Diyanet de Gezi'deydi

Türkiye Cumhuriyeti “Ulu Önder Atatürk'ün kurduğu laik, demokratik, hukuk devleti” diye tanımlanır. Kemalistler kurulan devletin laik olduğunu iddia ederler. Hatta Kemalistler yakın yıllarda “Türkiye laiktir, laik kalacak” diye bağırırlardı.

İşte o laik devletin Diyanet İşleri Başkanlığı diye bir kurumu var. Cumhuriyetin ilanından 5 ay sonra, Osmanlı'daki “Şeriye ve Evkaf Vekaleti”nin yerine, İslam dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek göreviyle Gazi Paşa'nın emriyle 429 sayılı kanunla T.C. Başvekaletine bağlı bir teşkilat olarak kurulmuş.

Bütün bunlar fiyakalı laflar, ama öyle bir devlet düşünün ki, Hem Müslüman, hem Sünni ve esas olarak Hanefi.

Ve öyle bir din düşünün ki, kendi hiyerarşisi yok, Başbakan o hiyerarşinin en tepesindeki şahsı atıyor, oradan aşağıya doğru hiyerarşi devlet bürokrasisi biçiminde oluşuyor. [Mesela bu nedenle bir medya programında birisi Fetullah Gülen için “emekli vaiz” deyince, bir başkası kıyameti koparıyor. (Ülke TV, Bıçak Sırtı, 24.06.3013) Kavgacıların ikisi de haklı, Dini mertebeye göre, Gülen Nur Cemaatinin en tepesindeki kutsal kişi, Devlet hiyerarşisinde ise emekli vaiz.]

Oysa laiklik demek dinin devletle hiçbir bağının olmaması demek.

Ulu Önder bu kurumu kurmakla yobazlığa karşı dini kontrol altına alacağını sanmıştı, şimdi ise devlet (halkın parası) yobazlığı besliyor. Sadece din adamlarının maaşlarını ödemiyor Kur'an Kurslarında on binlerce çocuğu laik eğitimle değil, dinsel eğitimle yetiştiriyor. 2013 Diyanet Bütçesi 4,6 milyar lirayla 11 Bakanlığın bütçesinden daha fazla. Örneğin, Sağlık Bakanlığının 2,5 milyar olan bütçesinin hemen hemen iki katıydı. İçişleri 2,9 milyar, Bilim, Sanayi ve Teknoloji 2,5; Çevre ve Şehircilik 1,9; Kültür ve Turizm 1,9 ; Dışişleri 1 ,6; Ekonomi 1,4; Enerji ve Tabii Kaynaklar 0, 6 milyar TL bütçeden pay almışlar. Diyanet bu bütçeyle devletin 12ci en büyük kurumu olmuş (T24, 23.10.2012.)

Biber gazına fetva

Gezi Parkı olayları sırasında Diyanet'in “Alo Fetva” adlı hattı biber gazına icazet verdi. [Resmi bir devlet kurumunun Fetva Hattı ismini kullanması bile bir rezalettir.]

Diyanetin biber gazı hakkında verdiği fetvada aynen şöyle denildi:
“Her ülkede, bu tarz olaylarda bu tarz gösteri yapanlara, şiddete başvuru yapanlara karşı savunma biçimi geliştiriyorlar. Devletimiz de bunu yapıyor. Daha önce de duyuru yapıyorlar zaten, astım hastaları varsa alandan ayrılsın, biraz sonra müdahale edeceğiz diye. Yani dini açıdan bunların bu şekilde değerlendirilmesi doğru değil. Daha farklı şiddeti engelleyici savunma biçimleri de geliştirilebilirdi ama en uygunu bu, karşı tarafa en az zarar veren budur ki, kullanılıyor. Ve karşı tarafı dağıtmak için fiili bir müdahalede bulunulması lazım. Bu cop da olabiliyor. Başka ülkelerde polisler plastik mermi kullanılıyor. Yani bu noktada biber gazı kullanılmasında bir sıkıntı yok. En zararsızı biber gazıysa bununla müdahale edilmesi en doğrusudur.”

