İslam liderliği illüzyonu fiyaskoya dönüşürken

Aktif siyasi gelişmeler üzerine kalem koşturan ve her nedense her konuda fikir ve kanaat sahibi oldukları farzolunan kişiler genellikle şu gerçeği göremiyorlar, ya da ne kadar görebiliyorlarsa gördüklerinin önemini o kadar dahi idrakten acizler. Büyük çoğunlukla, AKP başbakanının Kürt sorununda gittikçe sertleşen, adeta şirazeden çıkan tavrından şikayetçiler. Bundan duydukları şaşkınlığı ve kaygıyı bilhassa şu sıralar her fırsatta dile getiriyorlar. Dediklerinin özü, özeti şu: Bu keskin tavır sorunu çözmeye yaramaz, onu büsbütün azdırır…

Doğru. Elbette doğru. Ama gereğinden fazla doğru! Çünkü asıl işe yarar doğrunun üstünü örtüyor.

AKP'nin Kürt sorununu çözmek ya da çözülmesine el vermek gibi bir derdi, niyeti, tasavvuru YOK. Bunu görmek lâzım. Bunu görmemek, bu hayatı ve âcil sorunun çözülmesi için AKP'den ve onun “karizmatik”, yani sözde her şeye kaadir başından medet ummaktır. Daha da vahimi, sorunu Kürt halkının acil TALEPLERİNİ görmezden gelip kaale almayan bir bakışla, otuz yıldır süren ve bu ülkenin hem Kürt, hem Türk yurtdaşlarının canına mâl olan bir kavgayı soyut ve basit bir demokratik haklar sorununa indirgemektir. Bu nedenle, Kürt sorununda Başbakan ve partisi üzerine ayağı yere basmayan, alâkasız ve nâfile “tahlil”ler ve eleştiriler almış başını gidiyor. Bu da bu kâbil eleştirileri yapıp Tayyip Erdoğan ve partisine yüklenenlerin aslında onlarla aynı safta oldukları gerçeğinin üstünü örtüyor.

AKP'nin derdi oy sandığında ona şu veya bu seçimde verilecek oy sayısını olabildiğince ve alabildiğine arttırmak ya da şu kadarcık dahi olsa azalmasını önlemek. Ne Kürtler, ne de Türkler için bundan başka hiç bir şey düşünmüyor AKP'liler. Sorunun çözümü yolunda “Yaptık!” deyip durdukları şeylere bir bakın, asıl sorunun kıyısından köşesinden dahi şu kadarcık olsun geçmemiş olduklarını göreceksiniz. Bu böyleyken, karşınıza çıkan her AKP'li ya da utanmaz AKP yandaşı çözüm için canla başla çalışıp, didinip neler başardıklarını sayıp dökerek nerdiyse işin sonuna vardıklarını, bunu görüp de teslim etmeyenlerin geri, gerici, çağdışı ve uyuz statükocular ya da Kürtlerin de, Türklerin de hâline, geleceğine kasteden azılı “Stalinistler” ve vatan haini şerefsizler olduğunu söyleyip kıyameti koparmayı kendine hak belleyebilmektedir!

Başbakan Erdoğan'ın şu dediğine bakın: “Bu teröristlerin hakkından gelmek için bu güne kadar ne bedel ödediysek aynısını bundan sonra da ödeyeceğiz!!!”

Öyle, evet. Ödersin… 70 milyon nüfusun evlatlarının kanı, canı sana emanet ne de olsa! Her birinin dilediğin gibi, dilediğin kadar kanını akıtır, canını alırsın! Yurtdaş kanı dökmeyi devlet adamlığı ve politika bellemiş… Bellemiş ki, bellememiş olsa on yıldır o oturduğu yerde, “Burası kan kokuyor!” der de oturmazdı. İşi bu. Başka kimseye kaptırmamak için çırpınıyor…

İlk elde, “Haydi ordan!” deyip geçmekten başka yapılacak bir şey yoktur. Sonrası… sonrası yine (gerçi ilerisi için pek bir umut vaadetmiyor ama) bu ülkenin insanlarına kalmış…

