Sınıf mücadelesi

kukla2AKP’nin 7 yıllık iktidarı dünyanın paraya boğulduğu bir döneme rastladı. Asalak kapitalist kâr iştahı bu dönemde iyice çığırından çıktı. Tekelci sermaye kesimleri her ülkede büyük paralar kazandılar. Ülkeden ülkeye, sınıftan sınıfa, kesimden kesime büyük servet transferleri yaşandı. Türkiye'den dışarıya büyük servetler taşındı. Emekten sermayeye büyük değer aktarımı oldu. Kapitalistler için verimlilik görülmedik ölçüde arttı. Bütün bunlar oldu da Türkiye'de kıyamet mi koptu? Hayır. Sarsıcı genel grevler, elli, yüz binlik hak grevleri, yaygın ve sürekli emekçi eylemleri, hayatı altüst eden direnişler, sabotajlar, işgaller yaşanmadı. Hak ve özgürlükleri boğan yasallığın dışına, hükümet ve devlet sık sık hiç bir perva duymadan çıktığı halde, asıl çıkması gerekenlerden çıkan olmadı. Bu çapta bir kapitalist operasyon gerçekleşirken Türkiye’nin AKP’ye, TÜSİAD’a zindan edilmesi gerekirdi, edilmedi. Niçin böyle ve bu kadar kolay olabildi? AKP nasıl oldu da, beş yıllık iktidarından sonra, yüzde 35 olan oyuna göre desteğini yüzde 35 daha arttırarak iktidarını pekiştirebildi?

Buna cevap olarak deniliyor ki, "Türkiye’de muhalefet yok!" Kastedilen CHP'dir, Baykal'dır. Baykal görevini yapsaymış gene olurmuş ama bu kadar da olmazmış. CHP’nin böyle suçlanması, bir yandan AKP'ye karşı muhalefeti CHP'ye indirgediği, diğer yandan da CHP'nin muhalefet olabileceğini ima ettiği için kuyruklu bir demagojidir. CHP'yi sosyal demokrat varsayan bir yanılgıya dayandığı da söylenemez. CHP diyelim gerçek sosyal demokrat parti oldu, yaptığından fazlasını nasıl yapacak? AKP'nin yedi yıllık iktidarında yaptıklarının aynısının aynı dönemde, aynen yaşandığı Avrupa’da sosyal demokrasi var da ne oldu, ne oluyor? CHP'den fazla yaptıkları nedir?

Kısaca söylersek, Türkiye'de bulunmayan “sınıfsal muhalefet”tir. Sınıfsal muhalefetten kasıt nedir? Bunun önü “kaba”, arkası “ince”, iki yönlü cevabı vardır. Sınıfsal muhalefet, sınıf mücadelesidir. Sınıfların çıkarlarını karşı karşıya koymak ve çatıştırmaktır. Çıkarlar kendi kendine çatışmayacağına göre, çatışmaktır. Karşı taraftan zorla kopartarak almaktır. Gerekiyorsa bunu göğüs göğüse yapmaktır. Sınıf muhalefeti sendika, parti, vakıf, dernek kurup levha asmak değil, bunları sınıfın çıkarları için bilfiil kavgaya sürüp, karşı olanları korkutmak, caydırmak, istemediklerini yapmaya mecbur etmektir. Sınıfsal muhalefet, yaptırımı olan muhalefettir. Yaparsın da kazanamazsın, tamam. O da olur. Sınıf mücadelesi, zaten, yeniden teşebbüs edinceye kadar sonucu kabullenmektir.

