Kuru gürültü

kukla1Türkiye'de siyasî analiz kapasitesi uzun süredir “ordu” ile “AKP” arasındaki çatışma varsayımını aşamadı, siyaset bu noktaya hapsoldu. Bunun kuru gürültü olduğu ve esas olarak sermaye birikimini kolaylaştırmaya yaradığı giderek açıklık kazanıyor.

Neymiş ordu ile hükümet arasındaki görüş veya yaklaşım farklılıkları ya da zıtlaşma noktaları? Ordu laik cumhuriyeti savunuyor, AKP ise laik cumhuriyeti bir “ılımlı İslam cumhuriyeti”ne dönüştürmek istiyor diyorlar. Gül'ün cumhurbaşkanı yapılmak istenmesi hükümetin, istenmemesi TSK'nın pozisyonunu ifade ediyormuş!

22 Temmuz seçiminden önce politikleşmiş toplumda bu zıtlaşma üzerinden derin bir kutuplaşma yaşandı. Gerilim seçim sonuçlarına AKP lehine yansıdı. Sözkonusu zıtlaşmanın aslı faslı olmadığını, sırf kuru gürültü olduğunu biz hep söyledik, açıkladık öyle olduğu şimdi ayan beyan anlaşıldı.

Ordu ile AKP'nin ters düştükleri varsayılan ikinci nokta Kürt meselesiydi. Ordu PKK'nin silahla bitirilmesini, hatta bu amaçla ABD'ye rağmen Kuzey Irak'a operasyon yapılmasını savunurken, AKP ve hükümet bu konuda “sağduyu” çizgisini temsil ediyor, Kürt meselesinde “siyasî çözüm”e yakın duruyor deniliyordu. Bu yüzden kendini bu varsayıma inandıranlar seçimde orduya (CHP-MHP) karşı AKP (ABD)'ye oy verdiler, Kürtlerin de yarısı bunu yaptı, ama bunun da kuru gürültü olduğu anlaşıldı.

AKP ile ordu arasında var olduğu varsayılan üçüncü uzlaşmazlık noktası, “Laik Cumhuriyet” ve “Kürt Meselesi”nde Hükümetin ABD günüdümüne girdiği, Türk ordusunun bu bağlamda hükümete, dolayısıyla ABD'ye karşı bir tutum ve siyaseti be-nimsediğiyle ilgiliydi. Bu yanılgının da meyvesini AKP ile ABD yedi. Ordu ile AKP arasında zıtlaşma olacak da o arada sermayenin (TÜSİAD) burnu bu kokuyu almayacak... Olabilir mi? TÜSİAD mı AKP’ye destek olmak için Türk ordusuna ve şahlanan ulus-devlet ruhuna karşı çıkacak, bindiği dalı kesecek? AKP, İslamı özgürleştirecekmiş ama ordu izin vermiyormuş! Safsatanın daniskası. AKP'nin klasik sağ seçmeni çekmesine ve konsolide etmesine hizmet ediyor.

AKP Kürt meselesini siyaset alanına çekip yumuşatacak ve bir uzlaşma çemberi içine alacak ama ordu izin vermiyor! Bu da “uyanık” Türk li-berallerin ve yılana sarılan çaresiz Kürtlerin oyunu AKP'ye yöneltiyor. Siyaset hâlâ burada, buradan çıkamıyor.

Þimdi durum ne? Ordu-AKP elele.

Kim kazandı? AKP kazandı. Ordu kazandı. TÜSİAD kazandı. Bir de tabiî, hayali bir Ordu-AKP ve Ordu ABD zıtlaşmasına bel bağlamış olan “ulusalcı”lar kazandı. Bütün bunlar kazandığı ve kazananlar bunlar olduğu için ABD kazandı.

Bu açmazdan hangi akılla çıkılır? Bütün dünyada ekonomi ve siyaset iliş-kilerini istisnasız ABD mi belirliyor? Bu, en tekil olguları bile açıkladığı sanılan bir varsayım. Dışına çıkanların, hayat hakkı olma-yacağı söyleniyor. Direnenler var ama, yok değil. Lübnan'da, Irak'ta, Afganistan'da, Pakistan'da, İran'da, şurda burda direniyorlar. Türkiye'de direnen yok. Çünkü Türkiye’nin başı, îslamcı-liberal-ulusalcı- solcu, vb. aynı kaba işeyenlerle bağlanmış, Türkiye her şeyi ve herkesi ile ABD'nin kumpasına sıkışmıştır. Onun itelediği vadiye doğru yürümektedir. Bu yoldan çıkmak veya sapmak direnenlerin yanına savrulmak gibi algılanmaktadır. Felâkete kucak açacak bir büyük ahmaklık sayılmaktadır. Direnme fikri büyük bir korku kaynağı olmuştur. Korku kurumsallaşmıştır. O kadar ki, salt bu korkuya karşı savaşmak bile bir sınıf mücadelesi sorunu olmuştur.

Türkiye'yi bugün içinde bulunduğu duruma sokan, hemen her kesimi yanıltan ve şaşırtan, AKP ile ordu arasında bir hadise varmış varsayımının sürgit devam ediyor olması, sözkonusu korkunun emekçiler dahil toplumun bütün sınıflarının üstüne çullanmış olması, buna alternatif bir siyasetin bugünden yarına değil, bugünden otuz yıl sonrasına bile gözükmüyor gibi görünmesi nedeniyledir. Sermaye için her şey iyiye gidiyor. TV'lerde ordu Kandil'i bombalarken, hükümet de sosyal güvenlik haklarına karşı radikal bir saldırı başlattı. Başka zaman olsa, ateşle oynamak olurdu bu. Ateş mateş yok. Türkiye'de sınıf ateşi diye bir şey kalmadı. Semayenin yolu, siyaseti –bugün AKP, yarın ola ki bir başkası ile– Türkiye’nin tartışılmaz yolu, siyaseti oldu. Bunun alternatifi sahiden yok mu? Var. Var ama o alternatif emekçiler deneylerinden (yani yaşadıklarında) öğreneceklerini öğrenmekte geç kaldıklarını kavradıklarında çıkar ortaya. Onlar harekete geçmedikçe, hiç bir şey olmaz. Bugünün büyülenmiş, basireti bağlanmış emekçisinin harekete geçmesi için, kendi acil, somut çıkarını sözde toplum çıkarı – “gelecek”, “memleket”, “vatan millet”!– uğruna tırpanlanıp ayaklar altına alınmasına karşı ayağa kalkma iradesini göstermesine ihtiyaç var.