD tabii ki Halk Birliği'ni serbest bırakmayacaktı.

Dönüp geriye baktığımızda Unidad Popular ile başlayan sürecin umutsuz bir atılım olduğunu, bu nedenle trajediyle sonuçlandığını söyleyebiliriz.

Allende ve Halk Birliği hükümeti bütün imkânsızlıklar içinde emekçiler için, özellikle toplumun en alt katmanları için olağanüstü iyileştirmeler yaptı. Fakat ABD'nin Kıtadaki varlığına ve saldırganlığına rağmen Halk Birliği'nin başarılı olabilmesi, yönetime geldikten ve konumunu sağlamlaştırdıktan sonra devrimi koruyacak silahlı örgütlenmelerle açılabilirdi.

Hemen belirtelim ki, barışçıl geçişin mümkün olamayacağını söylemek politik devrimin illa ki silahla gerçekleşebileceği anlamına gelmez. Yoğun ve kesintisiz kitle gösterileri, yaygın grevler, boykotlar vasıtasıyla rejimi çökertmek mümkündür. Ama yerine gelecek halk yönetiminin iktidar (kudret sahibi) olabilmesi, toplumsal değişimi başlatabilmesi için caydırıcı güce dayanması ve burjuvazinin o aygıtını dağıtması gerekir.

İnsanlık bilinci ister ki, yeryüzünde silah hiç olmasın, ne uluslararası politikada, ne de içerideki sınıf mücadelesinde silaha başvurulsun.

Ama silaha başvuran burjuvazidir. Devlet demek güç demektir, güç ise silahlı güçtür, asker, polis demektir. Halk Birliği karşı tarafı silahsızlandıramamıştır. Kendi caydırıcı gücünü de oluşturamamıştır.

Böyle olunca, Halk Birliği'nin yaptıkları emekçilerin yaşama ve çalışma koşullarını iyileştirme reformları olarak kaldı. Millileştirmeler ise kurulu düzende bir çeşit devlet kapitalizmi uygulamalarından öteye geçememiştir.

Dolayısıyla, Halk Birliği deneyi –kendisini sosyalist olarak tanımlasa da– radikal reformların yapıldığı bir dönem olmuştur.

Emperyalizmin nüfuz alanındadır diye devrim hepten imkânsız değildir. Orta Amerika'da Küba örneği dışında Nikaragua deneyi de yaşanmıştır. Sandinist Ulusal Kurtuluş Cephesi (FSLN) 1978-1979'da silahlı mücadele sonunda Somoza diktatörlüğünü yıkarak iktidara gelmiş, Küba, SSCB, Bulgaristan, Yunanistan, İsveç, Venezuela, Meksika gibi ülkelerden destek görmüştü. ABD'nin Kontra'lar vasıtasıyla başlattığı karşı-devrimci savaş da bertaraf edilmişti.

Silahla gelen FSLN çoğulcu serbest seçimlerde oylarını % 67'ye kadar yükseltmişti. Sandinist gerillalar FSLN iktidarında düzenli ordu askerine ve halk milislerine dönüştükleri için Kontraları yenebilmişlerdi.

FSLN ekonomik zorluklar yüzünden 1990 seçimlerini kaybederek iktidardan çekildi, halk desteğini yitirdikten sonra iktidarını ancak zorla sürdürebilirdi, bunu yapmadı.

Bugün Orta ve Güney Amerika Sol'a zengin deneyler ve perspektifler sunan gelişmeler yaşamaktadır. Kıtanın geçmiş birikimi 21. Yüzyılın koşullarında meyvalarını vermektedir. Bütün bu birikimde Salvador Allende ismi de Simon Bolivar, Jose Marti, Emiliano Zapata, Augusto Sandino, Fidel Castro, Hugo Chavez ve tabii ki Che Guevara gibi özgürlük sembollerinde birini olarak halkların kalbinde, bilincinde ve mücadelesinde yaşamaktadır.