İddialar çöktü: Kabataş'tan görüntü yok

Gazetecilikte eskiden kalma bir deyim vardır: Bir haberin peşini bırakmamaya, sonrasını izlemeye “fikri takip” denir. Bu deyim tabii ki sadece gazeteciliğe ait değil. Politikada özellikle muhalefet için fikri takip önem taşır.

Gezi Direnişi sonrasında en önemli fikri takip konusu Gezi yalanlarının başında gelen, “Kabataş'ta türbanlı ve çocuklu bir kadın dövüldü” iddiasıydı.

Konuya Tayyip Erdoğan'ın muhibbelerinden Elif Çakır isimli gazeteci sayesinde vakıf olmuştuk. [Elif Çakır, Başbakanına o kadar hayrandı ki, sinemada süper prodüksiyon yöneticilerinden Steven Spielberg'in Tayyip Erdoğan'la ilgili bir film yapmasını dilemişti.]

Geçen sayımızda değindiğimiz gibi, AKP'nin basındaki koçbaşı Star Gazetesinin habercisi Çakır, Kabataş'ta başörtülü bir kadının 70 ile 100 kadar belinden yukarısı çıplak ve siyah eldivenli erkeğin saldırısına uğradığını yazmıştı. Saldırganlar yere düşen kadını tekmelemişler, hâtta üzerine işemişler.

Zehra D. isimli kadın Elif Çakır'a şöyle demiş: “’Ne geldiyse bu ülkenin başına bunların başörtüsü üzerinden geldi, vurun şuna’ deyince, bir adam arkamdan tekme tokat vurmaya başladı.

Sonra bağırmaya başladılar. Devrim yaptıklarını, ihtilâl yaptıklarını, ülkeyi bize teslim etmeyeceklerini, Erdoğan'ı asacaklarını, Erdoğan'ı da, hepimizi de tek tek...

Bir taraftan ‘Bu üllkenin gerçek sahibi biziz anladınız mı ulan’ diye bağırıyorlar, bir taraftan tekmeliyorlardı.

'Kutsal başörtüymüş, görün bakalım kutsalı size neler yapacağız' diyerek aklınızın bile almayacağı şekilde küfrettiler, vurdular, vurdular... 'Asacağı z Erdoğan'ı anladın mı' diye bağırdılar.” [Yalanın bu kadar kuyruk takılanı, böyle allanıp pullananı az görülür: Devrim, ihtilâl, adam asmak gibi laflar tamamen uydurma. AKP taraftarlarına hitap etmek için uydurulmuş yakıştırma.]

Elif Çakır'ın Zehra D. ağzından aktardığı bu yalanları Tayyip Erdoğan diline doladı ve meydan meydan tekrarladı.

Sonra gazeteci Balçiçek İlter, Elif Çakır vasıtasıyla Zehra D.'den randevu aldı ve gitti konuştu. Kadının anlattıklarına ikna olduğunu yazdı. Nerede? Star Gazetesinde.

İlter dört madde sıralıyordu:

1- Zehra “eli eldivenli adamlar” demedi bana, bir adamın elinde deri eldiven vardı dedi. [Demek ki, Elif Çakır yalan söylemiş.]

2- İki ya da üç adamın üstünün çıplak olduğunu söyledi. [Demek ki Elif Çakır sayıyı 70-100'e çıkararak gene yalan söylemiş.]

3- Kameraların bir çoğu tahrip edilmiş, sadece bir tanesinden istenilen görüntüye ulaşılabilmiş, eşgaller inceleniyormuş. [Vali Mutlu yaptığı açıklamada elde hiçbir mobese kaydının bulunmadığını kesin dille açıkladığına göre, demek ki, Balçiçek İlter de mesnetsiz konuşmuş.]

4- Zehra'nın darp raporu da var, suç duyurusu da. [Rapor önemli olsaydı gazetelerde yayınlanırdı. Şimdi savcılığın dosyasında bulunmalı. Ama sanıklar ortada yok. Çünkü İlter'in iddiasının aksine kamera kaydı yok, eşgallerin de incelendiği doğru değil. Yani zanlı olmayınca sanık da olmaz. Bu nedenle “suç duyurusunda bulundu” lafını kanıt diye sunmak gazetecilik mi?]

Hürriyet'ten Ayşe Arman İlter'in yazdıklarıyla ikna olmadığını yazdı. Elif Çakır'a başvurdu, Zehra D. ile görüşmek için randevu rica etti. Fakat o randevu talebine yanıt gelmedi. Arman “hâlâ bekliyorum” diyordu, bugün hâlâ bekliyor mu, bilemeyiz.

İlter ise “ben kimseyi ikna etmek zorunda değilim” diyor. Bir gazetecinin böyle bir söz söylemesi yazdıklarının zayıflığını gösterir. Tabii ki, zorunda değil, ama okurlar da ona inanmak zorunda değiller.

Söylemek istediğimiz: Türkiye çabuk unutanlar ülkesi. Osmanlıca'dan kalma “beşer hafızasının unutmakla malûl olduğu” saptaması ne kadar da doğru.

Ne var ki, biz Gezi Direnişinin bu en büyük yalanını unutmayacağız. Ve çabucak unutan gazetecileri, yalanlarını Elif Çakır'ın yüzüne vurmayan meslektaşlarını, en önemlisi bu ülkede Başbakanlık koltuğunda oturan şahsın dezenformasyona dört elle sarılmasını da unutmayacağız.

Kabataş iskelesinde itiş kakış olabilir, Zehra'ya hakaret edilmiş de olabilir. Ama İçişleri Bakanı'nın rakamıyla 79 ilde, 2,5 milyon insanın katıldığı o kadar yaygın bir hareketi böyle birkaç kişilik münferit bir olayla nitelemek Tayyip Erdoğan'a ve onun şahidi Elif Çakır'a nasip olmuştur.