1 Mayıs 2010

Herhangi bir olay, olgu ya da durumu kutlamak, o olay, olgu ya da durumun içeriğini zenginleştirerek kitlelere mal etmeye yarar. 1 Mayıs –bilindiği gibi– işçi sınıfının uluslararası birlik ve dayanışma günüdür. Dolayısıyla, 1 Mayıs’ı kutlamak demek, işçi sınıfının, aktüel ekonomik, demokratik ve sosyal taleplerinin yanısıra, nihai hedefi doğrultusunda enternasyonalist birlik ve dayanışmasını da güncelleştirerek kitlelere mal etme etkinliği demektir.

Ancak, ne yazık ki, 1 Mayıs’ı “Bahar Bayramı” olmaktan bir türlü kurtaramıyoruz. 1 Mayıs’ın “Bahar Bayramı” bile olmasına dayanamayanlar, 12 Eylül faşizminde onu tamamen tarihten silmek istediler. Fakat tarih, onu yazanların değil, onu yapanların ürünüdür.Tarihin en önde gelen, asıl yapıcıları da daima çalışanlar olmuştur. Dolayısıyla, ister onun adını değiştir, ister bir eğlence ve tatil günü haline getirmeye çalış, 1 Mayıs’ı ortaya çıkaran nedenler kalksa bile o varlığını devam ettirecektir.

1 Mayıs kutlamalarında, ne yazık ki, bıraktık nihai hedefleri, işçi sınıfının güncel ekonomik, demokratik ve sosyal hakları bile gündeme maledilemiyor. Bütün bu haklar unutulmuş durumda. Başta sendika yöneticileri olmak üzere, işçi sınıfının çıkarları için mücadele ettiğini iddia eden hiç kimse ciddiye almamaktadır işin bu yanını.

Örneğin çalışanların kıdem tazminatı hakkı... 12 Eylül faşizmi öncesinde, sendikaların toplu sözleşme görüşmelerinin en önemli gündem maddesi kıdem tazminatı süresi idi. Toplu sözleşme görüşmeleri ile yılda 6 aya kadar kıdem tazminatı alınabiliyordu. 12 Eylül faşizmi, kıdem tazminatını yılda 70 günle sınırladı. Günümüzde, başta sendika yöneticileri olmak üzere, çalışanların kıdem tazminatı konusunda hiç kimsenin “gıkı çıkmıyor”.

Yine SSK Kanunu’nda yapılan değişikliklerle emekçilerin gaspedilen sosyal güvenlik hakları hiç kimsenin umurunda değil... Günümüzde sermayenin, “çağdaş, muasır medeniyet seviyesi”ne uygun olarak, emekçileri sigortasız, sendikasız, belirsiz süreli, “parçabaşı” çalıştırması artık kaçınılmaz bir yöntem haline gelmiştir; ama bu konuda da sendika yöneticilerimizin de emekçilerin haklarını savunduklarını iddia edenlerin de söyleyebilecekleri hiçbir şey yok!...

İşçi sınıfının güncel haklarının ve taleplerinin unutulduğu, ağıza bile alınmadığı bir 1 Mayıs “kutlaması”nda, işçi sınıfının enternasyonalist birlik ve dayanışma dâvasının hatırlanmamasından daha doğal ne olabilir? Her 1 Mayıs’ta Kazancı Yokuşu’na karanfil bırakmak, başta sermayenin temsilcileri olmak üzere hiç kimsenin itiraz etmeyeceği bir eylemdir. Önemli olan o karanfillerin Kazancı Yokuşu’na niçin bırakıldığının günümüz insanının bilincinde yerini almasını sağlamaktır.

Böyle bir ortamda 1 Mayıs “kutlamaları”nın, kendilerini devrimci ilan eden grupların ve sendikaların âmiyane deyişle “sidik yarışı” hâline gelmesinden daha doğal bir şey olamazdı. Öyle de oldu, ve öyle olmakla kaldı. Bu son 1 Mayıs kutlaması bundan öte bir şey olmuş olsaydı AKP iktidarının getirdiği anayasa değişikliği paketinde işçi ve emekçi haklarıyla ilgili talepler hiç bu kadar hiçe sayılabilir miydi?

1 Mayıs kutlamaları da içinde yaşadığımız toplumsal koşulların bize dayattığı ideolojik ve siyasal saldırıların sonucu olarak içeriğinden ve amacından soyutlanmıştır. 1 Mayıs kutlamaları, “devrimci” grup ve sendikaların reklâm aracı olmaktan kurtarılıp, gerçek amacına uygun hale getirildiğinde, işte o zaman, 1 Mayıs’ın içeriği ve amacı ile uyumlu hâle gelecektir.