Sol ve seçim

kukla3Türk solu sınıf mücadelesinin parlamenter sistemle ve seçimle diyalektik ilişkisini giderek kavramaktadır. "Demokrasi körü" olmadan bu kavrayışını her seçimde derinleştirmeyi öğrenmelidir. Sol hareketin giderek sınıf temelli devrimci bir siyasal dinamik olabilmesi, “yapmak” durumuna geldiğine alanı boş bırakmaması buna bağlıdır. Seçim başlı başına bir politikadır ama ayrıca bir de "seçim politikası" vardır ve seçimin kendine has özelliklerine göre oluşturulur.

Mart 2009 Yerel Seçiminin bu açıdan ilginç bir özelliği var. Bu seçim adı konmamış "federal" bir ülkede yapılacak. Bu artık öylesine açık bir durum ki, her şeyden önce, devletin ve siyasal sistemin kabulü nedeniyle böyle. Yerel seçimler Türkiye'de genel olarak solu hareketlendirmez sayılır ama bu kez farklı. Mart yerel seçiminde Kürtler kendi seçimlerini yapacaklar, Türkler de. Bu nedenle Türkiye "Türk illeri" ve "Kürt illeri" olarak fiilen iki seçim bölgesine bölündü. Kürt illerinde seçime iki parti katılacak; Kürtler adına DTP ve Türk devleti adına AKP. AKP bu seçimde ayrıca Kürt illerindeki Barzani etkisini de kazanmaya çalışacak. Seçime kadarki dönemde Türk devleti ile Barzani yönetimi arasında uyum sağlamak için diplomasi yapılacak.

Bu şema ezber bozan bir çelişki içeriyor. Ama böyle! "Tarihin cilvesi" denilen böylesi durumlar aslında toplumların, kendi iradelerini ve ana gelişme doğrultularını yitirdikleri zaman bile bile içine düştükleri çelişki tuzaklarıdır. Buradaki esas vahim çelişki, DTP Kürtlerin Türkiye içinde kalma iradesini ifade ederken, AKP-Devlet blokunun Kürtlerdeki ayrılıkçı potansiyele oynamakta olmasıdır. "Anormal" bu durum bir basiret bağlanması değil, Türkiye'nin ABD ve NATO çıkarlarına başının bağlanmış olmasıdır.

Temel politik tutum tayin etmede Türk solu için burada önemli olan, seçime Kürt illerinde Kürtleri temsilen katıldığı devlet-toplum tarafından kabul edilen DTP'den seçim işbirliği çağrısı almış olmasıdır. Yekpare bir Türk solu olmadığına göre DTP'nin çağrısına ortak sol bir yanıt oluşturmak Türk soluna düşüyordu. Bu bağlamda "Türk solu"nun işi kolay değildi. Ancak siyasi refleksi güçlenen ve giderek elini taşın altına sokmaya eğilimi artan bir "sosyalist sol"un varlığından söz edilebilir. Bu soldan, DTP'nin işbirliği çağrısına olumlu yanıt gelmiş ve iyi de olmuştur. Ancak, bundan sonra müşterek ve net bir seçim siyasetinin oluşturulabilmesi bilinçleri bulandıran bazı pürüzlerin ayıklanmasını gerektirmektedir.

Bunlardan biri, CHP'nin başlattığı ve Türk solunun bir kesiminin de ilgi alanı hâline gelen, "AKP'ye karşı seçim bloku" tuzağıdır. Baykal ve ekibi bunu, "reddi miras" iması olarak anlaşılmasını istediği bazı "açılımlar"la sağlamaya çalışmaktadır. CHP'nin kafa karıştıran, tartışma yaratan ve AKP karşıtı cephe tesisine hizmet eden "açılım"ları solun değil ama sola oy vermeye temayüllü belli bir seçmen kitlesinin bilincini bulandırıyor. CHP'nin bu "açılımlar"ı, sınıf bilincinin net ve oturmuş olduğu bir toplumda olsak, gülünç olabilirdi. Ama Türkiye öyle bir ülke değil. Aslında yaptığı "açılım"larla CHP Türk siyasal hayatında işlevini tamamlamış, fuzulî hâli gelmiş olduğunu bir kere daha kanıtlamış oluyor. Çarşaf-şalvar açılımları ile kendini elitist geçmişinden ayırdığının zannedilmesini beklerken halkı budala yerine koyuyor, ki elitizm de zaten bundan başka nedir ki?

Bu partide sosyal demokrat bir misyon görenlerin –sözgelimi, Fuat Keyman, Ercan Karakaş türünden siyaset meraklılarına itibar edebileceklerin– kulağına küpe, CHP'nin bir de "proleter açılımı" varmış! CHP'nin sık sık başvurduğu ve bazan da çok başarılı olduğu bir taktiktir bu. Ama CHP bunu, işçi sınıfının taleplerine ve genel sınıf Davasına sahip çıkarak yapmaz, yapamaz. Aksine, işçi sınıfının ve emekçilerin sola açık politikleşmesinden korktuğu zaman ve önünü kesmek için yapar. CHP'nin Türk solu ile, Kemalizmin Türk sosyalist düşüncesiyle yarıştığı ve çatıştığı asıl toplumsal mücadele alanı burasıdır. Solun bir kesiminin kafasını karıştırmayı, düşüncesini bulandırmayı ve peşine takmayı başardığı bu işçi dünyasında CHP'nin her zaman yapısal müttefikleri vardır, ama bugün bunların gücü ve işçiler üzerindeki etkisi neredeyse sıfırlanmıştır. CHP'nin "İşçi işlerine bakan" kapalı bürosunun kapısını DİSK'in kağıt üzerindeki hukuki mirasını yöneten bugünkü zevata açmak "açılımsa", CHP işçilere açılmaktadır! Yani CHP, işçi ve emekçileri de budala yerine koymaktadır. Madem ki "açılım", arkasından da "Kürt açılımı" gelir herhalde...

CHP, siyasetinin temelini değil, temel siyasetini halk yığınlarının çaresizliğine dayandırmıştır. Bu siyasetin hâlâ işlevli olabilmesi Türk sosyalist solunun durumu nedeniyledir: sosyalist sol köşeye sıkıştırılmış çaresiz halk yığınlarının önüne bir siyasal seçenek olarak çıkmayı başarıncaya kadar da işlevli olacaktır.

Sınıf siyasetini buna götürecek yol da, esas itibariyle, her seçim öncesi sosyalistler için “en yararlı” seçim siyaseti arayışına yeniden çıkmak yerine, temel siyasi bir perspektif doğrultusunda her an her seçime, hazırlıklı olmayı sağlayacak bir örgütlenme ve aktif siyasi faaliyet hâlinde olmaktır.