Önümüzdeki iki yıl içinde çok önemli üç seçim var. Yerel seçimler. C. Başkanı seçimi. Parlamento için genel seçim. Bunlar özellikle AKP ve AKP devleti için hayati öneme sahip. Her birinde ayrı ayrı ya da hepsinde birden AKP'nin oy kaybına uğraması rakip partilere fazla bir kazanç sağlamayacak ama, AKP'ye çok pahalıya oturacak. İktidar, hele de AKP'lilerin anladıkları ve on yıldır alışageldikleri türden iktidar, amiyâne tabirle PARA demektir! Devletin merkezi mevkilerinde olsun (baksanıza devletin tüm istihbarat işleri gibi ve onun kadar TOKİ de, devletin her yerde hazır ve nâzır inşaat şirketi, doğrudan Başbakan'a bağlı, adeta onun cebinde!), yerellerde olsun iktidar nimetlerini sahiplenmekte ve sahiplendirmekte tek söz ve karar sahibi olmak için ha gayret uğraşıyorlar. Fiilen –ve hep övündükleri gibi– bir “tek parti" yönetimi olmaktan ölesiye mutlular…1989 yerel seçiminde Turgut Özal'ın başına gelen türden bir felâket yaşayacak olurlarsa neler olacağını bi düşünün! Bütün o “milli irade/sandık” goygoyculuğunu ve “koalisyon felaketi” tellallığını doğurup besleyen saik budur.

AKP ricali ile yıllardır yerel yönetimlere çöreklenmiş taban önderlerinin her ne pahasına olursa olsun mümkün olduğu kadar çok oy devşirip seçim kazanmaya ne kadar hevesli ve bu işin her türlü gıllıgışıyla hemhâl olarak iş görmekte ne kadar mâhir olduklarını şu son geçen on yıl herkese gösterdi. İktidarda olmaktan kendilerine ve büyüklü küçüklü her yandaşa azami fırsat ve yarar (maddi menfaat ve gelecek potansiyeli) sağlamak için tek parti devletinin her imkânını, kolaylığını, onlar yetmeyince kural ya da yasa tanımazlığını nasıl fütursuzca dünya âleme göstere göstere seferber ettikleri de hep görüldü. Epeydir MHP'nin siyaset anlayışına ve hedeflerine bu kadar yakınlaşmalarının altında da, gelecek seçimlerde MHP tabanından beş on oy, beş on oy değilse bile üç beş oy daha koparma niyet ve taktiğinin yattığı oportada! CHP'nin yetmiş, seksen yıl önceki günahlarından girip bugünkü rastgele Alevi ilişkilerinden çıkmaktan acayip haz duyduğu her halinden belli Başbakan'ın bugüne kadar hiç Türkeş'in Ülkücü Bozkurtlarından söz açtığını işittiniz mi?

Geleneksel mütedeyyin hassasiyet ve takıntılara, daha da ilerisi, bir süredir yeniden başını kaldırmaya başlamış olan daha radikal dinci emellere yerine göre doğrudan ya da dolaylı hitâbı arttırarak sürdürmek; bu meyanda Sunni çoğunluğun Alevi alerjisini kaşıyıp durmak için hiç bir fırsatı kaçırmamak… iliklere işlemiş ümmetçilikle iç içe kör milliyetçi ve “Allah devlete zeval vermesin”ci refleksleri harekete geçirerek ülke çapında seçmen çoğunluğunu olabildiğince AKP'den yana şartlandırıp etkilemek, etki altında tutmak… Kürtler ve Kürdistan özelinde PKK'ye ve BDP'ye yönelik, “Bunlar Müslüman değil, Zerdüşt! Bunlar Yezidi!” gibi ağıza alınmayacak nefret suçu söyleminden medet umacak kadar gözü karartmak, yetmedi Şaafi Kürtlük referansı ile oynamak, Barzanici (KDP) geleneği ve yeni Hizbullah kıpırdanışlarını yedeğe alan, kollayan tavırlar ve davranışlar sergilemek… Bunlarla ne elde edinmek istendiği ve tek parti iktidarının ne için ne pahasına olursa olsun elde tutulmasının amaçlandığı ortada. Çok açık.

AKP'nin iki yıl sürecek bu yoğun seçim dönemi boyunca gündeme getireceği ve gündemde tutacağı her türlü vizyonunu da, her bir misyonunu da belirleyecek olan bu hedeftir. Başka hiç bir şey değil. Hele, Kürt sorununu Kürtler nasıl yaşamak istiyorlarsa öyle yaşamalarının yeni bir anayasal yapılanmaya bağlanacağı, barış içinde ve barışçıl bir birleşik Türkiye hedefi hiç değil!

Otuz yıldır süren savaşı, gerekiyor diyerek ve de daha da kirleterek bir otuz yıl daha sürdürme “vaadi” ile seçim meydanına çıkma hazırlığındalar. Onca “şehit” canı, onun en az iki katı Kürt gerilla canı AKP'nin başındaki kliğin iktidar tekeli ve onun nimetlerini olabildiğince ve alabildiğine çoğaltarak sahiplenme ve yandaşlarına sahiplendirme yetkisini (fırsatını) elden kaçırmama sevdası uğruna harcanıyor. Bu uğurda bir yanda dini referanslarla, “Beyaz kefenlerimize sarınıp da çıktık biz bu yola!” tarzında ucuz panayır tiyatrosu naraları eşliğinde cek'li cak'lı hamâsi nutuklar atılır, her alanda her türlü muhalif fikir ve öneriye, eyleme en kaba, galiz bir dille hakaretler yağdırılırken, memleket evlatları askeriyle, gerillasıyla ölüm tarlalarında beşer onar, otuzar kırılıp dururken, birilerinin zenginliğine zenginlik katılıyor. Bu gidişin Kıyamet'e kadar sürmesini sağlama bağlamak için hiç bir gayret –ve melanet– esirgenmiyor. Recep Tayyip Erdoğan'ın AKP'lilerinin dillerine dolanan hezeyanın, liberal lâkaplı sözde fikir adamlarını mesteden “Statükoya karşı Değişim!” sloganının özü, özeti bundan ibarettir.

