Yurtda sulh imiş…

Recep Tayyip Erdoğan dış politikasının “Sıfır sorun” olacağını açıkladığında Kızılcık, “'sıfır sorun'un bizatihi kendisi sorundur“ diye yazmıştı. Hem de sivri zekâlı bir çok AKP hayranı Türk aydını, “Erdoğan tarih yazıyor” diyerek secdeye varırken. Davutoğlu'nun şeyinde boncuk bulmuşlardı. Gaz verdiler: “Yeni Osmanlıcılık”, “Van minut” falan...

Aptal olan bile dönüp arkasına şöyle bir baksa, “Yurtda sulh, cihanda sulh” diyen Cumhuriyet'in bununla “Sıfır sorun” demek istediğini hemen anlardı. “Sıfır sorun” Türk devletin kuruluşunda, bir “tutunma taktiği” olarak vardı. Başarıyla uygulandı. Cumhuriyet, dönüp bakarsa sorun çıkacağını anladığı tüm ülkelere ve bölgelere kendini kapatı. Ortadoğu'ya sırtını döndü. Hiç sorun çıkmadı. “Yurtda sulh, cihanda sulh” politikası da zaten iki zıt kutba bölünmüş bir dünyada ancak böyle uygulanırdı. Ve o devlet NATO'ya girip dünyanın iki zıt kutbu arasında 'tampon' oldu, paçasını kurtardı, aksi halde tuzla buz olması işten bile değildi.

O devlet bu devlet...

Duvar yıkıldığında sanıldı ki dünya dümdüz olup ABD'nin ve emperyalist Batı'nın ayakları altına serildi. Türk devleti de bir ara heyecanlandı, “Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar” tuhaf rüyalar görmeye, “Musul!” falan demeye başladı. Hemen uyandırdılar.

Erdoğan'a gelirsek: Batılılar “Aslansın!” diyerek egosunu şişirdiler. O da gerçek sandı, nerede duracağını bilemedi. Şahsi hesaplarını ve ihtiraslarını gerçekliğin üstüne çıkardı. “Savaş istiyorum!” diye diretti. Anında yalnız bırakıldı.

Şimdi durum şudur: Yapayalnız Erdoğan üflense iktidardan düşecek. Çok yanlış. Aksine, iktidara daha çok sarılacağı tehlikeli bir döneme girdi Başbakan Erdoğan. Korktuğu için herkesi korkutuyor, korkutacak. Gezi direnişçileri korkuyu yendiler, “evet, ama yetmez!”

Korkusuz ve kararsız bir sınıfsal, ya da aynı anlama gelmek üzere toplumsal muhalefeti ortaya çıkarmak gerekiyor.