Çözüm istermiş gibi yapıla!

kukla2Türkiye Kürt meselesini çözemediği gibi, çözebileceğine dair bir işaret de veremiyor.

Sebebi belli. Devlet ve toplum "Terör"e takıldı kaldı. Bu gibi meseleler her zaman şiddet potansiyeli taşır, bu da taşıyor. Şiddetsiz, "uzlaşma" ile çözülenleri yok değil, var. Ama şiddetten geçenleri de sonuçta uzlaşma ile çözülmüyor mu? "Uzlaşma" denilince de Türk devlet ve siyaseti hiddet ve şiddetten başka refleks gösteremiyor, "Terörle uzlaşma mı olur?" diye sorup duruyor. Sorana bak! Karşı-terör örgütlemede, yerine kurulduğu devletten devraldığı tecrübe ve ihtisaslaşma bir yana, Cumhuriyet devleti olarak da kendisi teröre karşı terör örgütlemeyi, ustası ABD'den, Vietnam savaşı vesilesiyle iyi öğrenmiş ve uygulamış değil midir?

"Çözüm!" de "Çözüm!" denmesi bıkkınlık verdi. Çözülür mü, çözülmez mi, bunu test etmek için niyet okumaktan çıkıp yeni bir aşamaya geçmek, hiç değilse çözüm istermiş gibi yapmak lazım. Şimdi bunun şartları da var. Meclis’in on yıldır "Kürt meselesi" yoktu, şimdi var. Çünkü Kürtler Kürt olarak Meclis’teler. Üstüne üstlük DTP orada, kendini öyle algıladığı ve öyle de algılandığı için "yabancı", bir "dış olgu" gibi duruyor. Bundan iyisi can sağlığı. Çünkü işin gerçeğine uygun olanı, siyasetin de doğrusu bu. Çözümün nerede olduğunu gösteriyor. Hikmet Çetin ile bu mesele konuşulmaz, çünkü o sizin içinizde, içinizde olduğu için de zaten "mesele"nin dışındadır. Ahmet Türk ile konuşursunuz, çünkü o sizin dışınızda, fakat "mesele"nin içindedir.

Çözüm istermiş gibi yapmak iki taraf için de yararlı olacaktır. Kürtler mi çözemiyor bu meseleyi, yoksa Türkler mi, anlaşılacaktır. Bu mesele, tabiatı icabı, kendine demokrasi, hümanizma, insan hakları, "katalizör"ler arama noktasını aşmıştır. Sadede gelelim noktasındadır. "Uzlaşma" tamam da, Türk devlet ve siyasetinde bu basiret ancak zorlanırsa bulunur.

Aynı şey Kürt siyasetinde de var. Basiret Türk kapitalizminde mevcut değil ve sonucu da bu belirliyor. Türk kapitalizmi “iç sömürgesinin” kopup gitmesinden korkuyor. Bu çok önemli. Bunun için Kuzey Irak'ta yeşeren kapitalizmi içine almaya davranıyor. TÜSAD'ın AKP'yi bu kadar çok sevmesi ve desteklemesi boşuna değil. Yani şu deniyor: Bıraksalar, AKP Kürt meselesini çözecek. Sanki AKP'nin bu konuda Kemalistlerden bir farkı var! Kim ne derse desin, AKP’nin Kürt meselesini Kemalistler’e rağmen çözmeye niyeti olsa hâli yetmez.

Cumhurbaşkanı Gül işe "Güneydoğu"dan başlamışmış! En tehlikelisi işe Güneydoğu'dan başlanmasıdır. Daha önce de oradan başlandığı dehşetle görülmüştü. İyi olanı, Türk devlet ve siyasetinin işe kendinden başlamasıdır. DTP misyon partisi olarak Meclis'te net konuşmaya yavaş yavaş başladı. Bu iyiye ve sadece Kürtler için değil, Türkler için de doğru olana işarettir. Nitekim taşlar ancak böyle konuşulduğu zaman yerine oturuyor. AKP ile MHP'nin Kürtlere karşı ittifakın ilk düğümlerini atmaya başladıkları da dikkatlerden kaçmıyor. AKP'ye verilmiş Kürt oyların hangi illüzyona heba edildiği böyle açığa çıkacak. Şimdilik bir eksik var: Kürtlere batıdan destek. Böyle bir desteğin marjinal soldan ibaret kalması. Kaldı ki bu potansiyel sol desteğin bir kısmı da "AKP bu işi yumuşatır" diyen "İkinci Cumhuriyet" çizgisi üzerinde eriyor. Halbuki batı tarafında, "Bu meseleden kurtulmalıyım" diyerek emekçilere kadar yayılacak geniş bir dinamizme ihtiyaç var. AKP ile ve AKP tarzı “yumuşatıcı”larla sorunun çözülebileceğini sanmak boşuna hayal görmektir, “Kürt sorunu”nun özünü hiç kavramamış olmak ya da –tıpkı AKP gibi– kavramaya hiç yanaşmadan Türk şovenizmine pirim vermektir.

Kürtlerin önemli bir kesiminin boş bir beklentisi de AKP'nin "Yeni Anayasa" sında demokratikleş-meye açık çatlaklar oluşacağıdır. Bunun demokratikleşmeyle uzak yakın bir ilgisi yok. Ekonomide yeni ve cesur liberal atakların önünü kestiği söylenen "devletçi" ve mevcut anayasaya nasılsa girmiş ve girdiği yerde kalmış “sosyal devlet” ve “kamu yararı” yollu engellerden kurtulmak isteyen büyük sermaye güçlerinin (TÜSİAD ve şimdi de artık ekonominin yüzde 20'sini ele geçiren MÜSİAD gibi) bu girişiminden Kürtlere bir şey çıkmaz. Kürtler bu konuda illa liberalizmi test etmek istiyorlarsa buyursunlar etsinler: Bu meseleyi TÜSİAD isterse bal gibi çözer. Çözse ya! Osman Baydemir'in durduğu yer hiç fena değil. Türk devlet ve siyaseti o noktayı kurcalamaktan korkuyor. Orada durulsa, oradan konuşulsa, sanki daha doğru olurmuş gibi geliyor.

Tabiî, Kürtler kendileri bilir!