Stratejik ortaklıklar

Yeni bir “ Kürt açılımı “ için CHP ve AKP’nin el ele verme ya da işbirliği kararı almaları sorunun çözümünü sağlayacak ya da kolaylaştıracak gerçek bir yol haritası arayışına mı işaret ediyor? Yoksa her iki partinin kendi ard niyetlerini “Analar- Bacılar Ağlamasın!" ve “Barış!” demagojisi ardında Kürtlere dayatmaya kalkmaları yolunda müşterek bir manevra mı? Öyle bir manevradan başka bir şey olmadığı çok geçmeden anlaşılacaktır. AKP’nin de CHP’nin de gözünde sorun, Kürtlerin “eşitlik” ve “özgürlük" talebinin somut ifadesi bağlamında bir Kürt sorunu değil çünkü; TC devletinin, evvelden beri ve de en son şu otuz yıldır çözümünü Kürt, Türk onca ananın gözyaşı bahasına Kürtlere dayatmakta fena halde zorlandığı kendi Kürt sorunu.

CHP’de yaklaşık iki yıllık yeni yönetim Parti’nin yıllardan beri onca şikayete, sızlanmaya, ağır eleştiri ve kötülemeye maruz kalmasına, horlanmasına neden olan “siyasi atalet" halini –bir ihtimal, çok yakında yapılacak yeni Kurultay’ı da gözden uzak tutmayarak– üzerinden atmayı deniyor. Bundan öte bir şey olmadığı, Tayyip Erdoğan’ın hemen önerinin üzerine atlayıp “okey!” demesinden de belliydi. Kürt sorununu çözmeye yanında gerçekten çözüme müzahir, ayağı yere basar bir yol haritasına sahip öyle bir ortakla kalkışması, kendisinin her sorunun hakkından gelebilir en güçlü lider imajına yakışmazdı.

“Terör” denilen sorunun resmi ve fiili muhatabı olan AKP, Kürt özgürlük hareketine karşı “güvenlikçi” denilen Gestapo taktiklerinin uygulayıcısı olarak içinde debelendiği belâlı çıkmazın uluslararası kimi platformlarda olduğu kadar kendi partisi içinde de doğurduğu aksülamelleri savuşturmaya elverir bir gelişmenin başlangıcı olabileceğini düşünerek adeta balıklama daldı CHP’den gelen öneriye.

Bu yan yana gelişin –bir deneme faslından mek parmak ileri bir yere varacak olsa bile– kamuoyunu bir süre daha oyalamayı değil de, esas sorunun çözümü yolunda zikredilmeye değer bir dizi kazanım elde edilmesine yönelik ne gibi yararı olabilir? HİÇ!

“Kürtlerin Kürt sorunu”nun çözümü yolunda şu ya da bu kadar mesafe alınmayacak olduktan sonra, TC devletinin Kürt sorununu temelden çözecek sözde bir yol haritası kimin elinde olsa ne olur, olmasa ne olur!

Başbakan’ın esas sorunu çözme yolunda ileriki safhalarda vermek zorunda kalacağı bazı tavizlere ve başta MHP olmak üzere çeşitli mihraklardan gelecek bölücülük suçlamalarına birlikte direneceği bir “stratejik ortağı” var şimdi. Bölünme paranoyasıyla eli kolu bağlı olmakta MHP’den pek de aşağı kalmayan CHP tabanı ve önemli bir bölük yöneticisi ile “çözüm”e doğru birlikte yürüyüp mesafe katetmek, AKP’ye, kendisine yönelen ve ilerde daha da şiddetlenecek eleştiri ve saldırıları göğüslemede belli bir kolaylık sağlayacaktır. Neden sonra olup bitene dışardan bakan hakem rolünü bırakıp elini taşın altına koymayı deneyen CHP’nin elinin kendisininki kadar değilse bile şöyle ya da böyle kirlenmesi de, sadece Kürt sorununda değil, daha başka sorunlarda da Tayyip Erdoğan’ın işine yarayacaktır.

CHP’nin bu çetrefilli sorunun çözümü için, “Siyasetle çözülür!” deyip durmaktan başka AKP’nin öngörmediği ya da dışlamakta ısrarcı olduğu somut seçenekler içeren bir politika önerdiğini ya da önerebileceğini kestirebilen var mı? Varsa eğer, şimdi o somut politikanın ne olduğunun, nereye kadar uzanabileceğinin, nerede yerini mâlum kırmızı çizgilere bırakıp unutulacağının Meclis kürsüsünde nutuk atmayla değil, siyaset meydanında bilfiil görülmesi, salt bu bile Başbakan Erdoğan için bulunmaz fırsattır.

Öteden beri CHP’siz çözüm olmaz diye tutturanların tam istedikleri ve kastettikleri şey! CHP’nin çözümü tıkayacağı (ya da çözümü tıkayanın CHP olduğu yaygarasının koparılacağı) noktadan daha ileri gitmemek, yani Kürt ulusal hareketinin kendi temel sorunları ve talepleri olarak algılanması halinde şart olan olmazsa olmazları Başbakan’ın kaale almayacak olmasının mazeretini CHP sözüm ona bu “dahiyâne’’ manevra ile Başbakan’a sunmuştur.

CHP’nin, Kürt sorununu çözmede AKP’ninkinden farklı bir anlam ve değer taşıyan bir diyeceği, bir önerisi ve gerçek bir çözüm kararlılığı olsaydı, son on yılın Başbakanı’nı çözümsüzlükte çözüm arayışı içinde debelene debelene hem Kürtler, hem Türkler, hem de kendi partisi nezdinde bitap düşene kadar tek başına bırakması herhalde en doğrusu olurdu. Ama, işte, CHP bu! Afaki lafazanlık, sıfır siyaset!

Velhasıl, şimdi artık Başbakan Erdoğan daha da bir gönül rahatlığı ile ve çıkarabildiği kadar gümbür gümbür bir sesle, “Tek millet, Tek devlet! Tek dil! Tek bayrak!” diye haykırabilecektir. Böyle haykırıp duran Tayyip Erdoğan ile ona eşlik eden Kılıçdaroğlu’nun gayretleriyle kazanılacağı öngörülen Barış’ın, farazâ kazanılırsa, ne anlamda ve ne için bir barış olacağını –iş oraya kadar varıp da orada kaldığında– hep birlikte görürüz.