Fetret kabusu

“…Kimseye bir çakıl taşı bile vermeyiz!”

“…Otuz yıldır süren kirli savaşa elli bin gencimizi feda ettik, dahasını da ederiz…”

Evet, tavır bu!

Ve bu tavır, bu “Çakıl vermeyiz” anlayışı Türkiye'yi göz göre göre bölüyor. Bu ülkenin coğrafyası, tarihi, sosyolojik yapısıyla külliyen alâkasız bir “Parçalanırız, dağılırız…” korkusu. Fetret kâbusu. Bunun üzerine bina edilen, Kürtlere onca haksızlık, zulüm ve Kürt, Türk demeden onca genç yurtdaşa ölüm!

Nasıl yaşamak istiyorlarsa öyle –kendi yurtlarında yönetime kendi kimlikleriyle katılarak, kendi topraklarını kendileri sahiplenerek– yaşamak Kürtlerin hakkı değil mi? Kim kim oluyor da buna hayır diyor? Kürt'ün karşısına Çerkes'i, Boşnak'ı Arap'ı, Arnavut'u, vb… çıkarmak üç kâğıtçı tefeci bezirgan kurnazlığı. Başka ne ki?

Sonra Yugoslavya olur çıkarmışız…

Tecahülü arifane değilse, cehaletin daniskası!

Eski Yugoslavya'da çok eskiden beri Hırvatların yurdu vardı: Hırvatistan. Slovenlerin yurdu vardı: Slovenya. Sırpların yurdu vardı: Sırbistan. Karadağlıların yurdu vardı: Karadağ. Boşnakların yurdu Bosna’ydı vb…, vb… Bütün o bölgenin en son bağlı olduğu Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'ndan beri bu böyleydi. “Tito Yugoslavya’sı” o aynı yapı korunarak, üstüne komünist aşısıyla kuruldu. Bütün dünyaya örnek ileri bir ülke oldu. 1990 sonrası Batı fitnesine ve fesadına uğrayarak dağılırken yine öyle dağıldı.

Türkiye'nin önünde buna benzer bir perspektif asla yok. Çünkü Türkiye'nin öyle bir geçmişi yok. Türkiye'de yaşayan Arnavut yok, Arnavut kökenli Türk var. Sapına kadar asimile olmuş! Türkiye'de Kürt kökenli Türk yok, Kürt var. Asimile olmamış! Tayyip Erdoğan'lar, Arınç’lar filan sayıp duruyorlar, araya Kürdü de katarak, Arnavut, Çerkes, Boşnak filan diye. Arnavut'u olsun, Boşnak'ı olsun çağdaş demokratik haklarını sonuna kadar kullanmaktan öte nasıl istedikleri gibi yaşamak istiyorlar acaba? Onlar “Türk sayılarak” yaşamaktan memnunlar… Kürtler değil.

Kürtlerin çok özel, kendilerine özgü bir durumu var. Tarih olarak var, coğrafya olarak var, kimlik olarak var. Siz bunu kaale almamakta hâlâ direnir ve Türk-Kürt ilişkisini “bin yıllık kardeşiniz”e bir çakıl taşı bile vermeyiz nobranlığına, cimriliğine indirgerseniz, korktuğunuz başınıza gelir ve gelecek demektir. Hazır Kürtler hiç de ayrılmayı düşünmüyorken sizin birlikteliğimizi nasıl sürdüreceğimize değil de habire nasıl ayrılacağımıza kafa yormanız nedendir? Ülkeyi kardeşlik bağıyla bir arada tutamıyor, tutmasını bilmiyor, bilmek de istemiyorsunuz. Sahiden birlik ve beraberlik içinde, birliği de, kardeşliği de olması gerektiği gibi GÖNÜLLÜ birlikle pekiştirerek, ülke bütünlüğüne halel vermeden, Kürtler nasıl istiyorlarsa öyle yaşamalarına imkan sağlamanın birçok barışcıl yolu var. Dünya bunun örnekleriyle dolu. Onlar varken aklınızı Yugoslavya örneği ile yağnış yuğnuş bozmanın âlemi ne?

“Tito Yugoslavya’sı” orda altı yedi ayrı dil konuşan, alfabeleri birbirine benzemeyen, altı yedi ayrı dilde eğitim gören, mahkemelerinde altı yedi ayrı dille savunma yapılan altı yedi halk yaşadığı için bölünüp dağılmadı. Tito'nun Yugoslavya’sını, AB ülkeleri, yani AB'yi oluşturan “Kopenhag Kritercisi” Batı'lı ülkeler, yani –en başta ve bilhassa– Federal Almanya kendi çıkarlarına öylesi geldiği ve öyle istedikleri için kafa göz yararcasına seferber olup böldüler, dağıttılar. Tarihi gerçekleri görmezden gelmenin ya da kasten başka göstermenin, sorunu hiç bir Türkiye-Kürdistan gerçekliğine uymayan, sahte imâl edilmiş şablonlarla tanımlamaya çalışarak şirazesinden çıkarmanın altında mutlaka ve mutlaka –Tito'nun Yugoslavya’sı örneğinde olduğu gibi– bu ülke halklarının haline ve geleceğine düşmanlık yatar. Onun da nedeni maddi menfaat çelişkisidir. Tamah'tır, yani!

Başbakan en çok neden şikayetçi? En çok neye yanıyor? Her gün beş on Kürt ve Türk kardeşi'nin yerlere serilip ölmesine mi? Yoksa o topraklarda hâlâ sürüp giden “düşük yoğunluklu savaş” yüzünden bölgeye doğru dürüst, kalıcı yatırım yapılamamasına, İstanbul'lu ya da yabancı yatırımcıların “hak ettikleri” huzuru ve gelecek garantisini bulamamalarına mı?

Sabah akşam fetret kâbusu görenler, Anadolu halklarının yaşadığı toprakların göbeğine dikildiği yerden bütün bölgeyi tehdit eden NATO nükleer füze kalkanına niçün “ihtiyaç” duyulduğunu hiç düşünüyorlar mı acaba?

Bakın, cenaze yürüyüşleriniz de, mezarlıklarınız da birbirinden koptu, ayrıldı. Birileri “şehit”, birileri “ölü”! Hangi birliğe, beraberliğe sığıyor? Kardeşlik bunun neresinde? Kimse de size, “Verin çakıllarımızı, biz gidiyoruz!” demiyor. Yarın artık buralarına gelip de diyecek olurlarsa, sorumlusu siz olacaksınız. “Uzantı” dediğiniz, bugün en az 6 milyon Kürt oyunu temsil eden, yarın o lanet olası %10 seçim barajı kalktığında kimbilir daha kaç 6 milyon Kürt ve Türk oyunu temsil edecek olan BDP'lileri bi dinleyin! Dinlemediğiniz sürece bu ülkede, Türklerin ve Kürtlerin Türkiye'sinde, 10 milyonu Kürdistan'da yaşayan en az 20 milyon Kürdün haline de, geleceğine de kastınız var demektir.

Yalnız Kürtlerin mi? Türklerin de!