Tepki

Adına “Haziran 2013 Direnişi” diyelim. Birdenbire geldi. Temelinde bilinç ve plan yok, ama Recep Tayyip Erdoğan’a, onun her işe burnunu sokan tek adamlığına karşı duyulan ÖFKE, NEFRET, TİKSİNTİ gibi duyguların bütün versiyonları vardı. Bu nedenle tek ses verdi: “Yeter be artık!”

Kitlesel ve toplumsaldı, sınıfsal değildi. Korkusuzdu. Neşeliydi. “Özgürlük istiyor” gibiydi. Ama özgürlüğü ne yapacağım diye kendine sormamıştı.

Kritik nokta burasıdır. Haziran Direnişi’ne sormak için erkendir belki ama önünde-sonunda sorulacak soru şudur budur, çünkü özgürlük elle tutulabilir somut bir şeyse özgürlüktür.

Direnişin bu yaşamsal soruya verecek bir yanıtı bulunmadığı için işçi ve emekçilerde sınıfsal bir heyecan yaratamadı.

İstanbul Gezi Parkı’nda patlayan öfkeyi Anadolu illerine kim taşıdı? Bunun cevabı da önemlidir.

“Türkiye solu” taşıdı. Solun böyle bir kapasitesi yoktu elbette, ama onun devlete ve hükümete duyduğu öfke ile kitlelerin, özellikle de kadınların ve gençlerin öfkesi bir noktada buluştuğu için böyle olabildi. CHP sahadan kaçtı ve tabanı CHP’den kaçabildiği oranda Direniş’e katıldı. Bu da gösterdi ki Türkiye solunun söylemesini bilirse eğer, söyleyecek sözü her zaman vardır.

Ulusalcılık nöbetine yakalanmış sol öbekler Direniş’e Türk bayrakları ile katıldılar, doğru da yaptılar ama Direniş’i “Cumhuriyet Mitingleri”ne dönüştürme hevesleri boşa çıkınca kaç balık yakaladıklarını saymaya başladılar.

BDP Direniş’e katılmadı. Erdoğan’ın yanında kaldı. “Barış sürecine zarar verecek” diye hesap yaptı. Direniş bu hesaba, içindeki ulusalcıları da yerin dibine sokacak bir basiretle cevap verdi. Taksim-Lice dayanışmasını yarattı. Anlaşıldı ki, BDP “Kürt çapı”nda olmayı aşıp “Türkiye çapı”nda olmaya yönelecek bir siyasi kapasiteden yoksundur. BDP Türk solundan öğrenmeye bakmalıdır.

Kısaca Gezi Direnişi ders alınsa da güzeldir, alınmasa da. Çürütülmesin yeter!