Tayyip Erdoğan “ulemaya sormak lazım” der. Onun ulema dediği “din âlimleri” dir. Biber gazı konusunda Tayyip Erdoğan'ın atadığı âlimler böyle demiş, Oysa konuyla ilgili asıl âlimler olan Tıp bilginleri ise tersini söylediler.

İstanbul Üni. Tıp Fakültesi'nin Emniyet Müdürlüğünün sorusuna yanıt olarak gönderdiği raporda:
“Biber gazları ve tozları deri üzerine mukozaya uygulandığında kızarıklık ve yanma hissi uyandırır. Ayrıca gözde geçici körlüğe ve irritasyona sebep olabilir. Ancak bu etkilerin hiçbiri kalıcı değil” denildi. Raporda şu ifadeler yer aldı:
“Vücuda değdiği yerde ısı artışı ve yanma hissine sebep olur. Damarları genişletir, ağrı- ya yıl açar. Biber gazı ve tozlarının istenmeyen etkileri bulunmaktadır. Burun sinirlerini duyarsızlaştırıp hapşırık, dolgunluk ve burun akıntısına neden olur. Tolere edilmeyen yanma hissine sebep olur. Gözde geçici körlüğe yol açar.”

“Camide seviştiler”

İleri Demokrasi'nin Diyanet'inin ikinci cürümü 2 Haziran günü Dolmahçe'deki Bezmi Âlem Valide Sultan Camii'ne sığınanların seviştiklerini iddia etmek oldu.

Bilindiği gibi, müezzin Fuat Yıldırm “Ben cami içerisinde içki içen ya da elinde içki şişesi olan birini görmedim. Görmediğim şeyi söylemem” diye konuştuğu için Emniyet Anti-Terör Şubesinde 6 saat sorguya çekilmiş, Müftülükte de ifade etmiş, Merkezden gelen Diyanet. Müfettişlerine de bildiklerini anlatmış, sözleri hoşa gitmediği için mecburi izne çıkarı lmıştı.

Diyanet İşleri Başkanlığı'nı raporunda camide içki içildiği konusunda bir ibare yoktu, fakat başka bir iftira vardı. Müfettişler “Cami içerisinde ahlaka mugayir hareketlerde bulunanlar vardı” diyorlar, Bu çerçevede bazı eylemcilerin cami içerisinde sevgilileriyle “yakınlaştıkları”nı iddia ediyorlardı. Raporda, “Cami içerisinde yaralı insanların ve onlara müdahale eden doktorların” da bulunduğunu belirten müfettişler tüm bu saptamaların ardından “Caminin kutsiyetinin zarar gördüğünü” söylüyorlardı.

Görüldüğü gibi bu Diyanet Tayyip Erdoğan'ın Diyanetidir.

Fakat bizin sözümüz Atatürkçülere. Tayyip Erdoğan'a kızmayın, ona Diyanet Başkanlığı diye bir kurumu onun emrine veren Ulu Önder'dir. O kurum kendi emrindeyken iyi, şimdi mi kötü?

Hayır, o kurum her zaman kötü, çünkü laiklik değil. Devlet dinsizdir. Bireyin dini olur, ama devletin dini olmaz. Laiklik istiyorsanız önce Diyanet İşleri'nin lağvedilmesi, din kurumunun kendi kendini finanse etmesi, kaynaklar yaratması, mesela hayır sahibi ve dahi paralı müminlerden “sponsorlar” bulmasını ya da Müslümanlardan para toplamasını, ama devletin eski eser niteliğindeki cami ve külliyelerin bakımı dışında dine 5 kuruş bile bütçe ayırmamasını savunun. Yoksa devletin sağlık hizmetlerine ayırdığı paranın iki katı din adamlarına, Kur'an kurslarına gider, siz de kurumu değil, sistemi değil kişileri eleştirerek havanda su döversiniz.