Sınıfsal muhalefetin, aynı zamanda her boyutunda şiddet içeren bu "kaba" önyüzünün bir de arka yüzü bulunur. Önyüzünün reddedilmesi arkayüzünün de reddedilmesidir. Sınıf mücadelesinin zorunu, “kaba” biçimini reddetmek sınıf mücadelesinin kendisini tümüyle reddetmektir. Türkiye’de yaygın olan bu reddir. Ortalık "muhalif"den geçilmez olduğu halde “muhalefet” denebilecek bir şey kalmamış olması, bu nedenledir. Açıkça, asıl ve sonuç alıcı muhalefet reddedilmekte, yerine "serinkanlı", "uzlaşmacı", "diyalogçu", "yasalcı" "sabırcı", "kanaatkâr", "ilkesiz" "ince eleyip sık dokuyan", her hâliyle “dilenci” bir “muhalefet” anlayışı konulmaktadır. Yenilgiyi daha yaşamadan pısan “hesapçı muhalefet”tir bu. Muhalefet değil, oyalamadır. Bu yanlış, yoz muhalefet anlayışı sınıfsal muhalefetin siyasal cephesini tanzim etmekten sorumlu sol siyasî kesimin de önemli bir bölümünü fena halde etkilemiş, çürütmüştür.

Yunanistan’a bakalım. Sokak eylemleri, okul boykotları, kent meydanlarının işgali, polisle ve devletle çatışmalar doğru muhalefet değil, “anarşi” imiş, “provokasyon” imiş. Niye? Gerici sağcı Karamanlis hükümeti ve onun sosyal demokrat muhalifi ülkeyi senin istemediğin, en temel çıkarlarına zıt bir yere götürsünler, sen “komünist” ol ama kolunu kıpırdatma. Sınıf mücadelesinin “kaba” önyüzü elbette zorunlu olarak şiddeti içerir, ama ince, estetik, siyasal ve sanatsal arkayüzünde yine “komünizm” vardır. Sınıf muhalefetinin göğüs göğüse çatışma ima eden kaba biçiminin reddi, ideolojik, felsefi, siyasi, kültürel ve sanatsal ince biçimlerinin de reddini getirmektedir. Toplumu her alanda yozlaşmaya götüren de budur.

Aralık 2008 Yunanistan'ı Türkiye'nin durumuna ayna tuttu. Bugünkü dünyayı anlamak aslında daha organik olduğu için dünkünden daha kolay. Sadelik, en büyük 300-500 tekelin emperyalist çıkar siyasetinin dünyayı düzenliyor olmasından kaynaklanıyor. Dünyanın bu durumunun aynı zamanda tek tek ülkelerdeki durumu, olayların ve gelişmenin mantığını, siyasetin önünü-arkasını çözümlemeyi de kolaylaştırması beklenirdi. Ama bu yok. O halde dünyanın bir eksiği var: Komünist düşünce ve eylem! Komünizm şudur, budur, Marx’tır, Lenin'dir, bunların sağa sola sapan veya savrulan açılımlarıdır, örgüttür, siyasettir, vb., fakat felsefî imbikten süzüldükten sonra göründüğü şekliyle, insan yaşamının –gene insan olan– özüne ilişkin evrensel bir tavırdır. İşte bu yok. Yunanistan'da polis "devlet suçu" işledi, genç bir öğrenciyi öldürdü, gençlik yakarak, yıkarak itiraz etti. Genç bir insanın ölümüne acıdığı için diye değil, polis genç bir insanı öldürmeye cüret etti, kendinde yetki gördü diye çıldırdığından itiraz etti. Fena mı etti? Polisin suçu onca yakıp yıkmaya, vb. değmez miydi? Olaylar, suçun müeyyidesini gösterdi, İşte doğru komünist tutum budur. Devrimci, Marksist, Komünist olmayan siyasi tutum da bunu “anarşi” diye karalamak ya da hafife almaktır. Yunanistan'daki devlet suçunun çok daha ağırını Türk devleti, kendine dönen hiç bir müeyyidesi olmadığı için her gün işlemektedir. İş dünyasında ise "yasa tanımazlık" zaten temel kuraldır. Niye Yunanistan'da öyle de, burda böyle?

"Yakınma"dan ileri gidilmediği için. Demokrasi "yasallık"tan ibaret bir şeymiş gibi algılandığı, ne yapsa devletin ve sermayenin yanına kâr kaldığı için. Ankara'ya binlerce kişiyle bağırıp çağırmaya gidip, sonra kös kös geri dönmek sınıf mücadelesi olmadığı için...