"Zindanı taştan oyarlar"

PKK, PJAK ve KCK davalarının tutuklu ve hükümlülerinin 12 Eylül 2012 günü başlattıkları ve Kasım ayı başlarında 58 cezaevinde 615 kişinin sürdürdüğü süresiz açlık grevi insan yaşamı için tehlikeli bir evreye girdi. "Abdullah Öcalan'ın sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının yaratılması, anadilde savunma ve eğitim hakkının tanınması" talepleriyle başlatılan direniş Türk medyasının, Türk kamuoyunun ve hükümetinin vurdumduymazlığıyla karşı karşıya.

Bu ülkede pek çok kişinin grevde olanlara “ölsünler” diye baktığını tahmin etmek güç değil. Öyle demeleri resmi politikaların ve medyanın Kürt ulusal demokratik haklarına ve onları savunanlara karşı yürüte geldiği milliyetçi, şoven koşullandırmaların bir sonucudur.

Ama hükümet onlar gibi davranamaz. Kürtlerin topluluk haklarına karşı olduğunu biliyoruz, fakat bu devletin altına imza koyduğu uluslar arası anlaşmalar vardır, hükümet onlara uymak zorundadır. Hükümlü ve tutukluların hakları olsun, adil yargılanma hakkı olsun evrensel insan haklarının kapsamındadır.

Öcalan'a uygulanmakta olan tecrit evrensel kurallara aykırıdır, mahkemelerde anadilden konuşmaya izin verilmemesi de. Açlık grevi yapanlar haksız talepler ileri sürmemektedirler.

Hapishanelerde açlık süreli grevleri siyasi tutuklu ve hükümlülerin yöntemlerindendir. Bunlardan en bilineni Nazım Hikmet'in 12 yıl aralıksız hapiste yattıktan sonra Bursa Cezaevinde 8 Nisan 1950 ila 19 Mayıs 1950 günleri arasındaki aralıklı açlık grevidir. Bu direnişi Bedri Rahmi bir şiirle ölümsüzleştirmişti.

Süresiz açlık grevlerine gelince, ilk kez Diyarbakır 5. No.lu Cezaevi'nde gerçekleşmişti. Beş insan açlık grevlerinde canlarını vermişlerdi. Ali Erek, 20 Nisan 1981'de zorla yedirilen bir ekmeğin yemek borusunu kesmesi nedeni ile ölmüştü.

Kürdistan tarihine “Dörtler” diye geçen açlık grevi 14 Temmuz 1982'de başlamıştı. Kemal Pir 7 Eylül, Hayri Durmuş 12 Eylül, Akif Yılmaz 15 Eylül ve Ali Çiçek 17 Eylül 1982 günü yaşamını yitirmişlerdi. Yine aynı cezaevinde 1984 yılı başlarında ve 54 gün süren açlık grevinde Orhan Keskin ve Cemal Arat ölmüşlerdi.

Aynı yıl Haziran' da, bu kez Sağmalcılar (Bayrampaşa) Cezaevi'nde Abdullah Meral, Fatih Öktülmüş, Haydar Başbağ, Hasan Telci açlık grevi nedeniyle öldüler. 1988 Şubatı'nda ise Diyarbakır'da açlık grevi nedenli bir ölüm daha oluyordu: Mehmet Emin Yavuz'du.

1989'da Eskişehir'den Aydın'a yapılan sürgünü protesto etmek için gidilen açlık grevinde Hüsnü Eroğlu ve Mehmet Yalçınkaya 2 Ağustos günü yaşamlarını yitirmişlerdi.

Nisan 1996'da başlayıp, 20 Mayısta tüm ülkeye yayılan açlık grevleri, 3 Temmuzda ölüm orucuna çevrilmişti. 38 ildeki 43 cezaevinde 2174 mahkum açlık grevine, 355 mahkum da ölüm orucuna katılmıştı, açlık grevinde iki kişi daha ölmüştü. Adları: 23 Temmuzda Yozgat'ta Fesih Beyazçiçek, 11 Ağustosta Amasya'da Remzi Altun. Adalet Bakanı Mehmet Ağar'dı.

20 Ekim 2000 F tipi cezaevlerine karşı başlayan ve 19 Aralık günü 20 cezaevinde 1000 asker ve polisle 30 kişinin ölümüne yol açan kanlı saldırıyla sona erdirilen açlık grevleri de belleklerden silinmemiştir. O sırada başbakan Bülent Ecevit'ti. Şimdi Tayyip Erdoğan.