“Milli irade” tutkunu AKP'nin son numaralarından biri, bu defa öne alınıp 2013 Sonbaharında yapılması istenen yerel seçimlerden önce ülkede Büyük Şehir Belediyesi sayısını yirminin üzerine çıkarmak ve her il sınırı içinde halen var olan belde ve köy yönetimlerini yok edip B.Ş. belediyesinin tek başına hükmünü, planlamadan başlayıp uygulamanın tamamlanmasına kadar, ilin bütününe yaymak. O arada İl Özel İdareleri ve Meclisleri de kaldırılıyor. Tam bir 27 Mayıs uygulaması! Bilen bilir. Köylerde halkın siyasi örgütlenmesi, partilerin Ocak, Bucak teşkilatları, darbenin hemen ertesinde hemen lağvedilmiş ve bir daha hiç geri gelmemişti. Camiden gelme AKP'ilerin de kendilerinden başka seçilmiş siyasi temsilciye tahammülleri yok. Durun daha ne ileri yenilikler göreceksiniz, bekleyin!

Şimdilik hedeflerinde büyük ya da küçük ilçe belediyeleri yok ama, sıra zamanla onlara da gelecek. O zaman mesela İstanbul'da bir Şişli, bir Kadıköy belediyesi olmayacak!

Bu manevra, büyük ihtimal, Avrupa Yerel Yönetimler Şartı denilen AB uygulaması çerçevesinde getirilecek bir tür ademi merkeziyetçi –alabildiğine özelleştirmeci!– bir yönetim/yönetişim (!!) tarzını öne çıkaran yeni ve kapsamlı bir yasal mevzuatla gündeme sokulacaktır. Bu arada, daha şimdiden başladı, Kürt sorunu'nun “gerçek ve çağdaş çözümü” için gereken yasal zeminin de böylesi bir ademi merkeziyetçi vizyondan geçtiği propagandasının gündemi bolca işgal etmesi sağlanarak olay, AKP devletinin TRT Şeş türünden evlere şenlik bir “Kürt kazanımı” olarak takdim edilecektir. Oysa böyle bir görünüm altında asıl yapılmak istenenin AKP devlet cihazının işleyişinin büsbütün merkezileştirilmesiyle AKP'nin kendi tercih ve kararlarının daha da doğrudan hayata geçirilmesini kolaylaştırmak ve sağlama almak olduğu şimdiden bellidir.

Kürt Özgürlük Hareketi'ne bunca husumet beyanı ve sert mi sert, “savaşkan” çıkışlar, astığı astık, kestiği kestik tavırlar, vb… de böylece AKP iktidarını meşgul eden temel problematik bağlamında pekâlâ yerine oturuyor. Kürtlerle Kürt Özgürlük hareketi arasına nerden mülhem olduysa Çin Seddi çekmek, bir başka deyişle AKP zimdarlarıyla sözgelimi Taha Akyol fasilesinden devlet yetiştirmesi marifetli medya bülbülleri ağzıyla yayılmaya çalışılan “Kürt sorununu çözmeye Evet! Stalinist Kürtçülere Hayır!” propogandası da!

On yıldır süregelen AKP iktidarı budur. AKP budur. Başka ne olabilir?

Akıl var, izan var!

İşin bir ilginç yanı da şu: TC devletinin de ne olup ne olmadığı en iyi, şimdi, AKP'nin elinde ayan oluyor. “Halkın tercihi” veya “Milli irade” örtüsü altında, ülke ve dünya egemenlerinin hizmetine adanmış ölümcül bir enstrüman! 90 yaşına gelmiş dayanmış anlı şanlı Türkiye Cumhuriyeti GERÇEKLİĞİNİN ülkeyi 90 yılda getire getire buraya getirmiş olmasına hiç şaşmamak gerekir. Kimse, nerden çıktı geldi bu AKP'liler başımıza diye boşuna duygulanıp karalar bağlamasın. AKP'cilik, dünyanın küresel kapitalizm koşullarında Kemalizmin kemâle ermesidir!