Siyaset bağımlılıktır

kukla322 Temmuz seçimlerinde DTP'nin başlattığı "Bağımsızlar" girişimi amacına ulaştı. DTP'nin bu girişimiyle irtibat kuran sol-sosyalist bağımsız adaylar bir kaç ilde seçime katıldılar ve bugüne kadar rastlanmadık ölçüde oy aldılar. Sosyalist bağımsız adaylardan Ufuk Uras seçildi. Sol-sosyalist güçler buna "başarı" diye bakabilir mi? Hem evet, hem hayır.

Başarıdır demek için şuradan bakmak lâzım: Sosyalistlerin ve solcuların önemli bir kesimi Kürtlerin (DTP) amacını gördü, hak verdi ve bunu kendi amaçlarıyla birleştirdi. Doğru zamanda doğru siyasi tutum yanlış sonuç vermez. Nitekim Ufuk Uras seçildi, Baskın Oran seçilecek kadar oy aldı, bir kaç ilde de sosyalistler, artık yerelde siyasi hafızadan sökülüp atılması güç denecek miktarda oy aldılar. Buna "iyidir", "hiç yoktan iyidir" gibi değil, "doğru olan budur" diye bakıp kendi izini sürebileceği uyanıklığı göstermek lazım.

Doğru zamanda doğru olan yapıldığı için doğmuş olan bu görece başarıya sol-sosyalist güçlerin "yanlış" açıdan bakanları da var: Bunlar "Bağımsızların başarısı"ndan "Bağımsızlığın başarısı"na varıyorlar. Başarılı buldukları ve yeni bir siyasal dinamik olarak gördükleri şey, örgütlenme fikrinden bağımsızlaşmaktır. Sol ve sosyalist bireyler, "bir yerden" gelmiş parlak bir "Çağrı"ya "özgür ve bağımsız iradeleri"yle koştukları zaman "başarı!" doğuyormuş. Yani, "Örgütsüzlüğün başarısı"!

Sol-sosyalist siyasi mücadelelerde, koşullarla koşullu istisnai durum olarak bu ve buna benzer araçlar elbette kullanılmaz ve işe yaramaz araçlar değillerdir. Geçmişte, başka yerlerde denenmiş ve önemli sonuçlar alınmış bir mücadele biçimidir bu. Bundan sonra da gene olabilir, gene olumlu sonuçlar verebilir. Ama ilkeleştirilmesi eğilimi, bilimle, siyasetle, tarihle, hayatla dalga geçer duruma düşmemek için şöyle esaslı bir sorgulamadan geçirilmelidir.

22 Temmuz deneyimine bir de bu açıdan bakalım: Seçtiğimiz Ufuk Uras ve diğer sol-sosyalist bağımsız adaylar (Baskın Oran hariç) aldıkları oyların yarıdan fazlasını DTP'nin etkilediği Kürt seçmenlerden aldılar. Bağımsız sosyalist aday Ufuk Uras DTP'nin desteğiyle seçim kazandı. Kazanması için sosyalistlerin de önemli bir kesimi inanarak, isteyerek ama, ondan da önemlisi, işe uygun örgütlenerek çalıştılar. Bu durumda sol-sosyalist bağımsız adayların aldıkları oylar örgütsüz alınmış oylara hiç benzemiyor. DTP mi örgüt değil? Diyarbakır'daki bağımsız(lar) ne kadar "örgütsüz" seçildilerse Ufuk Uras da İstanbul'da o kadar örgütsüz seçildi. Ufuk Uras'a verilen seksen bini aşkın oyun yarıdan fazlası örgüte verilmiş oylar oldukları için "örgütlü oy", kalanı da –geçici– örgütlenerek alınmış oydur.

Burada saptanması gereken bir başka önemli husus daha var: Sol ve sosyalist bağımsız adaylara verilmiş oyların tümü sosyalizme verilmiş oylar değildir. Bunu görmek "siyaseten" daha ilerisini görmek ve istemek bakımından önemlidir. Kürtler DTP'nin seçime girmediği iller ve bölgelerde aslında sosyalist bağımsız adaylar üzerinden DTP'ye, yani kendi partilerine ve kendi kimlik davalarına oy verdiler. Baskın Oran'a verilen göz doyurucu miktarda oyun da bir bölümünü Kürtler verdi. Kendisi ve yol göstereni siyasetten şu kadarcık anlasa o da seçilecekti. Baskın Oran'a veril-meyen ve verilen Kürt oyları da besbelli ki örgütlü oylardır. Örgüt de zaten bu değil midir? Burada siyaseten "vahim hata" sol-sosyalist adaylara verilmiş fakat sosyalizme verilmemiş Kürt oylarının "siyasi değer"ini küçümsemektir. Bu oylara "başkalarının oyu" diyen, Ufuk Uras'ı da "başkalarının oyu"na basarak yükseldi diye eleştiren sosyalistler oldu. Bu yaklaşım üstelik nereden, kime geldiği belli olmayan bir "ilke"ye dayandırılmaktadır. Bu tür "ilke" durduğu yerde doğru görünür, başka bir yere, özellikle de "siyasete" taşındığında hemen ölür. Kanı canı olmayan bir ilkedir.

Şöyle bakılsa, daha yaratıcı, daha umut verici bir sol-sosyalist mücadele yoluna girilmesi mümkün olurmuş gibi görünmektedir: Türkiye'de sosyalist solun bugünkü temel zaafı "örgütsüz" olması değil, şimdilik ve somutta sınıfsal nitelikli bir siyasal örgütlenme yaratamamış olmasıdır. İşçi-emekçi sınıfı vardır fakat siyasi mücadelesi yoktur. Sınıf hareketinin ekonomik ve siyasi mücadelesi sönümlenmişken ve bu mücadelenin bütün araçları ve mekanizmaları felç olmuşken yaşamın diyalektiğinden kopuk bir ilke tartışması yarar sağlamaz. 22 Temmuz seçiminin sol ve sosyalist yekûn açısından sonuçlarına –olduğu kadarıyla– bir "değer" biçip buradan "yeni bir çıkış noktası" üretilebilir mi diye sorulmaktaysa eğer bunun cevabı çok açıktır: Sonuç alınan yerlerde sonuç alındıysa, sosyalistlere verilmiş oylarla Kürtlerin kendilerine verdikleri oyların yan yana gelebilir bir özelliği, yan yana geldiklerinde taşıdıkları bir dinamizm var demektir. Sosyalistler bu dinamiği sınıf mücadelesi temelinde güçlendirip kalıcı kılabilirler mi? Buna ancak kendileri cevap verebilir.