Kanlı operasyon sırasında Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü görevinde bulunan Ali Suat Ertosun'a 2004 yılında AKP hükümeti kararıyla Devlet Bakanı Cemil Çiçek tarafından 'Devlet Üstün Hizmet Madalyası' verilmişti. Yukarıda sadece ölümlerden söz ettik. Sağ kalanlar ise hayatlarına –Wernicke-Korsakoff sendromu (WKS) başta olmak üzere– sağlıksız devam etmektedirler.

Vakit çok geç olmadan, insanların ölümlerine veya sakat kalmalarına mahal verilmeden hükümet Öcalan'ın ve yargılanan Kürt siyasilerin haklarını tanımalıdır. Yoksa bugünkü hükümet de yukarıda yazdığımız insan hakları suçluları arasında belleklere yer edecektir.

Süresiz açlık grevine direniş yolu olarak gidilmesini tasvip edersiniz veya etmezsiniz. Ama sorun bu değildir. Sorun taleplerin haklı olup olmadığıdır. Açlık grevi yapanlar vazgeçsinler demek boyun eğsinler demektir. Deneyler göstermiştir ki, direnenler caymazlar. Yukarıda andığımız önceki açlık grevlerinde hemen ya da sonradan ölenlerin sayısı 120'den fazladır. Bu sayıya yenileri eklensin demek ancak Nazi kamplarındaki zihniyeti yansıtabilir.

Hem Kürtler kardeşimizdir diyeceksiniz, hem de onların siyasi temsilcilerini yok sayacaksınız. Şimdiki direnişin ölümlere yol açmasına göz yummanız halinde iki halkın arasına kama sokmuş olacaksınız. Onulmaz yeni yaralar açacaksınız.

Bir an önce kanunsuz uygulamalara son verin.
(Not: Bu yazı 42. Günde yazıldı)

ZİNDANI TAŞTAN OYARLAR

Bursa'nın ufak tefek yolları
Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri
Tepeden tırnağa şiir gülleri
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

Bir şubat gecesi tutuldu dilin
Silâha bıçağa varmadı elin
Ne ana ne baba ne kız ne gelin
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

Ne bir haram yedin ne cana kıydın
Ekmek gibi temiz su gibi aydın
Hiç kimse duymadan hükümler giydin
Döşek diken diken yastık batıyor
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

Zindanı taştan oyarlar
İçine bir yiğit koyarlar
Sağa döner böğrü taşa gelir
Sola döner çırılçıplak demir
Çeliğin hası da yiğidim aman böyle bilenir
Döşek melul mahzun, yastık batıyor
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

Bugün efkârlıyım açmasın güller
Yiğidimden kötü haber verirler
Demirden pencere taştan sedirler
Döşek melul mahzun yastık batıyor
Yiğidim şahinim aman burda yatıyor

Mezar arasında harman olur mu?
On üç yıl hapiste derman kalır mı?
Azrail aç susuz canın alır mı?
Döşek melul mahzun yastık batıyor
Yiğidim şahinim aman yerde yatıyor...

Dilinde dilimi bulduğum
Gücüne kurban olduğum
Anam babam gibi övdüğüm
Dayan hey Aslan Ustam
            Abenim
           Yiğidim dayan.
Dayan hey gözünü sevdiğim
Bugün efkârlıyım açmasın güller
Yiğidimden kötü haber verirler.

Sana kökü dışarda diyenlerin kökleri kurusun
Kurusun murdar ilikleri dilleri çürüsün
Şiirin gökyüzü gibi herkesin.
Sen Kızılırmak kadar bizimsin
En büyük ustası dilimizin
Canımız ciğerimizsin.

Bugün burdaysa şiirin, yarın Çin'dedir
Bütün hışmıyla dilimiz
Kökünden sökülmüş bir çınar gibi
Yüreğimiz içindedir.

Bugün burdaysa şiirin, yarın Çin'dedir
Acısıyla sızısıyla alnının kara yazısıyla
Bir yanı nur içinde tertemiz.
Bir yanı sızım sızım sızlayan memleketimiz içindedir.

                        Bedri Rahmi Eyüboğlu