Türkiye 'gerildi!

İslamcılar ve ırkçılar ve liberaller ve aklı erenler ve ermeyenler hep birlikte "özgürlük" istediler. Türbanı üniversitelere soktular. Laikler hayret ettiler. “Bu ne cüret!” dediler. “Yeni bir peygamber mi geldi?” diye soranlar oldu. Türkiye'nin gerilmesinden korkuldu.

Türkiye tuhaf bir ülke. Başbakan çıkıyor, üniversite rektörlerine ve herkese çıkışıyor. Türban, laiklik filan sizin ne üzerinize vazife? Bırakın onu Diyanet İşleri Başkanlığı konuşsun. Siz haddinizi aşmayın..!

İyi mi?

Türbandan, Allahtan, bayraktan, Kürtten, vb, geriliyor da bu ülke, asıl gerilmesi gereken yerden hiç gerilmiyor. Ya da öyle sanılıyor. Kürt, türban, Allah, bayrak, aslında Türkiye'nin gerginliği bunlarla örtündürülmek ve örtülmek istendiği için her biri ayrı ayrı gerginliğin nedeni gibi görünüyor.

Türkiye'nin gerçek gerginliğinin yaşayan tarafları bir yanda emektir, öbür yanda sermaye. Bu gerçek, tartışmanın her iki tarafınca da bir türlü görülemediği için hiç ağıza da alınmıyor diye gerçeğin ta kendisi olmaktan çıkmıyor. Gerginliğin tarafları sınıf mücadelesini simgeler üzerinden veriyorlar. Tabiî bu da gerçek bir sınıf mücadelesi olamıyor, gerçekliği olan sonuçlar doğurmuyor.

Şaşılacak bir yanı yok bunun. Her toplumun hayatında olmuştur ve olur. Bu gibi durumlarda Allahsızlar dindar, dindarlar banker, işçiler imam olur. Sınırları keskin belirli kavramlar birbirini döller ve piçleşirler.

Bu öğütücü, yıpratıcı, öldürücü, yamultucu durumdan nasıl çıkılır?

"Somut durumun somut tahlili" ile.

Bu yeterli cevap değil elbette. Daha çoğu gerekir. Daha çoğuna da yine somut durumun somut tahlili ile gidilir. Şu kadarı herkesçe biliniyor ve bugünkü siyasal ve moral gerginliğin kaynağı da bu olmalı: Böylesi durumlardan "toplum"la veya "birey"lerle çıkılamaz. "Sınıf"larla çıkılır. Gerginliğin asıl kaynağından soyutlamayla uzaklaşılarak değil, somutlamayla gerginliğin çok yakınına, kaynağına inilerek çıkılır.

Türkiye'nin bugünkü, derindeki, örtülü gerginliğini "örtü" üzerinden sürdürmenin sınırına gelinmiştir. Türkiye inceldiği yerden kırılacaktır. Türkiye’nin incelen yerlerinden biri Kürt meselesidir, görünüyor. Diğeri sınıf meselesidir, görünmesin diye her şey yapılıyor, her mel’anet, alçaklık mübah sayılıyor, ama seziliyor.

"Nerden incelmişse, ordan kırılsın" demek olmaz. Kırılırsa sen kaybedersin, kırarsan sen kazanırsın. Bu iş öyle Tayyip Erdoğan işi “kazan-kazan”, yani “Sen kazan, ben de kazanırım. Ben kazanırsam sen de kazanmış olursun”la çözülecek iş değil.

Kazanmazsan kaybedeceksin!